Aşk güzel şey...
Tiyatronun ustaları Kadriye Kenter ve Müşfik Kenter'den, şimdilerde yaşanan tüm 'sahici ve seviyeli aşk'lara cevap niteliğinde bir oyun; "Aşk Mektupları"...
BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com
“… What am I to do? How am I to know? Who you are? / Previous illusions that… She shimmers like a California sunset…” Kulaklarınıza duhul etmiştir sanırım; 90’lı yıllara damgasını vuran Jason Kay önderliğindeki Jamiroquai’nın “Love Foolosophy” şarkısı… Bol ışıklı ve kasveti dağınık bir mekânda, ‘oluruna bırakırım, olmazsa bırakırım’ modunda dağıtıyoruz tüm fanilik efkârımızı… İyi miyiz?! Bilmem, galiba fena da değiliz hani, güzeliz işte… Tabii bu sergüzeşt hallenmeler-imize, Jamiroquai’nın şarkısının da etkisi büyük… Yanımdan salınarak geçen bir bünye, şarkıyı kendi dilinde nidalayarak çeviriyor ya da ben öyle sanıyorum: “… Farkındayım fakat kendimi engelleyemiyorum /… Ne yapmam gerek? Nasıl bilebilirim? Sen kimsin? / … Daha önceki yanılsamalar ki… O Kaliforniya günbatımı gibi parıldar… ” Mevzuyu aşka bağlıyor Jason ve gecenin salınarak rahatlayan bünyeleri. Birazdan biz de bağlayacağız ki ama öncesinde…
Sabah, ayaklarımız Galata’ya sürünce rotayı, anladık ki bugün Bülent Ortaçgil kıvamında “Denize Doğru” yol alacaktık. Hoş, gece muhabbet Adornovari kötümser idealara ve Jamiroquai’nın şarkıda söylendiği üzere Kaliforniya sokaklarına kaymıştı ama şimdilik, bulunduğumuz istikametten yaşamaya devam…
4-12 MART: NUBLU JAZZ FESTİVALİ’NDEYİZ!
Galata’nın altında bol köpüklü, Türk Kahvesi’yle açılan sabah aydınlığı, Karaköy limanında biraz denize karşı, biraz da bize karşı “öylesine-sakin” durmanın tadını çıkararak devam etti. Ahali karar vermiş, hep Avrupa Yakası muhabbeti olmazmış, sırada Anadolu Yakası varmış. Şubat’ın soğuğunda ‘yalancı bahar’ yaşatan İstanbul’um, akşam sonunda, vapurla Üsküdar ziyafeti yaşatarak vedasını salmıştı bize… Bu sakinliğin sonunda, taze bir haber düştü masaya; Dinleyenlerini ikinci kez mest edecek olan Nublu Jazz Festivali için geri sayım başladı. (Hemen ajandaya not ediyoruz ki sonra kaçırdık diye üzülmüyoruz!) New York ve Sao Paolo’dan sonra Yeditepeli şehir İstanbul’u da cazlayacak olan festivalin programı şimdiden kıpırdamaya başlamış bile! Bizim ise tek yapmamız gereken, 4-12 Mart tarihleri arasında rotayı Nublu, Babylon ve Lucca’ya çevirmek! Zira en cazından sahnede; İsveçli müzisyen Jose Gonzales’in yeni projesi Junip, Fransa’nın sıra dışı caz vokalisti Laika, Nublu klasikleri İlhan Erşahin’s İstanbul Sessions, Love Trio featuring Arto Tunçboyacıyan, Alp Ersönmez, İmer Demirer, Çağrı Sertel, Ozan Musluoğlu ve Selen Gülün gibi isimler yer alacak. Detaylar için takipte kalın-ız!
