Erdal Murat Aktaş...
'Mumya Firarda'nın yönetmeni, 'Kirpi'nin senaristi, yönetmeni ve yapımcısı.
15 kısa filmin yönetmeni.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Türkiye'nin kültürel ve sanatsal zenginliklerini uluslararası platformlarda gözler önüne sermek için organize edilen 'Türkiye Ekranı'nın genel yönetmeni.
Şimdi de 'Sen İstersen Dünya Değişir' adını verdiği sosyal sorumluluk projesini üretti.

'Sen İstersen Dünya Değişir'...
Sosyal sorumluluk projesinin yüzü Hande Doğandemir.
UNESCO ve iki üniversitenin destekleriyle eğitim eşitliği, göç ve hayvan hakları konusunda farkındalık oluşturmak, bu konularda gereksinim duyulanları karşılamak üzere oluşturuldu.
'Sen İstersen Dünya Değişir' projesi, ilk adımını Kars'ta attı.
İki okula gidilerek gereksinim duyulan malzemeler tedarik edildi.
Erdal Murat Aktaş ile Hande Doğandemir, o okullardan birine kişisel olarak bilgisayar sınıfı da kuracak.

'Sen istersen Dünya Değişir', hangi alanda sosyal sorumluluğu hedefledi?
Aslında uzun zamandır aklımdaydı. Ülkemiz adına kendimizi iyi hissettirecek bir proje üretmek, ülkemizin farklı bölgelerine ulaşmak gibi bir düşüncem vardı. Eğitimden göçe, çevreden hayvan haklarına farklı konulara dikkat çekebilmek için 'Sen İstersen Dünya Değişir'i ürettim. Projeyi Beykoz Üniversitesi ile paylaştım, çok beğendiler. Türk - Alman Üniversitesi ile paylaştım, onlar da projenin parçası oldu. Daha sonra projeyi UNESCO Türkiye ofisine götürdüm. 'Böyle bir projem var, tanınmış insanların içinde yer almasını istiyorum. Siz de bu projenin partneri olur musunuz?' diye sordum. Sağ olsunlar onlar da bu projenin partneri oldular. Daha sonrasında 'Kiminle çalışırız, kiminle bu projeyi yürütürüz?' aşamasına geçtim. İlk olarak teklifi Hande Doğandemir'e bu teklifi götürdüm. Hem yurt içinde hem de yurt dışında projenin yüzü olması için teklifte bulundum. O da sağ olsun hiç tereddüt etmeden kabul etti. Projeye bu şekilde başladık.

'Sen istersen Dünya Değişir'in alt yapısında ne var?
Önce Kars'a gittik. Oradaki köy okullarına bağışçılardan ve kendi imkanlarımız çerçevesinde toplanan birçok ihtiyaç malzemesini çocuklarımıza ulaştırdık. Burada amaç zaten eğitimde fırsat eşitliğine dikkat çekmekti. Yani orada bir köy okulundaki sobalı bir derslikte eğitim gören çocukla, İstanbul'daki en rahat şartlarda eğitim gören çocuğun mümkün olduğunca eşit şartlarda eğitim görmesini sağlayabilmemiz lazım. Bunu zaten ülkemiz yapıyor ama bunun üzerinde yapılabileceklerler de var. Örneğin; ailelerin ekonomik durumları bazı şehirlerimizde düşük olabiliyor. Bu insanlara bizim ulaşmamız ya da bağışçıların ulaşması zor olabiliyor. Mesela ilk olarak 'Eğitimde bunu sağlayabilir miyiz?' diyerek işe koyulmaya Kars ile başladık. Kars'ın iki köy okuluna gittik. Orada çok güzel insanlarla tanıştık. Hande de çok etkilendi. Bir okulda öğrencilerin bilgisayar sınıfı olmadığını gördük. Okulda bilgisayar sınıfı olması için yer sıkıntısı da vardı. Çünkü sadece iki derslik bulunan bir okuldu. Orada bir lojman varmış ve dediler ki; "Biz burayı derslik yapmak istiyoruz." Beykoz Üniversitesi şimdi oraya bir kütüphane kuruyor. Biz de Hande ve birkaç destekçimizle birlikte oraya bir bilgisayar sınıfı yapıyoruz. Bu sayede dikkat çekerken aynı zamanda faydalı bir işe el atmış olduk.

Köy okullarında sizi nasıl karşıladılar?
Çok iyi karşıladılar. Çünkü sonuçta biz bir dernek ya da vakıf değiliz. Bu sadece sosyal sorumluluk olarak 'ülkemizin sorunlarına nasıl dikkat çekebiliriz ve farkındalık oluşturabiliriz?' diyerek oluşturulan bir proje. Zaten Hande tanınan bir oyuncu olduğu için çok büyük bir ilgi gösterdiler. Çocuklara da 'hayallerinizin peşinde koşmalısınız' diyerek çok güzel bir konuşma yaptı. 

Okulları siz mi seçtiniz?
Beykoz Üniversitesi genelde alt yapımızı oluşturuyor. Valilikler ya da sivil toplum kuruluşlarıyla görüşülüyor. Nerede, neye ihtiyaç var konusunda ciddi bir araştırma yapılıyor ve bunun üzerine gideceğimiz okul belirleniyor. Ülkemizin çocuklarına dokunabilmek, faydalı olabilmek çok güzel. Her şeyin çok hızlı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Her şey artık çabuk tüketiliyor ve her şeyden çabuk sıkılıyoruz. Bu insanlara sosyal medya üzerinden biraz farkındalık yaratacak mesajlar verebilirsek bize yeterli olacaktır.

