Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
'Ekmeğimizle oynuyorlar'
0:00 / 0:00

Bilindiği gibi pandemi döneminde en çok zarara uğrayan sektörlerden biri de sinema. 16 aylık süreçte yüzlerce filmin çekimi ya ertelendi ya da iptal oldu. Keza yüzlerce filmin gösterimi de ertelendi. O filmlerden biri de 'Amacı Olmayan Grup'... 

Ali Tanrıverdi'nin ilk yönetmenlik çalışması olan 'Amacı Olmayan Grup', 16 aylık bir gecikmenin sonunda gösterime girdi.
Sarp Bozkurt, Ali Barkın, Naz Çağla Irmak, Hakan Bilgin, Hülya Gülşen ve Gamze Karaduman'ın başrollerini paylaştığı film, sosyal medyanın fenomenlerinden biri olan, milyonlarca takipçisi bulunan gerçek 'Amacı Olmayan Grup'tan esinlenilerek Ali Tanrıverdi ve Murat Şeker tarafından aynı adla senaryolaştırıldı. Film, beyazperdeye dijital dünyanın getirdiği yeni sosyal ilişkileri eğlenceli bir dille anlatıp kuşak çatışmalarını gençlik - komedi türünde aktardı.

Günümüzün gündem maddelerinden biri aşı olmak istemeyenlerin sosyal hayattan belli ölçülerde uzak kalması. Aşı olmak istemeyenler, sinema salonlarına negatif sonuçlu PCR testiyle girmek zorunda. Doğal olarak bu durum, gişe rakamlarına olumsuz şekilde yansıdı. Aynı zamanda filmin yapımcısı olan Murat Şeker, bu konuda "Ya onlar da aşılanacak ya da onlar için ayrı bölgeler kurulacak. Çünkü bizim ekmeğimizle oynuyorlar" dedi.

Murat Şeker'in dikkat çektiği konulardan biri de dijital platformların sinemaya olan etkisi. Şeker'e göre dijital platformlar sinema sektörü için büyük tehlike arz ediyor. Murat Şeker'in yorumu "Türk sinemasının geleceği tehlikede" olacak kadar keskin.

Murat Şeker ile Ali Tanrıverdi, Habertürk'e verdikleri röportajda 'Amacı Olmayan Grup' ile izleyiciye neler sunmayı amaçladıklarını, aşı olmayanların ve dijital platformların sinemaya olan etkisini anlattı. 

'Amacı Olmayan Grup'un gösterimi pandemi nedeniyle iki kez ertelendi. Sanıyorum bu durum, sizi psikolojik olarak epeyce yormuştur. Sağlıklı kalmak, akıl sağlığını korumak pandemi döneminde daha da önemli bir hal aldı. Bunun yanı sıra bu dönemde çalışabiliyor olmak daha da kıymetli. Uzun süre salonları kapalı olan sinemanın mensupları olarak sizde durumlar nasıl?
Murat Şeker: Biz ilk günlerde elinden oyuncağı alınmış çocuklara döndük. Sonra iş, oyuncak kavramının olmadığı bir dünyaya evrilerek trajik bir hale geldi. Bir de biz sinemacı olduğumuz için herkes 'Neden dijital platforma iş yapmıyorsunuz?' diye soruyor. Bizim sinema dünyamız; eski Yunan agora demokrasisi gibi aracısız, sorgusuz, sualsiz... Halkımızla yüz yüzeyiz. Dijital platform dediğinde; dosyalar, senaryolar hazırlanıyor, kendini bir ispat çabası başlıyor. Hazırlanmaya da bilirsin, sana teklif de gelebilir ama iş şu noktaya geliyor; her dijital platformun kendine özgü bir ideolojisi var, yok gibi gözükenin de var. Olanın zaten var. Birincisi; ben kendimi onlara niye adapte etmek zorunda olayım? İkincisi; bu adaptasyonun bedeli nedir? Biz bunlara hiç alışmadık. Biz aklına geleni yapan, gerçek manada bağımsız bir film şirketiyiz. Dolayısıyla şimdi filmimiz vizyona girdiği süreçte, tam da istediğimiz şekilde, kafamıza göre PR stratejisi izleyebiliyoruz.

