Brad Pitt'in en iyi 15 filmi
Bu hafta gösterime giren 'Suikast Treni'nde (Bullet Train) başrolü oynayan Brad Pitt, 30 yıla yakın bir süredir Hollywod'un zirvesinde kalmayı başarmış bir star. Yapımcı ve oyuncu olarak 2 Oscar'ı olan Pitt, kariyerinin ilk yıllarından itibaren iyi yönetmenlerle iddialı projelerde çalışmayı tercih ediyor. İşte Brad Pitt'in rol aldığı en iyi 15 film. Habertürk film eleştirmeni Mehmet Açar'ın seçkisi...
Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı (2007)
(Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford)
Yönetmen Andrew Dominik, Ron Hansen’ın romanından uyarladığı filmde Vahşi Batı’nın ünlü haydutlarından Jesse James’in hayatının son dönemini anlatıyor. Gerçeklik, efsane ve imaj arasındaki ilişkileri keşfe çıkan filmde Brad Pitt, giderek köşeye sıkıştırılsa da suç işlemeyi, hâlâ efsane gibi davranmayı sürdüren mutsuz ve depresif Jesse James’de harika bir performans sergiliyor.
Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi (2008)
(The Curious Case of Benjamin Button)
F. Scott Fitzgerald’ın kısa bir öyküsünden Eric Roth’un uyarlanan filmde usta yönetmen David Fincher, her şeyi tersinden yaşayan bir adamın gözünden aşka ve hayata bakıyor. Bir “öteki” olarak doğan Benjamin Button, kendisini sahiplenen yoksul ve özverili insanların yanında yaşlılıktan gençliğe doğru tuhaf bir yol kat ediyor... Hayata, eli ayağı tutmayan, romatizmalı bir ihtiyar olarak başlayan Benjamin’de Brad Pitt, bilgisayar ve makyaj efektlerinin yardımıyla unutulmaz bir karakter yaratmış ve Oscar’a aday olmuştu.
Soysuzlar Çetesi (2009)
(Inglourious Basterds)
Brad Pitt, Nazi işgali altındaki Fransa’da geçen ama tarihsel gerçeklerle pek ilgisi olmayan filmde Aldo Raine adlı bir karakteri canlandırıyor. Amerikan Yahudilerinden oluşan bir çetenin lideri olan Raine’in yegâne amacı daha fazla Nazi öldürmek. Mizah, şiddet ve Quentin Tarantino diyalogları, “Hadi kötü Nazileri öldürüp mutlu olalım” tadındaki bir öyküyle birleşiyor. Brad Pitt de bu kanlı ve komik fantazide oynamanın keyfini çıkarıyor.
Kazanma Sanatı (2011)
(Moneyball)
Bütün bir beyzbol dünyasını karşısına alma pahasına “bilgisayar destekli istatistik analizlerini” kullanmaya karar veren Oakland A. takımının menajeri Billy Beane’in gerçek öyküsü... Brad Pitt, doğru bildiği yolda ilerlerken yalnız kalmaktan ve gerekirse kaybetmekten korkmayan Beane karakterinde kariyerinin en iyi performanslarından birini ortaya koyarak Oscar’a aday oldu. Bennett Miller’ın yönettiği film, Pitt’in bir yapımcı olarak proje ve yönetmen seçmeyi ne kadar iyi bildiğinin de somut bir kanıtı.
Kibarca Öldürmek (2012)
(Killing Them Softly)
George V. Higgins‘in “Cogan’s Trade” adlı romanından yapılmış bir uyarlama. Filmin yönetmeni Andrew Dominik, yer yer stilize ve şık sahneler çekse de, ayaklarını gerçekliğin zemininde tutmayı tercih eden, işin siyasi ve sosyolojik yanını ihmal etmeyen bir sinemacı. Bu kez siyasi boyutu daha da derinleştirmek için, 70’li yıllarda yazılan romanı ABD başkanlığına yürüyen Obama’nın ulusa sesleniş konuşmaları yaptığı bir döneme taşıyor. Filmdeki karakterler de Obama’nın çağrısıyla adeta kendi krizlerini çözmek için harekete geçiyorlar. Öykü mafyanın yaşadığı bir kriz üzerine kurulu: İki gariban, “cin olmadan cin çarpmaya” kalkan birinin önderliğinde, mafyanın kumar oynattığı bir yeri basıyor. Soygun sonrası, şirket gibi yönetilen mafya, sorunu çözmesi için Cogan (Brad Pitt) adlı birini görevlendiriyor. Çöplerin uçuştuğu, arsız otların boş arsaları sardığı, tenha, yoksul mahalleler ve iç mekânlarda geçiyor film. Filmlerde görmeye alışmadığımız bir Amerika bu: Otel odaları ve şık barlar dışında atmosfer, ekonomik krizin görselleşmiş hali gibi. Karakterler de bu sefaletin, çöküşün bir parçası.
