Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP dışında hiçbir siyasi partinin Kürt sorununu çözemeyeceğini savunarak, "Bu sorunu ancak CHP çözer. Biz bu sorunu ortak akılla çözeriz. Onların sorunu çözmek diye bir niyetleri yoktu. Onlar 'Kürtlerin oyunu nasıl alabilirim' tüm hesapları bunun üzerineydi. Sorunu eğer siz oy alma üzerine inşa ediyorsanız zaten bu sorunu çözemezsiniz" dedi.

Nokta dergisinin kapağı nedeniyle sansüre uğradığını, toplatıldığını ve "terörist" ilan edildiğini savunan Kılıçdaroğlu, "O kapaktaki fotoğraf, bütün kahvelerde bilinen bir fotoğraftır. Bugün terörün sebebi kim, onu herkes çok iyi biliyor. Sarayda oturan zatın ülkeyi nasıl kaosa soktuğunu, nereye giderseniz gidin herkes biliyor. O, toplumun belleğinde olan, toplumun bildiği ilginç bir şekilde fotoğraflanan bir kapak" diye konuştu.

Nokta dergisinin kapağında, Cumhurbaşkanı'na bir hakaretin olmadığını ileri süren Kılıçdaroğlu, bütün vatandaşlardan, "7 Haziran'dan sonra ne oldu da şehitler gelmeye başladı?" sorusunu sormalarını istedi.

"Artan terör olaylarına" ilişkin soruya, Kılıçdaroğlu, "PKK'yı besleyen, azdıran 13 yıllık iktidardır. Bunu ben söylemiyorum, kendileri söylüyorlar. 'Çözüm Süreci'nde PKK silah stokladı' diyorlar. Gayet açık, net" karşılığını verdi.

"Hükümetin 'risk aldık' dediğinin" hatırlatıldığı Kılıçdaroğlu, "Bir hukuk devletinde, bir terör örgütü, eğer Türkiye'de silah depolamaya kalkar ve siz de 'aman çözüme bir şey olmasın' diye göz yumarsanız, bugün toplumu nasıl ateşin içine attıysanız, o zaman da atmış olursunuz. O tablo, o görmemezlik bugün toplumu bu noktaya taşıdı" dedi.

"BEDELİNİ YOKSUL İNSANLAR ÖDÜYOR"

"Türkiye'nin yönetilemeyen bir ülke haline gelmesi, bir cumhurbaşkanının istediği bir şey olabilir mi?" sorusuna, Kılıçdaroğlu, şu yanıtı verdi:

"Ona şu soruyu sormak gerekiyor; neden koalisyon kurulmasına engel oldu? İkinci soruyu sormak gerekiyor; neden bir başka koalisyonun kurulması için anamuhalefet partisine görev vermedi? Bir üçüncü soruyu sormak gerekiyor; Çözüm Süreci devam ederken, PKK da silah yığarken, siz hangi gerekçeyle ses çıkarmadınız? Bir başka soru sormamız gerekiyor; 7 Haziran'da beklediğiniz sonucu alamadıktan sonra neden o sert söylemlere devam ettiniz? Bu ülkenin başbakanı yok muydu? Eğer bir kişi kendisinin ve ailesinin çıkarları üzerine, o çıkarlardaki beklentiler üzerine devleti yönetmeye kalkarsa, toplum bu hale gelir.

Halkın şu soruyu da kendisine sorması lazım; 13 yıldır ülkeyi tek başına yönetiyorlar, her seferinde çıkmaza girdiklerinde bir düşman buldular, 'bunun yüzünden oldu, bu bizi kandırdı' dediler. En son da herhalde 'PKK bizi kandırdı' diyecekler. Dediler de zaten. Siz çocuk musunuz? Çocuk aklıyla mı devleti yönetiyorsunuz? Emin olun çocuklar daha akıllı. Devleti yönetmeye talip olan bir kişi eğer üç adım ötesini göremiyorsa, planını, programını, stratejisini buna göre belirleyemiyorsa bunlar devleti nasıl yönetecekler. Yönetmediler zaten devleti, çift başlı bir yönetim var, kimin ne söylediği belli değil. Şu anda Türkiye ateşin içine atılmış vaziyette. Bedelini kim ödüyor? Onlar bedel ödemiyorlar. Bedelini bu ülkenin yoksul insanları ödüyor."

