Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İstanbul’da tıklım tıklım tiyatrolarla yarışan bir trend yükseliyor: Ev davetleri ve kapalı partiler. Fransa’da EHESS’te bu yıl sunulan bir sosyoloji doktorası, Paris ve Berlin’deki eğlence hayatının da İstanbul gibi dönüştüğünü ortaya koyuyor. Eğlence mekânları yeni güvenlik normlarına ayak uydururken Fransız işi ev partisi “soirée”ler gençler arasında çok daha revaçta... Mevcut araştırmaya birtakım güncel veriler eklenince ortaya ilginç bir tablo çıkıyor: Eve dönüyoruz! HT Pazar'dan Alihan Mestci'nin haberi...

Kültür endüstrisi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen David Hesmondhalgh’ın ifadesiyle müzik, “tüm kültürel formlar arasında duygusal yoğunluğa ulaşmanın en etkin yolunu sunuyor...” Müziğin toplumsallığı ve duygudaşlığı perçinleyen önemli bir unsur olması nedeniyle de - ayrıca milli marşları, dini törenleri, seçim şarkılarını anımsayın -, konser salonlarına ve gece kulüplerine düzenlenen terör saldırıları toplumsal hissiyata nüfuz etmekte hayli etkin oldu. Paris ve İstanbul’la birlikte Orlando ve Manchester da bu bakımdan ortak bir kaderi paylaşıyor.

Mevcut meselede toplumsal hissiyat, sade vatandaşlar, sanatçılar, kültürel aracılar (menajerler, işletmeciler vs.) ve kamu otoritesi arasında deveran eden duygular bütününü ifade ediyor. Böylelikle toplumsallığın biçimlenmesinde, kültürel üretimin çerçevelenmesinde ve bu ikisine dair politikaların belirlenmesinde toplumsal hissiyat önemli bir unsur...

Lakin çok acı bir deneyimi paylaşan Paris, Manchester ve İstanbul, mesele zedelenen toplumsal hissiyatın tamiratına geldiğinde farklı reçeteler üretti... Paris Bataclan salonu 13 Kasım 2015’te gerçekleşen katliamın sene-i devriyesinde Sting ve İbrahim Maalouf’un birlikte verdiği konserle tekrar açıldı. Manchester konserinde gerçekleşen katliamdan iki hafta sonra, 4 Haziran’da, ABD’li pop şarkıcısı Ariana Grande 50 bin kişinin katıldığı bir yardım ve anma konseri düzenledi. İstanbul’daysa Reina bir mayıs günü sessiz sedasız yıkıldı...

SOKAĞIN ÖZELLEŞMESİ

Tabii birkaç anma konseri korkunç, vahşi terör olaylarının tahribatıyla baş etmeye yetmiyor. Ayrıca unutmamak gerekir ki “anlamlı konserler”, ticari vasıflarıyla öne çıkan konser salonlarına ve pop müziğe sembolik bir değer de katıyor. Kalabalık pop konserlerine gitmek, dolaylı olarak korkuya karşı çıkmak, özgürlüğü savunmak anlamına da geliyor artık. Neyse bu başka konu...

Bu tahribatın izlerini kalabalık alanlardan silmeyi zorlaştıran bir diğer etken ise kamusal hayatı sınırlandıran önlemler. Paris ve Berlin’deki müzik sahneleri üzerine yapılan sosyolojik araştırmaya göre açık alanları bariyerlerle kapatmak, giriş çıkışları kontrol altında tutmak gibi güvenlik maksatlı zorunlu uygulamaların farklı neticeleri de oldu. Bu dolaylı sonuçlar, kamusal alanın “özelleşmesi” ile eğlence alanlarının “profesyonelleşmesi”ydi...

Artan profesyonellik, daha fazla personel, dolayısıyla daha yüksek maliyet ve artan fiyatlar da demek. Bununla birlikte eğlence alanlarını “güvenlik çemberi”ne almak, mevcut toplumsal hissiyatta korkunun öne çıktığına işaret ediyor, bu da tedirginliği artırıyor. Böylelikle eğlencenin doğallığına da müdahale edilmiş oluyor. Mesela Münih’te düzenlenen 184 yıllık bira festivali Oktoberfest’te 2 senedir yüksek güvenlik önlemleri var: 2016’da girişler kontrollü yapıldı, her çanta arandı, her festival çadırı kameralarla izlendi. İlk hafta sonunda lunapark işletmecileri güvenlik önlemleri nedeniyle zarara uğradıklarını söyleyerek iş bırakma eylemi yaptı; 2015’te katılımcı sayısı 6 milyonun üzerindeyken ertesi yıl 5.5 milyonda kaldı ve bu sayı son 15 yılın en düşüğüydü... Geçen yılki düşük katılım nedeniyle bu yılki festivalde güvenlik teknolojik ekipmanlarla sağlandı.

