Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
AA

Tanyol, öğrencisi sosyolog Dr. Erkan Çav'ın çektiği görüntülerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a iletilmek üzere bazı önemli tespitlerini aktarıyor.

Ümit Meriç'e hitaben konuşan Tanyol, "Ben son olarak senin gittiğin yolun doğru olduğuna karar verdim. Senin gibiler olsa Türkiye kurtulur" dedikten sonra, "Şimdi söyleyeceklerimi Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a ilet. Erdoğan'la pek dostluğum olmadı ama onu tanırım. Benim Erdoğan'dan başkasına güvenim yok... Erdoğan Türk milletinin geleceği ve bizim son şansımız, onu kaybedersek Türkiye'yi kaybederiz." ifadelerini kullanıyor.

Bugüne kadar aralarında tanınmış akademisyenlerin de olduğu binlerce öğrenci yetiştiren Tanyol hakkında "Dramın Aydını Cahit Tanyol: Şair-Öğretmen-Felsefeci-Sosyolog" kitabını yazan Erkan Çav, Tanyol'un düşünce çizgisini, Türk sosyolojisi açısından önemini ve zorlu geçen yaşamını AA muhabirine anlattı.

SORU: Cahit Tanyol'un Türk sosyolojisi açısından önemi nedir?

ERKAN ÇAV: "Cahit Tanyol, 1914'te Osmanlı İmparatorluğu döneminde doğmuş bir şahsiyettir. Bu husus ona Asya'dan, Doğu'dan, Anadolu'dan dünyaya bakma özelliği kazandırmıştır. Bu fikriyatının temelinin Arif Nihat Asya, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Kemal Tahir ve Cemil Meriç'le olan bağından ileri geldiğini ve 'Türkiye Sosyolojisi' bilincinin bu zeminde oluştuğunu söyleyebiliriz. Tanyol, 1960'lı yıllarda aynı isimde (Türkiye Sosyolojisi) bir ders vermeye başlıyor. Aşağı yukarı 55 yıl önce başlayan bu süreç bugün 28'i vakıf, 79'u devlet olmak üzere 107 sosyoloji bölümünde neşvünema bularak Türkiye'de milli bir sosyoloji geleneğinin oluşmasına önayak oluyor. Onun doktora öğrencilerinden Korkut Tuna, Fügen Berkay, Ümit Meriç ve Baykan Sezer'i ele alacak olursak, ki hepsi profesör unvanıyla üniversitelerimizde çalışmalarını uzun yıllar sürdürmüşlerdir, öğrencilerine yaptırdığı çalışmalar genellikle Osmanlı veya Selçuklu tarihiyle bağ kurulacak olgular olmuştur. Bu yüzden 'Tanyol sosyolojisi' özelliğinin Anadolu'dan, bizden, bu topraklardan bir değer, medeniyet ve kültür anlayışını yerleştirmek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim."

- "Tanyol, kendimizi Batının kodlarıyla tanımlamayı reddediyor"

SORU: "Milli Sosyoloji" derken neyi kastediyorsunuz?

ERKAN ÇAV: "Cahit Tanyol'un milli sosyoloji bilincine ulaşması, 'Bizde ne var?' sorusunu sormasıyla ortaya çıkmaktadır. Batı taklitçiliğini, aktarmacılığını Batı düşüncesiyle Türk toplumunu anlamayı başlangıçta ontolojik olarak reddeden bir tavra sahiptir. Batıyı reddetmiyor, kendimizi Batının kodlarıyla tanımlamayı reddediyor. Sosyoloji, Batıda 19. yüzyılın, sanayi devrimi sonrası toplumun, siyasal değişikliklerin çözümlenmesi üzerine kurulu bir modern bilimdir. Tanyol, Türkiye'de veya Osmanlı'da bunun karşılığının ne olduğu sorusunu kendisine sorduğunda, Ahmet Cevdet Paşa ve Mizancı Murat'ı görüyor. Dolayısıyla Cahit Tanyol, bizim modern öncesi değerler sistemimizle, modern değerler sistemimiz arasında bir köprü sosyolog olma çizgisini kuran biri olduğunu söyleyebilirim. Bize ait, bize göre yani içerisinde bizim olduğumuz bir sosyolojiyi üreteceksek kendi edebiyat ve tarihimize dönmemiz gerektiğini düşünmekteydi. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın medeniyet eleştirisiyle, Yahya Kemal'le birlikte kazandığı bin yıllık Anadolu toprakları tarihi bilinciyle veya Kemal Tahir'in Devlet Ana'yla birlikte başlattığı büyük hareketle bir ilişki kuruyor. Tıpkı Cemil Meriç'in hem Batıyı bilen hem de Doğuyu tanımaya çalışan yönteminin sonucunda geldiği noktadır hocamız. Cahit Tanyol bu köprüyü kurarken seküler bir medeniyet anlayışının da uzağında değil fakat kendimizi de unutmuyor."