12 Yıllık Esaret (2013)
(12 Years A Slave)
Eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan New Yorklu müzisyen Northup (Chiwetel Ejiofor), 1841 yılında bir gece içkisine ilaç karıştırılarak uyutuluyor ve köle tacirlerine satılıyor. ABD’nin güney çiftliklerinde geçen yıllarında Northup, umudunu kaybetmeden ayakta kalmaya çalışıyor. Yönetmen Steve McQueen, hayatta kalma mücadelesinden ziyade köle sahibi beyazların sapkın zihinlerine odaklanıyor. Bir insana sahip olma hakkının akli dengeleri nasıl bozduğunu gösteriyor. Kölelerine iyi davranmakla övünenler, vicdan azabı duyduğunu itiraf edenler dahi bu sapkınlığın parçası olduklarının farkında değiller. Filmde köleliğe karşı çıkan, aklı başında beyazlar var ama Güneylilerin çoğu, Afrika kökenlileri insan olarak dahi kabul etmeye yanaşmayan zihniyete teslim olmuş durumda. “12 Yıllık Esaret” de zaten asıl olarak, Brad Pitt’in oynadığı “Lincoln sakallı”, Kanadalı Bass karakterinin söylediği gibi “bir ulusu yeyip bitiren” bu zihniyetin dehşetini karşımıza getiriyor. Brad Pitt’in yapımcıları arasına yer aldığı film 2014’de en iyi film dahil 3 Oscar kazandı.
Büyük Açık (2015)
(The Big Short)
2008 finans krizini önceden görenlerin hikâyesini anlatan filmde iyi adamlar ya da kahramanlar yok. Bütün filme, felaketin yaklaştığını söyleyen kâhinler ile onlara hiç aldırmayan kralların öyküsü olarak bakmak mümkün. Bir yanda aklı başında adamlar, diğer yanda akla, mantığa kayıtsız bir sistem duruyor. Kurbanlar ise finanstan anlamayan milyonlarca masum insan... Filmin en iyi yanı bize ilginç, renkli ve gerçek karakterler sunması. Başta nevrotik Mark Baum (Steve Carrell), hard rock tutkunu sosyopat Burry (Christian Bale) ve dünyada artık tohumlardan başka maddi değer olmadığını savunan Ben Rickert (Brad Pitt) olmak üzere, akıntıya karşı yüzmeyi göze alan bu eksantrik karakterler filmin en önemli dinamosu. Mizah, ana karakterlerin zekâsı ve uyumsuzluğu ile finans sektörünün kendini beğenmişliğinden besleniyor. Yönetmen Adam McKay, anlatıcılar ve kameraya konuşan karakterler gibi belgesel trüklerini etkili dramatik sahnelerle birleştiriyor.
Bir Zamanlar Hollywood'da (2019)
(Once Upon a Time in... Hollywood)
Film, 1969 yılında Hollywood'un Altın Çağı'nın son döneminde geçiyor. Filmi yazan ve yöneten Quentin Tarantino, gözden düşen eski western yıldızı Rick Dalton ve dublörü Cliff Booth adlı iki hayali karakteri, Roman Polanski ile Sharon Tate'in (Margot Robbie) oturduğu evin yan komşusu olarak çıkarıyor karşımıza. Film, Hollywood'un en acı günlerinden biri olan 9 Ağustos 1969'da ve öncesinde yaşananları hayali bir kurguyla karşımıza getiriyor. Diğer bir deyişle, Tarantino gerçekle kurmacayı birbirine karıştırarak her şeyi “gönlüne göre” kurguluyor. Rick Dalton (Leonardo DiCaprio), güzel günlerini geride bırakmış, düşüşe geçmiş bir Hollywood starı... Rick Dalton'un dublörü, şoförü ve asistanı Cliff Booth (Brad Pitt) ise filmin gerçek sert erkeği. İradesi sağlam, gözüpek ve soğukkanlı biri... Ama Tarantino onu filmin kahramanı olarak görmemizin önüne iki önemli engel koyuyor. Birincisi, karısını gerçekten kasıtlı olarak öldürüp öldürmediğini bilmiyoruz. İkincisi, insanlara şiddet uygulamaktan zevk alıyor. Brad Pitt en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar’ın kazandığı filmde kariyerinin en iyi performanslarından birini çıkarıyor.