Murat Şeker
Murat Şeker

Dijital platformlar üretim açısından özellikle pandemi döneminde kurtarıcı değil mi?
Dünyada pandemide en çok zarar gören sektörlerden biri total olarak sinema oldu. Ama Türk sinema sektörü ikinci bir darbe daha aldı. Özellikle ABD sermayesinin Türkiye'ye hızlı ve yüksek miktarlı girişiyle bizim sektörümüzün dinamikleri kökünden sarsıldı. İzleyiciler, bunların farkında değil. Bilmek zorunda da değiller ama yapım maliyetlerimiz çok yükseldi. Çünkü dolara karşı biz paramızı 8 ile çarparken bir ABD'li 8'e bölüyor. Maliyetler, % 25 - 30 arttı. Bu ne demek? Bir oyuncuya bölüm başına 800 bin lira verebiliyor olmak bir ABD firması için çok da büyük bir sorun değil ama Türk yapımcılar için büyük bir sorun. Bir oyuncu, bir bölüm için 800 bin lira fiyat alabiliyorsa bir film için de demek ki bir buçuk milyon lira talep edecek. Şimdi bir başrol oyuncusuna bir buçuk milyon lira verdikten sonra iş, "Bari filmi de o çeksin"e geliyor. Dolayısıyla mesele benim dijital platformlara yakın ya da uzak durmam değil. Şu an Türk sinemasının geleceği tehlikede. Bizim de bazı dijital platformlarla birtakım görüşmelerimiz oldu ama bir coşku, bir şevk, bir aşkla değil. Çünkü şu soru gündeme geliyor; biz de gidersek, oraya çalışırsak, Türk sineması taş mı yiyecek? Bir de izleyiciler ne olacak? Bir de bizim, aracısız, klasik tabirle Orta Çağ'daki ruhban sınıfı gibi olmadan işini gören bir Türk sinemamız varken niye şimdi bir yönetici grubunun onayıyla iş yapar hale gelmeye "Eyvallah" diyelim? Diyemeyiz. Ancak biz istediğimiz gibi yaparız, onlar da "Gelin istediğiniz gibi yapın" derlerse yaparız. Döviz, 6 - 7 liraydı. 9 - 10 lira oldu. Bir yandan dış sermaye girişi oldu. Pandemiden dolayı karavan fiyatları bile 2 - 3 katına çıktı. Maliyetlerin yükselmesi, piyasa koşullarının değişmesiyle bir taraf prim yaparken, güç kazanırken öteki tarafın dükkanı kapalı. Türkiye'nin güzelliği ve özelliği nedir? Türkiye; Hindistan, İran ve Güney Kore ile birlikte dünyada kendi iç pazarında ABD  sinemasına karşı güç sahibi olan ülkelerden biriydi. Bizim dizi sektörümüz zaten adet olarak dünyada ikinci ihracatçı konumunda. Şimdi ne oldu? Yabancılar geliyor, parasını veriyor, bizim oyuncu ve yönetmenlerimiz kendi dizilerini onlar adına yapmaya başladı. Sayıları giderek de artacak. Film de yaptırıyorlar. Ama biz kendimiz, kendi irademizle, kendi istediğimizi yapabilecek miyiz? Adam, neden bize kendi istediğimizi yapalım diye para versin? Kim kime vermiş?

O zaman film çekmek artık daha mı zor olacak?
Murat Şeker:
Zor olacak. Özellikle bazı oyuncuları yüksek kaşeleri nedeniyle artık sinemada göremeyeceğiz.