SORU: Yerli sosyoloji düşüncesini nasıl temellendiriyor?

ERKAN ÇAV: "Tanyol, Hilmi Ziya Ülken'in asistanı olduğunda Batı sosyolojisini yavaş yavaş Doğu sosyolojisine ve Türkiye sosyolojisine doğru çevirmeye başlıyor. O dönemde saf bir Doğu sosyolojisi ya da Türk sosyolojisi oluşmasa da tohumları 1960'lı yıllarda kesin olarak atılıyor. Tanyol, 1939 yılında çıkarttığı 'Aramak' edebiyat ve düşünce dergisinde 'Asya tefekkürünü aramak, bulmak bizim öncelikli hedeflerimizden biridir' diyor. Batının bir gün yeniden çökeceğini ve Asyanın yeniden yükselişe geçeceğini birkaç makalesinde tekrarla dile getiriyor. Derginin ilk sayısında 'Biz bu mütevazı dergide, bizden olanı bize ait olanı bulmaya çalışacağız.' diyor. Zaten ismini bu yüzden 'Aramak' koymuştur. Nurullah Ataç buna eleştirel yaklaşarak, 'Neyi arayacakmış bu gençler?' diye yazı yazmıştır ve oradan bir polemik dostlukları başlamıştır. Nurullah Ataç bilindiği gibi yeni dil üretmenin öncülerinden kabul ediliyor, Cahit Tanyol ise 1960'lı yıllara kadar buna karşı. Tanyol, Farsça ve Arapça kelimelerimizi hemen atmamamız gerektiğini, onların bir duygusu, çevresi yani bağladığı bir hayat olduğunu söyleyerek, 'Onları kopartırsak birçok şeyi kaybedebiliriz' diye ifade etmiştir. Dolayısıyla 'Yerli Sosyoloji' fikrinizin oluşması için 'Bize ait bir kültürümüzün olduğu' fikrine sahip olmamız gerekiyor. Eğer kendi toplumunuzun değerlerinden kopuk bir tanımlamaya girerseniz Batının sosyolojisini yeniden kendi ülkenizde üretmeye başlarsınız. Böylelikle 'Neden Batının teorileri bizde işe yaramıyor? Neden biz bir Avrupalı gibi değiliz? Biz niye medeni değiliz?' sorularını sormaya başlarsınız."

SORU: Tanyol'un hayatına baktığınızda onun düşüncelerini etkileyen bir yaşamı olduğunu düşünüyor musunuz?