Ama şimdilik biz, konuşlandığımız mekânda, Jamiroquai ile start veren gecenin çıkışını yine 90’lardan bir dinlencelik olan “It's just a little crush… / Sha la la la…” diye devam eden Jennifer Paige’in “Crush” şarkısı ile yapıyoruz. Gelelim geceyi tamam etmeden, aşka bulanmış sol yamacımıza. Mekânımız; Kenter Tiyatrosu…
33 YILI DEVİREN BİR AŞKLA; ‘AŞK MEKTUPLARI’
Güzergâhta, ünlü Amerikalı oyun ve roman yazarı Albert Ramsdell Gurney’in yazdığı, Armağan Ersin’in dilimize çevirdiği ve üstat Müşfik Kenter’in yönettiği “Aşk Mektupları” vardı. (Es not’u: Üşenmeden hatırlıyorum, Müşfik Hoca’yı, çocukluğumun en şahane yaratığı ‘Alf’i seslendirdiği vakitlerden özümsüyorum ki sonrasında da “Bir Garip Orhan Veli”, “Gecenin Öteki Yüzü” ve “Huysuz İhtiyar”la sol yamacıma sevgiler şelale moduna kazınmıştır. O yüzden, bu oyunda da üstat yine efsunluyor bünyeyi diyebilirim.) 1989'dan beri dünyada ve ülkemizde pek çok tiyatroda sahnelenen eser, bu defa Kenter Tiyatrosu’nun persfektifinden karşımızda. Dile kolay sahnede ve yaşamda 33 yılı deviren Kadriye ve Müşfik Kenter, şimdi aynı sahnede, günümüzde “seviyeli” potasında anlamı eritilen “aşkı”, mektuplarla anlatıyorlar. (1932 doğumlu Müşfik Kenter ile 1954 doğumlu Kadriye Kenter, 1978’de aşka düşmüş, sonrasında da evlenmişler. Şimdi ise 2011’deyiz, ustalar, bir aşk hikâyesiyle sahnede endam ediyorlar, nasıl ama…)
Sanata adanmış yaşamlarında ‘iki aşkı’ bir arada büyük fedakârlıklarla sürdüren Kenterler'i sahnede izlemek, ‘aşk’ı yeniden sorgulamak için de naif bir fırsat oldu. “Aşk Mektupları”; Hayatı kitabına göre yaşayan, disiplinli ve uslu çocuk Andy ile her kafasına estiğini yapan, sonunda sıkıntıya da düşse, asla pişman olmayan, tam tersi bu durumun tadını çıkaran, asi, sanatçı ruhlu Melissa’nın hikâyesini anlatıyor… Birbirlerini çocukluklarından başlayarak yaşamları boyunca yazdıkları mektuplarla yaşatan ve bizlere de sıradışı bir aşk tanımını çektiren Andy ve Melissa. Günümüzdeki bizlere bakınca öyle sahici, öyle tatlı geliyorlar ki... “Her şeyden çok sana yazmaya bayılıyorum. Sana yazdığım zaman kendimi gerçek bir âşık gibi hissediyorum. Sana elceğizimle, kendi kalemimle ve tüm yazarlık hünerimle yazdığım bu mektup sadece ve sadece 'benden' geliyor sana. Böylece kendimi sana sunuyorum... Beni yırtıp atabilirsin, saklayabilirsin veya bugün, yarın yahut ölene kadar istediğin kadar durup durup okuyabilirsin.” Böyle diyor, uslu çocuk Andy, yıllarca yazmayı sürdüreceği Melissa’sına… Sahnede karşılıklı duran iki masa ve masanın üstünde bir sürü beyaz kağıda yazılmış mektup… Bir tarafta, oturduğu masada sesiyle adeta devleşen usta Müşfik Kenter, diğer tarafta da mimikleri ve oyunculuk üslubuyla oyunu biz izleklere adeta canlı canlı yaşatan Kadriye Kenter…
İnsan düşünmeden edemiyor, şimdi bulunduğumuz boyutta hangisi gerçek, hangisi hayal; Andy ve Melissa ya da Müşfik ve Kadriye… Küçük bir es daha oyundan; Oyunun bir bölümünde repliğini es geçen Müşfik Hoca’ya, öyle naif bir latifeyle hatırlatıyor ki Kadriye Kenter, oyun daha da ballanıyor. Oyun çıkışı, gecemi şereflendiren bünye ile karar veriyoruz ki; ‘aşk güzel şey…’ Tel: (212 246 35 89)