Bu konuda sinema sektörü neler yapıyor, neler yapmalı?
Murat Şeker: Bundan vazgeçmemek, yeni yıldızlar bulmak gerek. Zamanında da Yeşilçam'ın çıkmaza girmesinin en büyük sebebi; yıldız oyuncu sisteminin tıkanmasıydı. Yıldız oyuncular yaşlanınca ve yerlerine yeni isimler gelemeyince Yeşilçam çıkmaza girmişti. Günümüzde de yüksek kaşeleri nedeniyle sinema filmlerinde olamayacakları için yeniden bir yıldız oyuncu krizi baş gösterecek. Bugün yeni nesil oyuncuların çok güçlü bir şekilde geliyor olmasıyla bir şansımız var. Bu değişimde bizim de hızlanıp sadece belli isimlere takılmayıp yeni isimlerle yeni bir şey yapmamız gerekiyor. Yeni bir yatırım yapmak gerekiyor. Türk sinemasının yeni paraya, yeni yatırımcılara ve yıldız olabilecek yeni oyunculara ihtiyacı var. Buradan da çağrı yapalım; Hollywood'da da bu işler böyle yürüyor. Yatırımcılar, Türk sinemasına yatırım yapabilir. Çünkü şu an buralar zorlu da olsa bir dutluk. İyi tımar edilmesi, ıslah edilmesi, iyi sürülmesi lazım. İyi sürüm yapılırsa işler yoluna girer. Çünkü toprak verimli, çünkü bizim halkımız sinemaya daha çok bizim içeriğimizi izlemek için gidiyor.

Sektörün sorunlarından yeni filminize geçelim. Ali, 'Amacı Olmayan Grup', senin ilk yönetmenlik çalışman. Filmi, gösterime planlanan süreden 16 ay sonra çıkarabildiniz. Neler hissediyorsun?
Ali Tanrıverdi: Çok özel bir film. İki yıl önce hangi duygudaysak şu anda da aynı duygudayız. Hatta filmi tekrar izlediğimizde aradan geçen zamanda benim için iyice demlendi. Tekrar izlediğimizde daha güzel daha tatlı geliyor. Memleketin geldiği durum, aradan geçen süre, gençlerin geldiği durum bence bizim filmimizi daha eğlenceli ve daha anlamlı bir hale getirdi. Pandeminin ilk zamanlarında akıl sağlığımızı korumak için bir süre mücadele verdik. O süreçten de işimizi yaparak, üreterek ve yaratarak çıktık. Ekmeğimizi sinemadan yiyoruz, o yüzden bizim negatife düşecek bir halimiz  olamaz. Şimdi herkes "Filmi neden bu dönemde çıkıyorsunuz?" tarzında sorular soruyor. Ne yapalım? Film çıkmazsa izleyici sinemaya nasıl gidecek? En azından biz şu an 'Amacı Olmayan Grup'un üreticileri olarak gençlere, aynı zamanda ebeveynlere yönelik, 6 yaş üzeri herkesin gönül rahatlığıyla izleyebileceği, salondan çıktığında da verdikleri paraya "Helal olsun" diyecekleri bir film yaptık. O yüzden negatif düşünecek bir durumumuz yok, hep pozitifiz, iki senedir pozitif düşünüyoruz.

Ali Tanrıverdi
Ali Tanrıverdi

'Amacı Olmayan Grup' izleyicilere ne anlatacak?
Ali Tanrıverdi: Adı üstünde 'Amacı Olmayan Grup'... Gerçekten amacı olmayan bir grup var, adları da 'Amacı Olmayan Grup'...  Bunlar yaklaşık bir milyon üyeleri olan arkadaşlarımız, gerçek bir grup, Onur ve Sercan adında iki kurucusu var. Biz onlar üzerinden bir hikâye anlattık. Filmi bazen gerçek hikâyelerini bazen de bunu başka türlü anlatarak yaptık. Bir milyon adam var ve 'Amacı Olmayan Grup' diye bir gruba üyeler ki bu zaten bunu kime anlatsak bir tebessüme sebep oluyordu. Murat Ağabey'in Demet Akbağ ile çektiği 'Görevimiz Tatil' ile biraz toplumsal komediye doğru bir şey yaptık. Popüler sinema içerisinde uzun zamandır toplumsal komedi dediğimiz, bir derdi olan filmler üretme aşamasına geçtik. 'Aşk Tutulması' diye bir filmimiz vardı, yıllar sonra çekilen ilk romantik - komedi filmi olmuştu. 'Çakallarla Dans' ile suç - komedi filmi çıtasını diktik. 'Amacı Olmayan Grup da bence gerçekten Türkiye'de uzun yıllardır gençlerin gerçek derdini eğlenceli olarak anlatan ve onlara nacizane bir yol gösteren  film oldu diyebiliriz.
Murat Şeker: 'Amacı Olmayan Grup', temelinde amacı olmayan bir grup gencin hikâyesini anlatıyor. Sokak röportajları yaptık; "Amaçsız yaşayabilir misiniz?" diye... Bir grup genç hariç diğerleri "Hayır, yaşayamayız" dedi. Nedense bir grup genç hâlâ ısrarla "Ben amaçsız da yaşarım" diyor. Dolayısıyla biz masaya bunu yatırdık. Tam olarak gençlik filmi ama içinde eğlenceli ve çılgın şeyler olsa da aklı başında bir film. Bu filmi yaptığımız için memnunuz ve her türlü sonucuna da razıyız. Biz filmimizi seviyoruz ve filmimize güveniyoruz.