Bundan sonraki adım ne olacak?
'Sen İstersen Dünya Değişir', her ay veya 2 ayda bir yurt içinde ve yurt dışında farklı konularda çalışmalarını sürdürecek. Göç ve göçmenlikle ilgili sorunlara, çevreyle ilgili konulara, kültürel mirasın korunması ile ilgili konulara dikkat çekmeyi hedefledik. Birçok konuda çalışmalar yapacağız. Yakında Mardin seyahatimiz olacak. Orada yine mülteci ve ihtiyaç sahibi çocuklara bazı yardımlarda bulunacağız. Mardin evlerini ziyaret edip onların güzelliğini gündeme taşıyacağız. Bunu yaparken de sosyal medyayı ve basını değerlendirmek istiyoruz. Böylelikle daha fazla insana ulaşma şansımız oluyor. Ülkeyi sevmek sadece sosyal medyada paylaşım yapmakla olmuyor. Bunun için bir şeyler yapmak gerekiyor. Ben zaten işim gereği çok sık seyahat ediyorum. Bu anlamda da böyle bir proje yaptığım için diğer paydaşlarımla birlikte çok mutluyuz.

Henüz yolun başında amacınıza ne ölçüde ulaştınız?
İlk aşamada ulaştık ama henüz dediğin gibi yolun başındayız. Dikkat çekeceğimiz ve yurt içinde ve yurt dışında gideceğimiz çok fazla yer, hayatlarına dokunacağımız çok fazla insan var. İşin ilginç tarafı Kars'a gittikten sonra hemen yurt içi ve yurt dışından birçok teklif almaya başladık.

Yurt dışında ne yapacaksınız?
Türkiye olarak biz dünyanın birçok yerindeki insanlara destek verip yardımlarda bulunuyoruz. Ama bunları kendi iç toplumumuzda çok fazla anlatamıyoruz. Dünyanın her yerinde açlık, susuzluk ve eğitim eşitsizliği var. Uluslararası bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çevre kirliliğine, susuzluğa, doğal ve kültürel güzelliklere dikkat çekeceğiz ve bunu yaparken de tanınmış, ünlü isimlerle birlikte hareket edeceğiz. İleride de elimize geçen fotoğraflardan belki bir kitap oluşturabiliriz. Bu kitabın satışından elde edilecek geliri bir kuruma bağışlayabiliriz. Bağışta bulunmak isteyen insanlarımız oluyor ve 'nereye bağışta bulunabiliriz?' diye mailler alıyoruz. Ama biz bir dernek ya da vakıf değiliz. Bizim amacımız bağış toplamak değil. Bunu yapan çok güzel vakıflar ve derneklerimiz zaten var. Biz sadece sanatçılarla birlikte dikkat çekmek istiyoruz. Halkımızı bilinçlendirmek istiyoruz. Kültürel miraslarımıza, güzelliklerimize yeterince sahip çıkılması için elimizden geldiğince çalışıyoruz. Mesela Kars'ta bizi Ani Harabelerine götürdüler. İsim olarak biliyorduk fakat içinde ne olduğunu biz de bilmiyorduk. 7 - 8 büyük medeniyetin yaşadığı muazzam bir yer, mutlaka gezilmesi gerek. Kurulması, tekrar yıkılması, başka bir medeniyetin yerleşmesi ve tabii ki çevre illere verdiği zenginlik... Bunların mutlaka görülmesi gerek.

Sinemaya bir ara verdiğini görüyorum. Film çekmeyecek misin?
Uzun zamandır bir proje üzerinde çalışıyorum. Yaklaşık 5 - 6 senedir sıradan insanların sıra dışı hikâyelerini bulmaya ve onları film haline getirmeye çalışıyorum. Bu konuda birçok senaryo ve kitap hakkı satın aldım. Açıkçası tam bir kadın hikâyesi yakalamıştım ve onu yapmak üzereydim. Bir Alman yapımcı dostum sayesinde başka bir hikâyeyle karşılaştım. Çok etkileyici bir hikâye olduğu için ona yöneldim. Tam bir başarı hikâyesi. Çok sıkı ve çarpıcı bir drama. Bunu önce bir Alman yapımcı keşfetmiş. Senaryo İngilizceydi, Türkçeye çevirtip tekrar okudum ama açıkçası biraz sert bir senaryoya sahipti. 'Başarılı bir şekilde senaryoyu revize edebilirsek ben bu hikâyeyi filme çekerim' dedim. Çok uluslu bir proje oldu. Bu şekilde işin içine girdik. Senaryosu yazıldı.

Bu kadar sıkı ve çarpıcı bir başarı hikâyesine sahip olan kişiyi merak ettim...
Adana'da yaşayıp çocukluğu Almanya'da geçen bir Türk'ün başarı hikâyesi. Almanya'nın farklı yerlerinde başarılı çalışmalarına devam ediyor. Ve bu kişiyi kimse tanımıyor. Çünkü tanınmak gibi bir derdi yok. Zaten sinemanın en çok beslendiği yer sıradan insanların sıra dışı hikâyeleridir. Mesela Will Smith'in son yıllarda yaptığı işlerin arkasında hep bu durum var. Benim de çok ilgi alanıma giren bir dal bu. Ve çok iyi bir drama. Senaryodan da çok memnunum. Okuyan herkes çok güzel tepkiler verdi. Senaryoyu Gürhan Özçiftçi yazdı. Başrol için Ekin Koç ile anlaştık. Çok büyük bir motivasyon ve performansla projeye hazırlanıyor. Hikâyesini filmini çekeceğimiz kişiyi şu anda söyleyemiyorum. Bir basın toplantısıyla duyuracağız. Film, gösterime önümüzdeki yıl çıkacak.

1881 -
1938