Yeditepe’nin kaybolan mahallesi Ortaköy
Fotoğraf sanatçısı Rıza Erdeğirmenci, Ortaköy'de yok olmak üzere olan mahalle kültürüne dikkat çekmek için 'Kaybolan Mahalle' isimli bir fotoğraf albümü yayınladı. Sanatçıyla İstanbul'daki mahalle yaşamını konuştuk
Aslı ÖZTÜRK/GAZETE HABERTÜRK
Rıza Erdeğirmenci, yıllardır profesyonel iş hayatına paralel olarak fotoğraf sanatçılığı yapıyor. Aynı zamanda Uluslararası Fotoğraf Festivali “Fotoİstanbul’’un direktörü. “Müzelerden İnsan Manzaraları’’ ve “Bir Ortaköy Hikâyesi’’ başlıklı 2 kişisel fotoğraf sergisi açtı. “Lokanta’’, ‘“Rastlantılar’’ ve “Kaybolan Mahalle’’ isimli de 3 fotoğraf kitabı yayımladı. Erdeğirmenci’yle “Kaybolan Mahalle” olarak adlandırdığı Ortaköy’ü ve İstanbul’da yok olan mahalle kültürünü konuştuk. Ortaköy’de eskiyi, yeniyi, yenileştikçe bozulan mimariyi ve sosyal hayatı anlattı.
-Albümde 3 farklı Ortaköy var. Neye göre 3’e ayırdınız?
Hepimizin bir İstanbul hayali, eski hayali, mahalle hayalimiz var. Önce hayal ettiğimiz ve biraz da olsa hâlâ yaşayan hayatı anlattım. Daha sonra yaşadığımız hayattaki sıkıntıları dile getirmeye çalıştım. Sonra da dedim ki: “Bu duyarsızlıkla devam edersek hak ettiğimiz ve aslında başımıza gelmesini istemeyeceğimiz bir yere doğru gidiyoruz. Bunu da fotoğraflamalıyım.”
-Tek mahalle Ortaköy değil. Neden burası?
Her sabah evimin penceresinden Ortaköy vadisini seyrederek güne başlarım. Sağ tarafta Ulus’a doğru tırmanan rezidansları ve modern Ortaköy sırtlarını, sol tarafta ise Boğaz’a doğru uzanan eski Ortaköy Mahallesi’ni görürüm.
-Öyle sabahlardan birinde de Ortaköy’ün kaybolmaya başladığını mı fark ettiniz?
Aynen öyle oldu. Beşiktaş girişinden Boğaziçi Köprüsü’ne giden viyadüğün, demin bahsettiğim alanı cetvelle çizilmiş gibi ikiye böldüğünü fark ettim. Orada sanki bir sınır ve birbirine sert bakışlar atan iki farklı dünya var.
-Ne gibi farklar var bu iki dünyanın arasında?
Öncelikle ben global dünyada uyulması gereken şehircilik trendleri olduğuna inanıyorum. Ancak geçmişimizden kalanları da korumayı bilmeliyiz. Sanayileşme ve yapılaşmanın artmasıyla yüksek binalarda, izole sitelerde oturmaya başladık. Evet, bu çizginin bir tarafı. Fakat diğer tarafında da çocuklarımız sokakta oynayamaz oldu. Çünkü yan apartmanımızda kim yaşıyor bilmiyoruz. Esnafı tanımıyoruz.
-Sizin “mahalle” tanımınız ne?
Mahallelerde dolaştığında sokaklarda hep ağaçlar vardır. Evler balkonludur. Balkonlarda ise saksı saksı sardunyalar görürsünüz. İnsanlar birbirlerini tanır, çocuklar diğer çocuklarla arkadaştır. Bir de tabii kültürel miraslar korunmuştur. n Bunlar aslında İstanbul’un hiçbir mahallesinde kalmadı... Her yerde olmasa da birçok yerde mahalle hayatı devam ediyor ama bunun sebebi bizim yaşatma isteğimiz değil, ekonomik sıkıntılar. Mahalle kültürünün yok olması da Ortaköy’e özgü bir problem değil. Tüm köklü mahallelerimizi ilgilendiren varoluşsal bir sıkıntı. Ben sadece Ortaköy’den göstermek istedim.