ERKAN ÇAV: "Cahit Tanyol, 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıç yılında doğuyor. Büyük bir buhran içerisinde yıkılan bir devleti görüyor. Babası Çanakkale'de de savaşmış Enver Paşa'dan madalya almış Mahmut Bey'dir. Hem Arapça hem Farsça bilen, medrese eğitimi olan ve Nizip'te tanınmış bir ailenin evladıydı. Özel hocalardan dersler almış üst seviyede bir entelektüel aydın, bir subaydı. Fakat Cahit hoca genç yaşlarındayken babası İran'da bir görev esnasında vefat ediyor. Annesi geleneksel yaşantısını devam ettiren dini bütün bir Anadolu kadınıdır. İstiklal Savaşı'na doğru gelinen bir zamanda İstanbul işgal edilmiş, Anadolu işgale başlanmış, Nizip Fransızların elinde, evlere askerlerin süngüleri giriyor. Cahit Hoca şöyle anlatırdı; 'Samanlıklarda süngülerle insan aradıkları ve öldürdükleri zamanlardı.' Bu koşullar altında 10-12 yaşlarında ellerine silah alıp dağlara çıkan ağabeyleri, arkadaşları olmuştur. Hoca bunları çok net anlatırdı ve duygulu bir şekilde 'O küçücük bedenlerinin ölülerini gömdük' derdi. Bunları yaşamış bir insanın kendisine ait bir devlete sahip olma duygusunu anlayabilirsiniz. Vatan olgusunun ne demek olduğunu Cahit Hoca iliklerine kadar hissettiği için 'Türkiye Sosyolojisi'nin, bize ait olanın değerini de böyle hissetmiştir. Bu bilinci anlamak için o dönemleri yaşamış olmak gerekir. Tanyol, doğduğunda 'Devlet', öldüğünde 'Devlet' demiştir. Yani 106 yıllık ömrü hep 'Devlet'le geçmiştir. Nizip'te Ertuğrul Numune Mektebi'nde ilkokula başlıyor ve Sultan Vahdettin'e 'Yaşa padişahım çok yaşa' diyor, daha sonra 'Yaşa Mustafa Kemal Paşa çok yaşa' demeye başlıyor. Yani bir çocuğun zihninde de devlet olgusu bireylerin şahsında padişahtan kurucu liderin ismine geçiyor.

Adana Erkek Muallim Mektebine gitmiştir ve orada çok başarılı olmuştur. Tarsus Amerikan Kolejinden hocalar Cahit Tanyol gibi başarılı öğrencileri bulup Amerika'ya götürmeyi teklif ediyor ve birçok öğrenci bunu kabul etmiştir. Cahit Hoca ise 'Ben ülkemin hizmetinde olacağım' diyerek kabul etmiyor."

- "Tanyol, Osmanlıca şiiri yayınlanmış yaşayan son kişiydi"

SORU: Hayat yolculuğunda Cahit Tanyol'u etkileyen şahsiyetlerden bahsedebilir misiniz?

ERKAN ÇAV: "Hocamız, Adana Erkek Muallim Mektebi'ni bitirdikten sonra Gazi Eğitim Enstitüsü'ne girmiştir. Orada Hasan Ali Yücel, Ahmet Hamdi Tanpınar, İbrahim Hakkı Tonguç, İbrahim Necmi Dilmen, Halil Fikret Kanat, Cevat Memduh Altar, Halil Bedi, Sabri Esat Siyavuşgil, Sadi Irmak gibi ileride Türkiye eğitim ve yönetim hayatına damga vuracak isimlerden eğitim almıştır. Gazi Eğitim Enstitüsü, Türkiye Cumhuriyeti devletinin entelektüel ve aydın merkezi. Tanyol'un bildiğimiz kimliğinin oluşmasında bu isimlerin rolü büyük olmuştur. 'Aramak' dergisini de İzmir'de öğretmenlik yaptığı zamanda çıkartıyor. Türk Dil Devrimi'nden önce 1928 yılında eski Türkçe yani -Osmanlıca genel adıyla- 'Taşbaşta Akşam', 'Gurub' başlıklı şiirleri yayınlanıyor. Dolayısıyla Cahit Tanyol 11 Ağustos 2020'de vefat ettiğinde Osmanlıca şiirleri veya herhangi bir metni yayınlamış, yaşayan tek kişiydi diye biliyorum. Ondan daha yaşlı ve Osmanlıca şiirleri yayınlanan bir aydınımız yok, bu anlamıyla da tarihi bir insandı."

SORU: Edebiyat ve sanat çevresinden kimlerle ilişkisi olmuştur?