Kalabalıkken oynayın...

Kontakt: 20 kişiyle bile oynanabilir! Gönüllü biri bir kelime tutar ve diğer herkese o kelimenin baş harfi ile harf sayısını söyler. Mesela “Vaziyet” için, “V yedi”... Kelimeyi bulmanın yolu, ilk etapta en az iki kişinin “v” ile başlayan 7 harfli bir kelime üzerinde konuşarak anlaşmasıdır. Bu durumda “kontakt” derler ve 5’ten geriye sayıp aynı anda söylerler: Mesela “Velayet” (5’ten geriye sayarken kelimeyi tutan kişi, söylenecek kelimeyi bulursa veya kontakt diyenler aynı kelimeyi söyleyemezse o tahmin yanar). Kontakt başarılı olursa kelimeyi tutan kişi ikinci harfi verir (vaziyet kelimesi için “a”). Bu sefer “Va...” ile başlayan 7 harfli kelimeler için kontakt kurulması gerekir. Vampir-köylü: En basit versiyonu, en az 7 kişi ve bir hakemle oynanmalı. Oyun gece-gündüz olarak ayrılır. “Gece”, hakemin oyun başında belirlediği iki vampir (kişi sayısına göre bunlara medyum da dahil olur) hariç herkes gözlerini kapar. “Gündüz” herkesin gözü açıktır ve kimin yanacağına tartışarak oyçoğunluğuyla karar verilir. Vampirler oyun sonuna kadar hayatta kalmaya çalışır. Sezgiler ve basit mantık yürütmeler önemlidir... Dixit: Kutu oyunu olarak seçkimiz... Hayal gücünüzü ve tasvir yeteneğinizi konuşturacağınız bir çeşit blöflü kart oyunu. 5-6 kişi için...

İSTANBUL’DA 3 TREND

Arzda durum buyken talep kendi eğlence opsiyonlarını yaratıyor. İstanbul’da üç trendden bahsetmek mümkün: Birincisi, HT Magazin yazarı Esin Övet’in geçen hafta belirttiği gibi eğlencenin yer altına inmesi. Yani zor girilen, kapalı, sigara yasağı gibi birtakım kuralların esnetildiği, dip dibe “sığınak mekânlar”a artan ilgi... İkincisi, “genetiğiyle oynanmayan” kültürel alanlara artan talep... Tiyatro oyunlarının ekseriyetle kapalı gişe gitmesi sadece bir rastlantı mı? Üçüncüsüyse eve kapanmak. Ya da açılmak...

Bu son trendin üzerinde durmakta fayda var, zira geçen 2 yılki konjonktürde artan önlem ve düzenlemeler neticesinde kamusal alanın “özelleşmesi”, özel alanın kamusallaşmasıyla sonuçlanmış olabilir. İstanbullular sessiz sedasız eve dönüyor; ev partileri, davetleri, toplaşmaları hiç olmadığı kadar revaçta... Dışarı çıkmaktansa Galata’da apart kiralayıp ev partisi konseptiyle eğlenenler bile var! “Eve dönenler”in ortak gerekçeleri evdeki sosyal konfor (yani samimiyet), düşük maliyet ve evin sunduğu özgün eğlence imkânları... Beşiktaş’ta oturan 27 yaşındaki Erdem, kalabalık alanlarda bulunmanın eskisi kadar ilgi çekici olmadığını belirtiyor ve ekliyor: “Her yer sıkış-tıkış, tedirgin edici, fiyatlar çok yüksek, müzik kötü...” Kadıköy’de yaşayan Barış (37) ise hafta sonları neden evde kaldığını şöyle gerekçelendiriyor: “Katılacak insanları ben seçiyorum, mönüyü kendim yapıyorum, kokteylleri kendim hazırlıyorum, müziği kendim seçiyorum, ekrana istediğim görüntüyü koyuyorum; bunlar hem daha ucuza geliyor hem de çok daha konforlu...” Bu gibi örnekleri artırmak mümkün. Birtakım veriler de bu gerekçeleri doğrular nitelikte...