"TERÖR ÖRGÜTÜ PKK'YI LANETLİYORUZ"

Yemen Türküsü'ndeki "Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir" sözünü hatırlatan Kılıçdaroğlu, bunun 21'nci yüzyılın Türkiye'sinde yaşandığını, ülkenin bunu haketmediğini söyledi.

PKK'yı öteden beri terör örgütü olarak görüp, lanetlediklerini belirten Kılıçdaroğlu, "Eğer teröre karşı bu toplum ortak mücadele verirse, PKK'nın yapacağı hiçbir şey yok. 30-32 yıldır PKK bir iç çatışmanın bütün koşullarını zorladı ama beceremedi, insanlar kenetlendiler" diye konuştu.

"VATANDAŞ SEÇİMİNİ YAPTI"

Kılıçdaroğlu, gazetelere yönelik tüm saldırıları yanlış bulduğunu belirterek, "Medyayı beğeniriz veya beğenmeyiz, köşe yazarlarını, haberini beğeniriz veya beğenmeyiz ama onların özgürce çalışabileceği ortamı siyasal iktidarın yaratması lazım" ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, soru üzerine saldırıya uğrayan Star, Sabah ve Hürriyet gazetesinden yetkilileri aradığını ve geçmiş olsun dileklerini ilettiğini bildirdi. Siyasette olduğu gibi medya dünyasında da çeşitlilik bulunduğunu, insanların arzu ettikleri gazeteyi ceplerinden para ödeyerek alıp okuduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

"Siz bir gazete üzerine siyasal baskı kuracaksınız, meydanlarda eleştireceksiniz, o yetmeyecek maddi baskı kuracak ona reklam verilmemesi için özel çaba harcayacaksınız, arkasından milletvekili eşliğinde gideceksiniz cam çerçeve kıracaksınız, buna savcı hiçbir şey yapmayacak, hiç de görmeyecek ve bu da yetmeyecek kongrede bunu getirecek bir de divana seçeceksiniz.

Ben Silivri'yi ziyaret ettikten sonra çıkışta Silivri'deki olayları eleştirmiştim, daha Ankara'ya gelmeden benim fezlekem Cumhuriyet Savcısı tarafından TBMM'ye gönderildi. Neden bu lafları ettin diye? Şimdi bu lafları eden milletvekili için hiçbir savcının harekete geçeceğine inanmıyorum. Korkarlar. Korkana da savcı denmez.

Korku iklimi zaten var. İklimin ötesinde ortam var, fiili bir durum var. Açıkça iş dünyası tehdit ediliyor. Açıkça polisler görevlendiriliyor, dükkanlar, fabrikalar, evler basılıyor. Bu doğru değil. Kayseri'deki Boydaklar grubu mobilya konusunda sadece Türkiye'de değil, dünyada söz sahibi olan bir firma. Bunu acaba nasıl kapatırım, nasıl yok ederim? Peki orada çalışan binlerce işçi ne olacak. Bunlar devlete dünyanın vergisini ödüyorlar. Binlerce kişiyi istihdam ediyorlar. Eğer bir insanın gözü karardıysa feda etmeyeceği hiçbir şey yoktur. Geldiğimiz nokta odur. Bunlar için cumhuriyet, hukuk, hukukun üstünlüğü, iş adamlarının çalışması, üretmesi... 'Benim için çalışıyorsan, benim için propaganda yapıyorsan, benim için yazıyorsan evet, benim için çalışmıyorsan, yazmıyorsan seni yok edeceğim' diyor."