ERKAN ÇAV: " 'Aramak' dergisinde Gazi Eğitim Enstitüsü'nden sınıf arkadaşı Kemal Bilbaşar, İlhan İleri, Nurettin Ardıç, Hilmi Atak, Bahri Savcı gibi edebiyatçılar ve yazarlar dışında Asaf Halet Çelebi, Ruhi Su, Arif Nihat Asya, Rıfat Ilgaz şiir ve yazılarıyla katkı verir. Daha sonra Hilmi Ziya Ülken ile tanışıyor ve Ülken Tanyol'u İstanbul'a davet ediyor. Dönemin sanatçı çevresi akşamları Nisuaz pastanesinde buluşmaktadır. Burada şiirler, hikayeler okunmakta, karşılıklı atışmalar, tartışmalar yapılmaktadır. Ama bütün bunların hepsi sanatın büyüsünde geçen şeylerdir. Önceki kuşak dahil birçok sanatçıyla tanışır, birlikte olur, duygu ve düşüncelerini paylaşır, sanat ürünlerini tartışır. Hilmi Ziya Ülken, Mustafa Şekip Tunç, Celalettin Ezine, Sait Faik, Sabahattin Ali, Abidin Dino, Arif Dino, Hasan İzzettin Dinamo, Asaf Halet Çelebi, Cavit Yamaç, Sabahattin Kudret Aksal, Celal Sılay, Nahit Sırrı Örik, Sabri Ethem ve daha birçokları akşamları Nisuaz pastanesinde buluşur. Aynı günlerde Tanyol gündüzleri Ahmet Hamdi Tanpınar'la Beyazıt Camisi'nin hemen yanında olan akademi kabul edilen çay bahçesi Küllük'te, Necip Fazıl'la Haylayf pastanesinde edebiyat sohbetleri yapar. Aynı yıllarda Fatih'te bir kahvehanede Neyzen Tevfik'in sohbetlerine iştirak eder ve bu sohbetlerde Cavit Orhan Tütengil, İbrahim Olgun ve diğer dost çevresiyle tanışır. Her düşünceden ve her zevkten insan bu toplantılarda yer alır."

SORU: Necip Fazıl Kısakürek ile nasıl tanışmışlar?

ERKAN ÇAV: "Nurullah Ataç ile girdiği dil polemikleri sayesinde Necip Fazıl Kısakürek'le tanışıyor ve 'Büyük Doğu' dergisinin kuruluşuna etki ediyor. Fakat Necip Fazıl'ın derginin ilk yazısında İsmet İnönü'yü eleştirdiğini görünce çekinmiş ve uzak durmuştur. Çünkü Cahit Tanyol başından beri vurguladığım gibi devletçi bir zihniyete sahip. O sırada devletin başkanına herhangi bir eleştiriyi yapabilecek entelektüel genişlikte değil. Muhalif bir entelektüel olmayı tercih etmemiştir. O mevcut düzeni savunan, onun eksiklikleri varsa onu da en yumuşak bir şekilde ifade etmeye çalışan bir aydın olmuştur. Bunu da devletini kaybetme korkusu yaşamış bir birey olarak savunmacı duruşuyla anlamak gerekmektedir."

- "Abdülhamid'e karşı yapılan hareketlerin arkasında yabancı parmağı var"

SORU: Cahit Tanyol'un politik çizgisini nasıl tanımlarsınız?

