Mahalli idareler seçiminde geçersiz oyların yeniden sayımı/itirazlar devam ederken ve bu konuda yetkili olan tek kurum YSK devrede iken MHP Lideri Devlet Bahçeli'den yerel yönetimlerin başkanlık sistemine uyarlanması, sadece büyükşehir seçimi yapılarak ilçe belediyelerinin atama ile görev yapması önerisi gündeme geldi. "Temsilde adalet" gerekçesiyle gündeme getirilen bu öneriyi tartışmakta, geçmiş uygulamalara bakmakta fayda var.

Öncelikle bu uygulamaya geçmişte rastladığımızı söylemek isterim. 12 Eylül ihtilalinden önce bütün belediyeler, 1580 sayılı Belediye Kanunu'na tâbi idiler. Örneğin İstanbul Belediyesi'nde merkez ilçeleri yerine, Kadıköy Şubesi, Sarıyer Şubesi, Pendik Şubesi gibi şubeler vardı. Merkezin dışında da tüzel kişilikleri olan belediyeler vardı. Merkezdeki ilçelerin de zamanla tüzel kişilikleri oluştu ve ilçe belediyeleri böyle ortaya çıktı.

Daha sonraki süreçte 3030 sayılı büyükşehir yasası çıkarıldı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruldu. İlçeler ve mücavir alan belediyeleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin içinde yer aldı. Son olarak 2003'te 5216 sayılı yasa çıktı ve bugünkü sistem tesis edildi. AK Parti döneminde çıkarılan ya da tadil edilen yerel yönetim yasalarında toplumun talep ve beklentileriyle çok hızlı ve önemli değişimler yaşandı. Bunların en önemlisi; büyükşehirlerde il mülki sınırı belediyelerin sınırı sayıldı. İl mülki sınırlarının tamamında belediyeler hakim hale geldi ve il özel idareleri kaldırıldı. Bunun çok önemli sonuçları oldu. Valilerin il sathındaki yetkileri önemli miktarda azaltıldı ancak sonrasında yine bir dönüşüm yaşandı. Bu kez illerde yatırım koordinasyon başkanlıkları kuruldu ve valilerin kontrol ettiği eğitim/yatırım ödenekleri konuldu. Eski döneme göre daha az bütçe ve daha az yetki olsa da önemli bir gelişmeydi bu.

Valilik sistemin kaldırmak ve ilin yönetiminin tamamını belediye başkanına bırakmak Anayasa değişikliği gerektiriyor. Türkiye'de merkezi yönetim sistemine dayanan bir mülki idare sistemi var. Anayasa böyle diyor.

40 YIL ÖNCEKİ SİSTEM

Yaklaşık 40 yıl önce denenen ve daha sonra 3030 sayılı yasa ile önce alt kademe sonra ilçe belediyelerine dönen büyükşehirlerde şube sisteminin başkanlık sistemiyle ilgisi yok aslında. Başkanlık sistemi mahalli idarelerle ilgili değildir. Ayrıca Türkiye'de hali hazırda uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de başkanlık sistemi değildir. Başkanlık sistemi Adem-i Merkeziyetçidir yani yerelleşmeyi savunur ancak şu anki sistem ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, merkezileşmeyi savunuyor.

TOPLUMSAL-SOSYAL İHTİYAÇLAR

Yönetim anlayışı anlamında ortaya konulan projeler, toplumsal-sosyal ihtiyaçları karşılayabilmeli, geniş kitlelerden gelen taleplere yanıt verebilmeli. İlçe belediyelerinin kaldırılması önerisi çok da sürdürülebilir olmamış geçmişte ve bugün de toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeyeceği değerlendiriliyor. Peki niçin? Bu yaklaşımın temsilde adaleti ortadan kaldıracağı ifade ediliyor. Daha önce denenen ancak gelişen/değişen sivil toplumcu anlayışla birlikte Türkiye'de yeni yönetim modellemeleri zorunlu hale geldi. Eskiye dönelim anlayışı demokrasiye ket vurabilir.