Ali Barkın - Ali Tanrıverdi - Sarp Bozkurt - Gamze Karaduman - Hakan Bilgin - Hülya Gülşen - Naz Çağla Irmak
Ali Barkın - Ali Tanrıverdi - Sarp Bozkurt - Gamze Karaduman - Hakan Bilgin - Hülya Gülşen - Naz Çağla Irmak

Yönetmenlikten önce 'Çakallarla Dans' serisi başta olmak üzere, Murat Şeker ile birlikte birçok senaryo yazdın. Seni yönetmenlik de yapmaya yönlendiren etmenler nelerdi?
Ali Tanrıverdi: Murat Ağabey, 2009'da kendisiyle çalışmaya başladığım günden itibaren sağ olsun, sorumluluk almak istediğin zaman onu daha fazla veren bir insan oldu. Bu nedenle 'Çakallarla Dans' serisi benim için bir okuldur. Senaryo başka bir şey.. Bir hayal işi ama zaten bütün 'Çakallarla Dans' serisi ve diğer filmler boyunca senaryolarının yazılmaya başladığı andan en son çıkış yapılıp sinemalara gitme aşamasına kadar içinde bulunduğumdan dolayı filmciliği öğrenen bir adam haline geldim. Yönetmenlik bu işin oyuncu yönetimi kısmıyla ilgili, bununla ilgili bir sürü de ekol var. Ben tabii ki ustam olduğu için Murat Ağabey ile aynı ekolü savunuyorum. Oyuncunun yönetmenle olan ilişkisi üzerine yönetmenliğini geliştirmeye çalışan bir ekolü takip ettiğimden dolayı daha nasıl iyi bir okuldan geçmiş olabilirim? 'Çakallarla Dans'ta Şevket Çoruh, 'Görevimiz Tatil'de Demet Akbağ ile Zafer Algöz, 'Aşk Geliyorum Demez'de Zeki Alasya'nın tezgâhından geçtim. "Korktuğum şeyi, yapabilir miyim yoksa yapamaz mıyım?" diye düşünmem yaklaşık 10 saniye sürüyor sonra ondan heyecan ve zevk alma aşamasına geçiyorum. Ve bizde hep şöyle oluyor; olan şeyler çok konuşulmaz, olmayan şeyler üzerine konuşulur. "Bir dakika bunu böyle yaptım, bunu daha iyi yapmam lazım" tarzı ilerliyorum o yüzden ben çok zorlanmadım. Sen de uzun yıllardır biliyorsun sadece senaryo değil, yapım tarafında da olan biriyim. Eğer bir filmin fırından nasıl çıkacağını biliyorsan o zaman işler biraz daha kolay oluyor.

Murat, senaristlik ve yönetmenliğinin yanı sıra yapımcı tarafın da var. 'Amacı Olmayan Grup', sinemalarda aşı olmayanlara yönelik PCR testi istendiği, bunun sonucunda da gişe rakamlarının düştüğü bir dönemde gösterime girdi. Bu konuda neler düşünüyorsun?
Murat Şeker:
Bunun bir sonu yok. 6 Eylül'de okulların açılmasıyla zaten hepimizin hayatında yeni bir dönem başladı. Atıyorum, 6 Ekim'de önlemler sertleşerek devam edecek. Mesela iş, "Aşı olmayanlar şehir içi otobüslerine de binmesin" durumuna gelecek veya bir daha sokağa çıkma kısıtlaması olacaksa bu, aşı olmayanlara yönelik olacak. Dolayısıyla bunlar sonraki süreçlerde aşmamız ve alışmamız gereken bir gerçek. PCR testi uygulamasıyla izleyici sayısında bir düşüş var. Bence önümüzdeki hafta biraz daha toparlanır. Bizim filmimiz de gençler için bir çağrı olacak.