ERKAN ÇAV: "Devletin kurucu iradesini ve resmi ideolojisi olarak ortaya çıkan Kemalizm olgusunu büyük ölçüde benimsemiştir. Necip Fazıl Kısakürek'in 'Büyük Doğu' fikrini kabul etmediği gibi 1969 yılında Doğan Avcıoğlu tarafından Milli Demokratik Devrim yoluyla Türkiye'nin yönetimini hukuk dışı yollarla ele alıp değiştirmeyi düşünen akımın içerisinde de yer almamıştır. Cahit Tanyol'un Kemalizm'i, solda bir çizgi olan Avcıoğlu ve sağda bir çizgi olarak Kısakürek arasında bir yere oturur. Fakat aynı zamanda 1950'li yıllarda 'gardrop Atatürkçülüğü' diyerek Kemalizme de eleştiri getirmiştir. Mesela, '10 Kasım'da neden ağlıyorsunuz? Mustafa Kemal Atatürk vefat etti, bu ülke için artık biz ne yapabiliriz diye düşünmemiz gereken günlerdir?' diye yazmıştır. 1980'li yıllara geldiğinde ise 'Kemalizm yoktur, kemalistler vardır' demiştir. Kemalistlere getirdiği eleştirilerin başında Batı aktarmacılığını, taklitçiliğini kabul etmemek vardır. Kendisi bağımsızlıkçı ve devletçi bir Kemalizmi benimsemiştir. Cahit Hoca Osmanlı'ya bakışıyla da Kemalistlerden ayrılırdı. Mesela birçok yerde Osmanlı Devleti'nin bir kadro devleti olduğunu vurgulamıştır. 2014 yılında Maltepe Üniversitesi'ndeki topluma açık son konuşmasında Sultan Abdülhamid hakkında 'Abdülhamid'e de bir numaralı büyük müstebit diyorlar. Biz de Abdülhamid'in müstebitliği arasında büyüdük ilkokulda, ortaokulda. Meğer şimdi anlıyorum ki Abdülhamid kadro devletinin son büyük kurucusuymuş. Abdülhamid'e karşı yapılan bütün hareketlerin hepsinin arkasında yabancı parmağı var.' şeklinde konuşmuştur."

"Devlet olarak son şansımız Recep Tayyip Erdoğan'dır"

SORU: Siyasette aktif olarak yer almış mıdır?

ERKAN ÇAV: "Tanyol çeşitli dönemlerde siyasete davet edilmiş fakat iştirak etmemiştir, sadece 1999'da ABD emperyalizmine karşı bir hareket olarak İşçi Partisinden aday olmuştur. Kronolojik olarak incelendiğinde aslında fikri olarak tutarlıdır. Her zaman devletçi olmuştur, Türkiye'de devletçi bir fikir aydını kim derseniz 82 yıllık yazın hayatı boyunca kesintisiz 'Devletim, devletim, devletim' diyen Cahit Tanyol derim. Bunu günümüzün siyasetinde bile açıkça dile getirmiştir. Mesela Süleyman Demirel'i sağcı çizgisinden ötürü hiç bir zaman desteklememiştir fakat 1990'lı yıllarda Cumhurbaşkanı olduğunda onu devlet adamı profiline oturtur ve olumlu yazılar yazmaya başlar. Yani devleti temsil eden kişi Tanyol için dokunulmazdır, çünkü devlet artık o kişinin şahsında cisimleşir. Benzer bir tavrı Recep Tayyip Erdoğan için de göstermiştir. 2003 yıllarında, AK Parti'nin ilk dönemlerinde fanatik kemalistlerin temsil ettiği, darbeye çağıran söyleme bir süre destek vermiştir. Fakat 2010'lardan itibaren özellikle Türkiye'de küresel güçlerin aktörlerine karşı aldığı tavır hocanın yaklaşımını değiştirmiştir. Tanyol, Recep Tayyip Erdoğan'ın ideolojik pozisyonuna onay vermeden, şahsında bütünleşen devlet olgusuna olan saygısı nedeniyle 'Bizim devlet olarak son şansımız Recep Tayyip Erdoğandır' demiştir. Biz dört bir tarafından sıkışmış bir ülkeyiz, bunu aşmamızın yolu her zaman emperyalizmle savaşmaktır. Tanyol, Cumhurbaşkanı'nın Türkiye'nin bekası için gerçekleştirdiği eylemlerine destek vermek bir vatanseverin görevidir düşüncesiyle hareket ediyor."

SORU: "Çok teşekkür ederiz"

ERKAN ÇAV: "Ben teşekkür ederim."