İstanbul’da üç trendden bahsetmek mümkün: Birincisi, eğlencenin yer altına inmesi. İkincisi, ‘genetiğiyle oynanmayan’ kültürel alanlara, mesela tiyatroya artan talep... Üçüncüsüyse eve kapanmak ya da evde açılmak!

Ev eğlencesine daha fazla para harcanıyor

Televizyona dair veriler, eve yapılan harcamaların arttığını gösterirken evdeki eğlence anlayışının değiştiğine işaret ediyor. Evdeki eğlencenin zenginleşmesinde ve buna olan talebin yükselmesinde birtakım teknolojik gelişmelerin, özellikle modem, ekran, mobil araçlar ve ses sistemleri gibi cihazların birbirine kolayca bağlanabilmesinin ve sabit TV yayınından bağımsızlaşma imkânlarının artmasının da payı var. Internet TV platformu Netflix’in pazar araştırmasına göre 2017’nin ilk çeyreğinde Türkiye’deki ultra HD akıllı TV satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 100’den fazla arttı ama sabit TV kanallarını izleme oranı, yani reytingler düştü. Bu gidişat 2016 rakamlarında da mevcut: 24 ülkeden 30 bin kullanıcı ile mülakat usulü yapılan “Ericsson ConsumerLab TV & Medya Raporu 2016” araştırmasına göre Türkiye’de haftalık TV ve video izleme paydasında mobilden izleme 5.3 saatlik artış gösterirken sabit TV’den içerik izleme haftalık 0.2 saat kısaldı. Dahası, Türkiye’de her iki kişiden biri reklamsız yayın ve içerik ile HD kalitesine sahip olmak için daha fazla para ödemeye razı... Digiturk’te film, dizi ve diğer eğlence kanallarının yer aldığı paketlerin satışında geçen yıla göre yüzde 20’nin üzerinde artışlar var.

%100 Türkiye’deki ultra HD akıllı TV satışları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 100’den fazla arttı.

Ayrıca eve yapılan harcama kalemlerinden mobilya da yükselişte... Bankalararası Kart Merkezi (BKM)’nin verilerine göre 2016’nın ilk 9 ayında mobilya sektöründe kartlarla 17 milyar liralık harcama yapılmıştı. Bu yılın 9 ayında, mobilya sektöründe kartlı ödemelerde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12’lik artış kaydedildi.

Barış’ın dediği gibi mönüyü hazırlama özgürlüğü de evde eğlenmeyi perçinleyen etkenlerden. Yemeksepeti’nin yıllık sipariş büyümesi yüzde 50’yi bulmuş; bunun 40’ını aktif kullanıcıların sayısındaki artış, 10’unu ise kullanıcıların sipariş frekansındaki artış oluşturuyor. Firmaya göre yemek yapmak artık bir ihtiyaç olmaktan çıkıp bir hobiye dönüşüyor. İhtiyaç halinde ise kullanıcılar yemek yapmak yerine eve sipariş vermeyi veya dışarıda yemeyi tercih ediyor. Yemek yapmanın bir hobiye dönüşmesi İstanbul’daki ev davetlerini de ilginç kılıyor. Gayrettepe’de yaşayan Anıl (34), doğum günü sahibi arkadaşlarından evde yemek verenlerin sayısının arttığını anlatıyor ve ekliyor: “Kalabalıkça dışarıda bir yere oturmaktansa evde masa kuruluyor... Yanında ev yapımı bira ya da pahalı bir şarap... Her halükârda dışarıdan çok daha ucuza daha kaliteli yiyor ve içiyoruz...”

%12 Bu yılın 9 ayındaki kartlı mobilya harcamalarında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12’lik artış kaydedildi.

Azalan mekân sayısı, cumartesi günleri sokakların görece tenhalaşması herkesin gözlemleyebildiği bir durum. Bunun neticesinde eve kapanmak asosyal bir aktivite olmaktan ziyade sosyal bir açılıma dönüşüyor. Başka bir deyişle, “eve dönüş” travmatik olaylarla zedelenen toplumsal hissiyatımızı tedavi etmemize de yarıyor...