Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’de ilk Covid-19 olgularının görülmesinin üzerinden henüz bir aylık sürenin geçtiği Nisan ayı başlarında, seyahat ve sokağa çıkma kısıtlamaları ile karşılaştık. Daha önce bir benzerini yaşamadığımız ve alışık olmadığımız bu önlemler, toplumun geneli üzerinde ciddi ekonomik ve psikolojik etkiler oluşturdu. Alınan önlemlerden bunalan herkes, “Hayat ne zaman normalleşecek” sorusunu sormaya başladı. Kimse o günlerde öngörülmesi zor olan bu sorunun cevabını veremiyordu. Salgının bizden önce başladığı ülkeler izlendiğinde, yeni vaka sayılarının en az iki aylık süre içinde azalmaya başladığı bilgisine dayanarak 8 Nisan tarihinde “En az iki ay daha böyleyiz” başlıklı bir haber yapmıştık. Öyle de oldu ve ülke genelinde uygulanan kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılması iki ayı buldu.

SONBAHARDA NE BEKLENİYOR?

Yaz aylarında virüs yayılımın azalabileceği ancak virüsün toplumda hızlı yayılma özelliği ve toplumsal bağışıklığın çok düşük olması nedeniyle yaz etkisinin kısa süreceği öngörüleri de beklenildiği gibi gerçekleşti. Öyle ki aşırı normalleşmeye rağmen günlük vaka sayıları 1000 olgu civarında seyretti. Diğer öngörüler, Eylül aylarından itibaren sonbahar- kış süresince ve hatta önümüzdeki bahar aylarına kadar olgu sayılarının artış göstereceği yönündeydi. Mevcut veriler bu öngörünün de doğru çıkacağına dair ipuçları veriyor.

SALGININ ÖMRÜ İKİ YILI BULABİLİR

Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji ve Tıbbi Viroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Şahiner, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve diğer sağlık otoritelerinden, bu salgının iki yıl daha devam edebileceğine dair tahminler yapıldığına dikkat çekerek, “Bu tahmin ve öngörülere ben de katılıyorum” diyor. İşte Şahiner’in bu düşüncesi ve öngörüsünün gerekçeleri:

1. Bu virüs ilk ortaya çıktığında DSÖ’de dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlar ile salgın hastalık ve virüsler konusunda çalışmalar yapan uzmanlar, bu yeni virüsü SARS ve MERS ile kıyaslayıp; SARS gibi bir yıl içerisinde ortadan kalkabileceği veya MERS gibi bölgesel salgınlarla sınırlı olabileceği olasılıkları üzerinde durdular. Ancak COVID-19 diğer iki virüs ile kıyaslandığında toplumdaki yüksek yayılma hızı (kolay bulaşıyor olması) ile son yüzyılın en büyük salgınına ve bilinen ilk Koronavirüs pandemisine neden oldu. Mevcut veriler dünyanın tüm ülkelerine yayılan ve sadece insanlara değil kedi gibi evcil hayvanlara da bulaşan bu virüsün iki yıllık sürede dünya genelinde döngüde kalabileceğini gösteriyor. Bu durum hepimizin bu soruna yönelik hazırlık yapmamız gerektiğine işaret ediyor.

2. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen antikor tarama testlerine dayalı bir çalışmada, virüse karşı toplumsal bağışıklığın çok düşük düzeylerde olduğu ortaya kondu. Bunun sonucunda 84 milyonluk ülke nüfusunun bir milyondan daha azı bu virüsle karşılaşmış gibi görünüyor. Bu sayı 10 milyon bile olsa bundan toplumun 70-80 milyonunun enfeksiyona hala duyarlı olduğu sonucu çıkıyor. Bu noktadan bakıldığında toplumsal bağışıklığın belirli bir seviyeye gelmesi için iki yıllık bir sürenin bile yetersiz olabileceği düşünülüyor. Bu nedenle mutlak koruyucu olmasa bile bağışıklık sistemini (hem T hem de B hücrelerini) uyaracak bir aşı olmadan iki yıldan kısa sürede bu virüsten kurtulmamızın çok zor olduğu belirtiliyor.

3. Bilindiği gibi Covid-19 enfeksiyonları diğer Koronavirüs enfeksiyonlarında olduğu gibi hastalığı geçirip iyileşen kişilerde güçlü ve uzun süreli bağışıklığa neden olmuyor. Kızamık, kızamıkçık, Hepatit-A gibi virüslerde iyileşme sonrası güçlü bağışıklık oluşurken bu durumun Koronavirüsler için geçerli olmadığına dikkat çekiliyor. Bağışıklık sisteminde yetmezlik olan, özel durumlar ve istisnalar hariç tutulmak üzere enfeksiyon geçiren kişiler ikinci kez enfekte olsalar da bu kişilerde enfeksiyonun daha hafif seyretmesi bekleniyor. (Bu immünolojide temel bir bilgi olarak kabul ediliyor.) Geçen haftalarda iyileşen bir kişinin ikinci kez enfekte olduğu bildiriminin Covid-19 özelinde önemi şu: Eğer iyileşen bir kişi yeniden enfekte olup bu enfeksiyonu başkalarına da bulaştırıyorsa durum daha ciddi demektir. Enfeksiyonla hiç karşılaşmamış kişiler çok yüksek sayıda bir sel felaketi gibi ilerlerken, bu salgında çok güvendiğimiz toplumsal bağışıklık olayı selin üzerinde sürüklenen bir tahta parçası gibi duruyor. Bu nedenle şu anda bu tahta parçalarının çoğalması ve bir set oluşturup yağmurun şiddetini azaltması (yeni vakaların azalması) en az iki yılı bulabilir

4. Enfeksiyonların küresel yayılımını durdurmada çeşitli yöntemler var. İyileşen kişilerdeki koruyucu bağışıklık, kişisel ve toplumsal bulaş önlemleri ve geliştirilmesi muhtemel aşılar dışında kalan üçüncü seçenek enfeksiyonun yayılımının spesifik tedaviler ile önlenmesi. Henüz koruyucu bir aşısı olmayan Hepatit C ve HIV (AIDS hastalığı etkeni) enfeksiyonları için yaklaşık 20-30 yıllık çalışma süresi sonunda belirli bir aşamaya gelinse de şu an Koronavirüsler için benzer tedavi seçeneklerinden çok uzağız. Bu nedenle bu salgının süresi iki yılı bulabilir veya geçebilir.

NEREDE YANLIŞ YAPIYORUZ?

Doç. Dr. Fatih Şahiner, Covid-19 konusunda ne tür yanlışlar yaptığımızı şöyle anlatıyor; Maskeyi yüzümüze değil kolumuza taktığımız için, yerde bulduğumuz bir maskeyi takmanın riskini tam olarak anlamadığımız için, kalabalık ortamlarda uzun süreli ve yakın mesafeli zaman geçirmekten çekinmeyip ellerimizi sürekli dezenfektanlarla yıkayınca virüsten korunduğumuzu sandığımız için, kurallara uymayarak sağlık sisteminde ve sağlık çalışanları üzerine aşırı yük binmesine neden olarak onların motivasyonlarını bozduğumuz için bu salgını kontrol altına almamız önümüzdeki yıl için bile zor görünüyor.