“Yeni jenerasyonun farkına varamadığı bir şey için yaşadığım müddetçe mücadele edeceğim, o da dev sinema perdesinin seyirci üzerindeki hipnotize edici etkisi.”
Usta yönetmen Pedro Almodovar birkaç yıl önce bu sözleri söyleyip jüri başkanı olduğu Cannes Film Festivali’nde yarışan Netflix yapımı Bong Joon-ho’nun ‘Okja’ ve Noah Baumbach’ın ‘The Meyerowitz Stories' filmleri için “Ben büyük perdede izlenemeyecek bir filmin Altın Palmiye alması gerektiğini düşünmüyorum” diyordu.
O zaman Cannes Film Festivali’nin düzenleyenler Almodovar’dan yana tavır aldı. Film festivalinin sadece filmleri seçmek ve yarıştırmak gibi bir vazifesi olmadığını aynı zamanda sinema kültürünü de yaşatmak gibi bir vazifesi olduğunu belirtip belirli bir oranda da olsa sinema dağıtımı yapılmayacak filmleri bir daha yarışmaya almayacaklarını duyurdular.
Asıl büyük bomba ise seyircilerin perdede Netflix logosu gözüktüğünde Bong Joon-ho ve Noah Baumbach gibi iki saygın yönetmenin filmini yuhalayarak protesto etmeleriydi.
5 Nisan’da ülkemizin en önemli film festivallerinden İstanbul Film Festivali başlıyor. ‘You Were Never Really Here’la geçen yıl Cannes’da senaryo dalında Altın Palmiye kazanan yönetmen Lynne Ramsay’in uluslararası yarışmada jüri başkanı olduğu, ‘Full Metal Jacket’, ‘The Shining’, ‘Barry Lyndon’, ‘A Clockwork Orange’, ‘2001: A Space Odyssey’ gibi sinema tarihine geçen filmlerin usta yönetmeni Stanley Kubrick’in özel bir bölümle anıldığı 12 günlük festivalde dünyanın dört bir yanından 175 uzun, 11 kısa metrajlı olmak üzere tam 186 film gösterilecek.
Ancak bu kadar filmin arasında bir Netflix ‘dizi’si (filmi değil) dikkat çekiyor; ‘Hakan: Muhafız’!

AMAN ALMODOVAR DUYMASIN

Cannes’da afaroz edilen Netflix bu yıl ‘Roma’ ve ‘Ballads of Buster Scruggs’ filmleriyle Venedik Film Fastivali’nde yarıştı, ödüller aldı. Oscar’larda Roma ‘En İyi Film’ dalında aday oldu. Alfonso Cuaron ‘En İyi Yönetmen’ Oscar’ını aldı. Netflix filmleri dünyanın çeşitli yerlerinde festivallerde gösteriliyor. Ancak bir Netflix dizisinin İstanbul Film Festivali gibi büyük ve saygın bir festivalde, Claire Denis (High Life),Barry Jenkins (If Beale Street Could Talk),Neil Jordan (Greta),François Ozon (Grâce à Dieu) gibi usta yönetmenlerin sinema filmlerinin yanında gala yaptığını ilk kez duyuyorum!
Festival programının duyurulduğu toplantıda bir konuşma yapan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, ilk İstanbul Film Festivali’nden bugüne geçen süreçte çok şey değiştiğini, özellikle dijitalleşmenin hayat pratiklerimizi, kültür-sanata yaklaşımımızı ve tüm davranışlarımızı değiştirdiğini belirtip şunları söyledi: “Özünde bazı özlem ve ihtiyaçlarımızın 2019 yılında da aynı olduğuna inanıyorum: Türkiye’den ve uluslararası arenadan özenle seçilmiş yapımlardan oluşan bir program görmek, bize düşünsel açıdan zevk veren bir kültürel-sanatsal etkinlikte, fiziksel olarak var olmak, sinema ustalarının, yeni yeteneklerin yapımlarını büyük ekranda, hakkını vererek, heyecan içinde izlemek...”
Bu yıl ki Oscar ödülleri ve Steven Spielberg’in “Televizyonlarda gösterilen filmler TV filmidir, Emmy için yarışsınlar” çıkışıyla iyice alevlenen ‘sinema filmleri-Netflix filmleri’ kavgasında İstanbul Film Festivali bir Netflix ‘dizi’sine gala yaptığını umarım, zaten bu konuda sinir krizinin eşiğindeki, Almodovar duymaz!


‘MINDHUNTER’ ÇOK DAHA SİNEMA

Konuşmasında sinema ustalarının ve yeni yeteneklerin yapımlarını ‘büyük ekranda, hakkını vererek, heyecan içinde izlemek’ vurgusu yapan Görgün Taner’in hemen ardından “Festivallerin hayata geçmesi kolay olmuyor, özel şirketlerin sponsorlukları kadar...” diye devam eden cümlesi Altın Lale’nin bir ‘Muhafız’a ihtiyacı olduğu gerçeğini çıt’latıyor aslında.
Ben Netflix’in sinemayı, sinema salonlarını öldüreceği fikrine inanmayanlardanım. Dizilerin ‘festivaller’de gösterilmesi fikrine de soğuk değilim. Sırf beyazperdede gösteriliyor diye her ‘hareketli görüntüyü’ de övecek değilim... Örneğin bir Netflix dizisi olan ‘Mindhunter’ eminim bu yıl programdaki bazı filmlerden daha ‘sinemadır!’
Üstelik ‘Hakan: Muhafız’ İstanbul Film Festivali çerçevesinde gösterilen ilk TV dizisi de değil! Yaklaşık 20 yıl önce Lars Von Trier’in ‘Kingdom’ dizisinin festivalde gösterildiğini hatırlıyorum. Belki başkaları da vardır bilemiyorum.
Ama yine de her yıl bu zamanlar tatlı bir telaş içinde, harıl harıl gidecekleri filmlerin listelerini hazırlayan İstanbul Film Festivali müdavimlerinin tıpkı birkaç yıl önce Cannes seyircisinin hem de Bong Joon-ho ve Noah Baumbach gibi iki ustanın ‘sinema filmleri’ni protesto etmesi gibi bir Netflix dizisi olan ‘Hakan: Muhafız’ı yuhlayıp yuhlamayacaklarını merak ediyorum doğrusu!