-Bütün bu kayboluş hikâyesinin içinde sizi en çok korkutan nedir?
Yükselen beton bloklardan ya da çöken ahşap evlerden daha fazla korkutan olgu, bizlerin zevksizleşmesi. Çirkinlikleri kanıksamamız, çirkinliklerle birlikte yaşayabilmemiz. Bence sonun başlangıcını burada aramamız gerekiyor.
-Fotoğraflamaya başlamadan önce nasıl bir ön hazırlık yaptınız?
Ortaköy’ün tarihini araştırarak başladım, zira öncelikle Ortaköy’ü köklü bir mahalle yapan kültüreltarihi unsurları bulmak ve bugünkü durumlarını incelemek istiyordum. İlginç şeyler buldum .
-Bir özet geçseniz...
-Türkler ne zaman yerleşiyor?
Türklerin Ortaköy’e yerleşmesi Kanuni döneminde gerçekleşiyor. 1556’da bir Mimar Sinan eseri olan Hüsrev Kethüda Hamamı inşa ediliyor. Bugün maalesef özel bir şirketin mağazası oldu. Arkasından Boğaz’ın incisi Defterdar İbrahim Paşa Camii’nin inşası geliyor ki (1661), böylece Müslüman nüfusun artışı başlıyor. Türkler burada ağırlıklı olarak bostancılık ile uğraşıyor.
-3 dinin bir arada yaşaması ne zaman başlıyor?
16. yüzyılın sonuna doğru Ermeni nüfus Ortaköy’e yerleşmeye başlıyor. 1800’lerden itibaren sur içini terk eden Osmanlı saltanatı, yeni ve modern yerleşim merkezini Ortaköy’de buluyor.
İLKLERİN MAHALLESİ
-Bir İtalyan Yahudi’nin vasıtasıyla ilk enginar burada yetişiyor.
-İlk atlı tramvay hattı, 1871’de Karaköy-Ortaköy arasında açılıyor.
- İlk akaret evler, 18 Akaretler adıyla Ortaköy’de Rusya’dan göç eden Yahudiler için inşa ediliyor.
-Denizcilere göre Boğaz’ın koruyucusu Yahya Efendi, Kanuni tarafından Ortaköy’e gönderilerek ilk İstanbul içi sürgüne konu oluyor.
-Bünyesinde hem basımevi hem de kütüphane bulunduran ilk ermeni manastırı Andonyan, 1860 yılında Ortaköy’de kuruluyor (Şu anda rezidans olmamak için savaş veriyor).
ORTAKÖY'DE HÂLÂ AYAKTAOLAN TARİHİ YAPILAR
-Hüsrev Kethüda Hamamı-1556 (Mimar Sinan)
-Yahya Efendi Külliyesi- 1560 (Mustafa’yı boğdurunca Süleyman’a mektup yazdığı için buraya sürülen müderris- Denizcilere göre Boğaz’ın koruyucusu)
-Defterdar İbrahim Paşa Camii-1661
-Damat İbrahim Paşa Çeşmesi-1723
- Ortaköy Camii-1749 (Abdülmecid-1854)
-Ermeni Katolik Andonyan Manastırı ve Kitaplığı-1860
- Çırağan Sarayı- 1863-1871 (Abdülaziz)
-Feriye Sarayları, Feriye Karakolu, Sultan Hanım Yalıları- 1875’ler (Kabataş, GS)
-Denizcilik okulu, Hatice Sultan, karakol
-6 adet kilise-1825-1850 arası, Musevi ilkokulu-1930, Musevi yetimhanesi-1925
-Enver Paşa’nın evi, Talat Paşa’nın av köşkü
-18 Akaretler