Pandemiden dolayı çekimlerinizi ertelediğiniz 'Ya İstiklâl Ya Ölüm'de son durum nedir?
Murat Şeker:
'Ya İstiklâl Ya Ölüm', Fenerbahçe'nin Kurtuluş Savaşı'na olan katkılarının hikâyesi. Çekimleri mecburen 2023'e erteledik. Kültür ve Turizm Bakanlığı destek verdi. İlk kez bir filmimiz için bakanlıktan destek talep ettik. Bütçemize göre düşük bir destek. Bütçemizin % 5'ine tekabül ediyor ama en azından devletimizin şefkatli kollarını hissettik. Sonra 'Hayatımın Aşkı' diye bir romantik - komedi projemiz var. Bir de 'Beni Bulur' diye başka bir proje üzerinde çalışıyoruz. Ali'nin ikinci yönetmenlik çalışması olacak.

'Ya İstiklâl Ya Ölüm'de senaryo aşaması zaten tamamlanmıştı değil mi?
Murat Şeker: Tamamlanmıştı ama bir revize çalışması yaparız.
Ali Tanrıverdi: Bir storyboard aşamasındaydık, dekorlar kurulacaktı, çiziliyordu. Dekorların yapımına bir ayımız kalmıştı aslında ondan sonra da sete çıkacaktık.  

Oyuncularla anlaşmış mıydınız? Kadroda değişiklik olacak mı?
Murat Şeker: % 80'iyle anlaşmıştık. Ama 2023'e kadar her şey değişebilir. Değişmeyenler de olur. Mesela Nejat İşler değişmez. Nejat'ı niye değiştirelim?
Ali Tanrıverdi: Tabii ki filmle ilgili güncelleme yapacağız. Çünkü 'Ya İstiklâl Ya Ölüm' hem Türkiye'deki en yüksek bütçeli filmler kategorisine girecek bir film hem de bizim kendi yapım şirketimiz için de iyi bir atılım olacak. O yüzden bu tarz büyük filmlerin muamelesi 3 - 5 ay önceden değil, bir yıl önceden başlar. Biz ilk yaptığımızda da bir yıl önceden başlamıştık çünkü nasıl muamele edersen, ön hazırlığı ne kadar iyi yaparsan o kadar iyi  sonuç alınıyor.
Murat Şeker: Şunları söyleyelim; Nejat İşler haricinde Şevket Çoruh, Sarp Akkaya, Nesrin Cavadzade, Onur Tuna, Ozan Akbaba, Reha Özcan, Tim Seyfi ve İrlandalı Barry Ward gibi isimler var. Bizim sözleşmelerimiz masanın üstünde duruyordu, tam gönderecektik, pandemi başladı. Ben uzunca bir süre gerçeği kabullenemedim hatta hayatımda ilk defa pandeminin ilk günlerinden sonra antidepresan kullandım. Çünkü hayatımızın filmini çekmeye hazırlanıyorduk, Barry ile de konuştuk, adam Londra'dan gelecekti, uçak bileti alıyorduk ki pandemi başladı.
Ali Tanrıverdi: Biz daha çok mizahla ilgilendiğimiz için komik olarak baktığında, Murat Ağabey, yıllardır hazırlandığı hayatının filmine başlayamadı, benim ilk yönetmenlik çalışmam 16 aylık gecikmeyle girecek ama hâlâ gülebiliyoruz.