İktidarın seçimle gitmemek için direndiğini ve bir daha seçim yapıldığını savunan Kılıçdaroğlu, "Biz niye seçime gidiyoruz? Vatandaş seçimini yaptı, oyunu kullandı. Milli irade, milli irade diyorlardı o da tecelli etti. Şimdi bir kişi diyor ki 'Ne milli iradesi kardeşim, benim iradem milli iradedir. Madem ki bana uygun bir sonuç olmadı seni seçimlere zorla götürüyorum. Nasıl götürüyorum? Ülkeyi kan gölüne çeviriyorum. Beni eğer tek başına iktidar yapmazsan, 400 milletvekili vermezsen bunlar başına gelir.' Şantajla oy toplayacaklar. Vatandaş bunu görüyor" dedi.

Buna demokrasi denilemeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu, vatandaşların haber alma hakkının bir başka organ tarafından kısıtlanamayacağını, ancak Türkiye'de sansürle vatandaşın özgür haber alma kanallarının kapatıldığını öne sürdü.

Böyle bir ülkede yabancı sermayenin durmayacağını belirten Kılıçdaroğlu, yabancı sermayenin ülkeden çıkmaya başladığını, kimsenin Türkiye'ye güvenmediğini öne sürdü. Türkiye'yi bu noktaya kimin getirdiğinin sorulması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, ülkeyi yönetenlerin önlem almamasına ve sessiz kalmalarına anlam veremediklerini dile getirdi. Kılıçdaroğlu, "İnsanlar konuşmaktan korkuyorlar. Çünkü konuştuğu zaman ödeyecekleri bedelin ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Çekiniyorlar, konuşmuyorlar" değerlendirmesinde bulundu.

PKK terörü ve Kürt sorununun çözümü üzerine değerlendirmesi sorulan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz daha önce yapılan görüşmeleri getirir masanın üzerine koyardık. Neler vadettiler, neler konuştular? Verdikleri sözler var mı? O sözleri yerine getirmedikleri için mi bu olaylar başladı, başka bir neden mi var? Önce bunu bir öğrenirdik. Oslo tutanaklarından başlayarak tüm o görüşmelerin ayrıntılarını öğrenirdik, bakardık. Görüşmelerin içeriği yüzde 90 oranında saklandı. Bende şu kanaat var, topluma hesabını veremeyecekleri angajmanlara girdiler ki ayrıntıları açıklayamıyorlar. O angajmanlara girilmeseydi belki de süreç bu noktaya taşınmazdı, girilmezdi. Hükümet olanlara sormamız lazım, PKK'ya ne söz verdiniz, hangi sözleri verdiniz?

Dolmabahçe mutabakatından Cumhurbaşkanı neden birden bire 'bunlar olmaz' dedi? Oysa açıkladılar, dediler ki 'Cumhurbaşkanı oturma düzenimize kadar müdahale etti.' Şimdi tam tersi bir tablo var. Bu gerçeklerin hiçbiri bilinmiyor. Biz önce bunları öğrenecektik. İktidar olsaydık önce geçmişte yapılanları masaya yatırırdık. Bizim bir başka özelliğimiz daha var. Olayı olabildiğince toplumsallaştırmak. Yani kamuoyunun desteğini alarak bu sorunu çözmeye çalışmak. Bu sorun sadece bir partinin sorunu değil. AK Parti bunu yapmadı. Akil insanlar seçildi ama onlar da ne söylediklerini bilmiyorlardı. Bu sorunun çözüm adresi bize göre TBMM'dir. Orada çözülmesi lazım. Terörle sorunun çözümünü ayırmak lazım. Teröre asla izin vermemek lazım. Orada net çizgimizi koyacağız. Kim eline silah aldıysa kusura bakmasın.

Kürt vatandaşlar ve onların temsilcileri var. Oturur konuşursunuz ne istiyorlar. HDP de var, sivil toplum kuruluşları da var. Sorunun çözümü için sizin muhatap alacağınız, konuşacağınız yapı var zaten. Fakat bunlar o yapıyı değil, PKK'yı muhatap aldılar, ona söz verdiler."

