Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Levent Özçelik, HT Cumartesi'de Ghent'i kaleme aldı. Belçika’nın başkenti Brüksel’i ve ünlü Bruges’ü görmüşken Ghent’e gitmeye gerek var mı diye geçirdim aklımdan. Ama merak ağır bastı, tabii ki bunda Brüksel’den başlayan, yemyeşil doğanın içinde devam eden kısa otomobil yolculuğunun etkisi de vardı. Ghent’e vardığımda, kentle ile ilgili fırsat maliyeti hesabı yapmamın ne kadar yanlış olduğunu anladım.

Ghent’in Bruges’ün muadili olmadığını kısa sürede fark ediyorum. Bruges’deki Venedik’i anımsatan depresyon ve yoğun melankoli hali, Ghent’te yerini Amsterdam’a özgü kayıtsızlığa ve neşeye bırakıyor. Meşhur limanından ya da Red Light benzeri bölgeden mi bilinmez ama Ghent’te Amsterdam’a özgü bir şeyler var olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ayrıca Ghent’i Brüksel’le karşılaştırmak da çok yanlış çünkü Avrupa Birliği’nin başkenti olması nedeniyle Brüksel bürokrasi soluyan bir şehir. Oysa Ghent turistlerden ve takım elbiselerden arınmış kimliğiyle çok daha cana yakın ve doğal. Bu anlamda Ghent, Belçika’nın en yaşanılası kenti.

Ghent’i kanal turu yaparak da keşfetmek mümkün. Kanal turunu gondolla ya da normal bir tekneyle yapabilirsiniz. Tercih sizin...

Bu küçük kentte kültür sanat aktiviteleri dorukta. Ayrıca dünyanın en iyilerinden biri olarak anılan Ghent Üniversitesi, öğrencileriyle şehrin neşeli ve huzurlu imajına hizmet ediyor. Ghentliler şeker yemeyi çok seviyor. Kentte çok güzel şekerciler mevcut. Şehrin merkezindeki ünlü Veldstraat Caddesi ve Korenmaarkt da kentin ruhunu hissetmek için bulunulması gereken iki önemli nokta. Katedrali, Gravensteen kalesi ve korunmuş sokaklarıyla Ghent, ortaçağdan kalma önemli bir mirasın sahibi. Kaleye çıkıp şehri seyretmek ve katedralin içindeki detayların arasında kaybolmak muhteşem bir deneyim. Ayrıca kanaldaki turlara katılıp, kanal kenarındaki bir restoranda da noktalayabilirsiniz günü. 

Alışveriş yapmak isterseniz kütüphanenin karşısında yer alan ve pek çok markayı bir arada bulabileceğiniz Gentzuid’e gidebilirsiniz. Ayrıca, ikinci el ve antika cenneti Belçika’nın bu şirin kenti de durumdan nasibini almış. Sokakları arşınlarken göreceğiniz küçük tasarım butikleri de aklınızı çelebilir.

Bu kadar güzel bir kentte neden fazla turist bulunmadığını sorgulayabilirsiniz. Belki Colin Farrel ve Ralph Fiennes’li “In Bruges”ün etkisinden kurtulamadı henüz yabancılar. Ralph Fiennes’i Ghent sokaklarında görürsek bir gün şehir mütevazı haline veda etmek zorunda kalabilir kim bilir. Ve daha sıcak haliyle Bruges’ün snop tavrından hoşlanmayan turistlerini elinden alabilir.