'Çakallarla Dans'a devam etmeyecek misiniz?
Murat Şeker:
Edeceğiz, Ali bir öykü akışı yazmıştı, üzerindeyiz. Doğal olarak şunu bekliyoruz; sinemalarda PCR testi uygulaması ve % 50 kapasite durumları var. Sinemayı seviyoruz ama maalesef en son ABD sermayesinin girişi ve buna bağlı olarak piyasadaki fiyatların yükselmesi durumları var. Saydığım projeler, "Yarın sete çıkıyoruz" dediğinde çıkabileceğimiz aşamada. Üçünün senaryosu hazır, 'Çakallarla Dans 6' da kalbimizde yaşıyor, zaten "Yapalım" dediğimizde yapılabilecek bir durumda. Pandeminin gidişatı bizi yönlendirecek. Biz bu kış bir film çekeriz ama...

Pandemi eninde sonunda bitecek. Sinema sektörü, pandemi öncesine ne kadar sürede döner?
Murat Şeker: Beraber bir şeyleri yapma duygusu hep var. İnsan, sosyal bir hayvandır, bu değişmez bir gerçek. Şu an pandeminin en çok zarar verdiği şey sosyalleşme gibi gözüküyor ama restoranlar ve kafeler açıldığından beri sokaklar fıkır fıkır. Bu biraz da aşılanma süreciyle alakalı. Bu bilimsel bir akış ve o akışın mantıklı bir şekilde devam etmesiyle her şey eskisine hatta eskisinden de iyi bir yere evrilecektir.
Ali Tanrıverdi: Tabii ki de çalışan insanlar var, bu çok mecburi bir şey. Metrobüslerin, Marmaray'ın, metroların, AVM'lerin açık olduğu dünyada, kafelerin sosyal mesafelerle açılıp, sonra sosyal mesafeye kimsenin uymadığını hatırla. Bence bütün bunların açık olduğu yerde sinema salonlarının  kapalı olması da çok saçmaydı. Sanki kültür tarafına biraz üvey evlat muamelesi yaptık. Hâlâ geç değil bence, işin kültür tarafına biraz ehemmiyet verilmeli.
Murat Şeker: Metrobüs mü daha tehlikeli yoksa sinema salonu mu? Ya da AVM neden açık da bunun içindeki sinema kapalıydı?

Metrobüse binen insanlar işe gidiyor. İşe gitmek şart ama sinemaya gitmenin pandemi döneminde o kadar da şart olmadığı düşünüldüğü içindir.

Murat Şeker: Bu mantıklı bir şey değil ama.. İlk kez böyle bir şey yaşamanın getirdiği bocalamada bütün devletlerde kafa karışıklığı oldu. Bütün devletler, pandemi sürecinde bir bocalama yaşadı çünkü ilk kez böyle bir şeyle karşılaştıkları için akla ilk gelen kapatma ve kısıtlama getirmeydi. Sinema salonlarını ele alalım; cumartesi ve pazar günleri hariç seanslar kolay kolay dolmaz. Hafta içi salonların doluluk oranı % 22'dir. Bu arada sinemaların bir daha kapanacağını düşünmüyorum. Zaten bilim adamlarının da söylediği gibi bu durum, aşısızlar pandemisine doğru gidiyor. Ya onlar da aşılanacak ya da onlar için ayrı bölgeler kurulacak. Çünkü bizim ekmeğimizle oynuyorlar. Kolumuzda verem aşısından tut bir sürü aşı çocukluğumuzda hiç sorulmadan yapıldı. Aşılar sayesinde bir sürü çocuk hastalığını atlattık. Hayatında bir tane bilimsel makale okumamış adam, ki yine okumuyor ama iki tane hurafeye inanmayı tercih ediyor. Aşırılık da şöyle oluyor; bir düşünceye mensup aşırılar, bunu öteki düşünceye sahip olanların geliştirdiğini düşünüyor. Öteki aşırılar da tam tersini. Dolayısıyla şu an ABD, İngiltere ve bizde hastanede yatanların % 99'u aşısızlar.

En komik hurafe, aşılarla insanlara cip yerleştirecekleri...
Murat Şeker:
Bize cipi taktılar zaten. Elimizdeki telefonlar elimize verildiğinden beri bize cipi taktılar. Hiç kimse önemsiz değil, herkes kendince önemli tabii ama kendimize bu kadar büyük anlamlar yüklemeye gerek yok.

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.