"TAMAMINI LANETLERİZ"

"PKK'ya elini tetikten çek, ateşkes ilan et, öldürmekten vazgeç, sınırların dışına çık çağrısı yapar mısınız?" sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, öteden beri meşru organların gayrimeşru organlarla muhatap olmasını kabul etmediklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, sorunun çözümünde muhataplarının meşru organlar olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Şu anda en büyük sıkıntıyı bölgedeki Kürtler çekiyor. PKK'nın kesinlikle olayları durdurması lazım. Fatura oradaki masum halka çıkıyor. Siz 9 gün sokağa çıkma yasağı ilan ediyorsanız, orada yaşlısı da çocuğu da sokağa çıkamıyor. İstanbul, Ankara, İzmir'i düşünelim. 'Ne oluyor' diye sormaz mıyız? İnsanlar yaşamayınca fark edemiyorlar. Türkiye'yi bu hale kim getirdi? Kim yönetiyordu Türkiye'yi bu hale gelirken? Adım adım bu hale geldi Türkiye. Aşama aşama buraya geldi. PKK'yı elbette suçlayacağız. Sadece PKK değil, kim terörden besleniyorsa, terörü bir çıkış noktası görüyorsa, terörle düşüncesini veya beklentilerini topluma zorla kabul ettirmeye çalışıyorsa onların tamamını lanetleriz, orada bir sorunumuz yok zaten?"

Soru üzerine, yasalara göre kurulmuş, parlamentoda temsilcisi bulunan ve halkın oylarıyla gelen HDP'yi gayrimeşru bir organ olarak ilan etmenin doğru olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, "HDP'yi eleştirebiliriz, düşüncelerini beğenmeyebiliriz o ayrı ama yasalara göre kurulmuş bir siyasal partiyi gayrimeşru ilan etmek veya yok saymak doğru değil" dedi.

Kılıçdaroğlu, HDP'nin bu süreçte iyi bir sınav vermediğini, bu partinin, PKK ile aralarına açık ve net, fakatsız, amasız, lakinsiz bir mesafe koymak zorunda olduğunu belirtti.

Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun çözülmesi için akılcı politikalar üretilmesi gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Çözüm için sorunu çözecek kişinin ya da partinin dürüst ve samimi olması lazım. Karşı tarafı aldatan bir politika, bir algı yaratmaması lazım. Masaya 'ben bu sorunu çözeceğim' diye oturması lazım. İki, gizli kişisel ajandasının olmaması lazım. Beyefendinin gizli kişisel ajandaları vardı. Üç, topluma hesabını vermeyeceğiniz angajmanların hiçbirine girmeyeceksiniz. Dört, bunu parlamentoda çözeceksiniz, muhatabınız meşru bir organ olacak. Biz sorunu çözmek için samimi ve dürüst bir şekilde üzerinde çalışırdık. Meşru temsilcilerle, şeffaf bir biçimde. Biz HDP'yi muhatap alırız. Hadi diyelim ki HDP Meclis'e giremedi, Diyarbakır'da sivil toplum örgütleri var, onları dikkate alırız. Tüm bunlar olurken toplumun hiçbir kesimine bilgi verilmedi. Buna parlamento da dahil. Bu sorunu CHP dışında hiçbir siyasi parti çözemez. Bu sorunu ancak CHP çözer. Biz bu sorunu ortak akılla çözeriz. Onlar yapamadılar. Onların sorunu çözmek diye bir niyetleri yoktu. Onlar 'Kürtlerin oyunu sürekli nasıl alabilirim' tüm hesapları bunun üzerineydi. Sorunu eğer siz oy alma üzerine inşa ediyorsanız zaten bu sorunu çözemezsiniz. Onun için bu sorunu ancak ve ancak CHP çözer. İnanarak söylüyorum."

 

AA