ANAYASA NE DİYOR?

Anayasaya göre yerel yönetimlerle merkezi yönetim birbirinin alternatifi değil; birbirinin ihtiyaçlarını karşılayan ve birbirini tamamlayan yapılar. Belediyeler, merkezi idarenin ya da iktidarın taşradaki uzantısı değildir. Anayasaya göre merkez teşkilatı vardır; iller bunun uzantılarıdır. Valililer de merkezi yönetimin taşradaki temsilcileridir. Uzun lafın kısası bu yönetimi tam manasıyla oturtmak için anayasayı değiştirmeniz gerekir. Bunun handikapları yok mu? Var. Dediğim gibi temsilde adaleti bitirebileceği gibi Türkiye gibi demokratikleşme sürecini devam ettiren, demokratik kurumlarının tam manasıyla güçlenmediği ülkelerde mazlumların/gariplerin/garibanların haklarının savunulmasında güçlükler doğurur. Özetle, getirilecek olan sistemler toplumsal talep ve ihtiyaçlara da cevap vermeli, bunları baskılamamalı. Bu yüzdendir ki neredeyse tüm iktidarlar, bazı bölgelerde zaman zaman yönetmelikler çıkararak, yerel ölçekte gelen taleplere, sosyal yaşam biçimine ilişkin kolaylaştırıcı adımlar atıyorlar.

ETRAFIMIZ KAYNIYOR

Değinmeden geçemeyeceğim bir diğer konu da şu: Türkiye'nin etrafı kaynıyor. Bölgenin her tarafında dışarıdan müdahale eden emperyaller yüzünden istikrarsızlaştırma söz konusu. Bu güvenlik sarmalında merkeziyetçilik Türkiye'nin en önemli kazanımlarından biri. İllerin idaresi yetki genişliği esasına dayansa da yönetimde bir denge söz konusu. "Türkiye'nin modeli merkeziyetçilik de olacak-milletin hakları ve tercihleri de olacak" esasına dayalı. Bu ikili yapının devam etmesi jeopolitiğin bir gereği. Aksi durumda hiç de istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Şimdi uluslararası çevrelerde dolaşıma sokulan Garry Manderink'in apartman taksimatı ya da kompartman stratejisini çokça duymaya başladım. Bunun Türkiye'de uygulanabileceği söyleniyor. Türkiye'nin çatışmaya ya da ayrışmaya değil, birlik ve beraberliğe, uzlaşıya ihtiyacı var. Kader birliği yapıyorsak yönetimde de anlayış birliğine ihtiyacımız var.

TOPTANCI YAKLAŞIM OLMAZ

Birkaç cümle de Belediye Gelirleri Kanunu'na ilişkin edeyim. Kanun'a göre merkezi idareden belediyelere aktarılan payın yüzde 30'u Çevre ve Şehircilik Bakanlığı fonunda toplanıyor. Belediyeler buraya proje gönderiyor ve Bakanlık bu projelere bakarak fonu belediyelere dağıtıyor. Bunun da hangi partiden olursa olsun belediyeler arasında eşit şekilde dağıtılması gerekiyor. Şu anda en çok rekabet edilen yer İstanbul Belediyesi. İSKİ ve İETT dahil, İstanbul Büyükşehir'in yıllık bütçesi 11 milyar dolara ulaşıyor. Buna iştirakler dahil değil. Düşünün ekonomik büyüklüğü...

Sonuç olarak valiliklerle belediyeleri eşanlı şekilde çalıştırmak, ilçe belediyelerini kaldırmak toptancı ve denge gözetmeyen bir yaklaşım. Bu türden gelişmeler dem demokrasiyi hem de temsilde adaleti yok saydığı gibi hem de toplumsal ihtiyaçlara cevap veremeyecek nitelikte. Evrende Hak'kın, yönetimde halkın dediği olur. Halkı dinlemek lazım...

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri