AHMET Hakan’la aynı fikirde değilim. Dün Abdüllatif Şener’le ilgili mükemmel ve çok etkileyici yazısını okurken, bir ara ben de aynı şeyleri hissetmedim değil.

Ama o etkileyici yazıya rağmen aynı fikirde değilim.


Abdüllatif Şener, AKP’de kalmalı ve siyasete devam etmeli.

Çünkü Şener, Türk siyasetine yakışan bir insan.

Komplekssizliği ile, tarafsız duruşu ile, paradigmaları kırışı ile...

Evet, özellikle solda sağda her cemaate hákim olan yerleşik düşünce biçimlerini, davranış kalıplarını kırarak hepimizin gönlüne yerleşti.

CHP lideri bile onu Çankaya Köşkü’ne yakıştırdı.

Bana göre o, içinde yer aldığı partinin, ISO 2001 belgesi...

Ama en önemli özelliği nedir diye sorarsanız, size şu cevabı verirdim:

"Eşinin türbanını bile unutturan siyasetçi."

* * *

Dün Başbakan Tayyip Erdoğan’ı grup toplantısında izlerken bunu düşünüyordum.

Partisinin "merkeze oturma" projesini açıkça ifade ediyordu.

"Bütün Türkiye’nin partisi" olma hedefini gösteriyordu.

Bunları önemsemeliyiz.

"Yine takıyye yapıyorlar" bahanesiyle, elimizin tersiyle itmemeliyiz.

Türkiye’nin birliğini, istikrarını isteyen insanlar, AKP’nin "merkeze gelme projesi"ni desteklemelidir.

AKP’ye oy verip vermemek önemli değil.

Önemli olan, Erdoğan ve arkadaşlarının "samimiyetini ispatına" yardımcı olmaktır.

En azından siyaseti, bu partiye katılan insanlara insafsızca vurma üzerinden yapmamak gerekiyor.

Geçen gün Yalçın Bayer’in köşesinde tanınmış bir sol siyasetçinin sözlerini okuyorum.

AKP’ye giren Ertuğrul Günay’a ağır sözlerle yükleniyor.

Yüklenen kişiye bakıyorum. Hakkında tonlarca iddia var.

İnsan okurken "El insaf" diyor.

* * *

Ben mümkün olan en fazla sayıda merkez ismin AKP saflarında politika yapmasını destekliyorum.

Oy verip vermemek önemli değil.

Önemli olan AKP’nin merkeze gelmesi.

Ya samimi değillerse, ya gözümüzü boyamak için bunu yapıyorlarsa.

Bu onların bileceği iş.

Ama hafta başından beri parti saflarına aldıkları bu insanlar, düş kırıklığına uğrarlarsa herhalde o partide kalmazlar.

Bir kısmını yakından tanıyorum.

Kişilikli insanlardır.

Kendilerini iyi yetiştirmişlerdir.

Hepsini toplasanız sayıları 20-30’u geçmez diyebilirsiniz.

Siyasette 20-30 kişinin ortak hareketleri bazen çok önemli sonuçlar doğurur.

Ama bunları düşünmeden önce, Erdoğan’ın samimiyetini ispatına izin vermeliyiz.

* * *

Ben iyi bir seçim tahmincisi değilim.

O nedenle sandıktan nasıl bir sonuç çıkacağını bilmiyorum.

İhtimallerden biri, hem AKP’nin hem CHP’nin oylarını artırmasıdır.

Bu durumda yine ikili bir Meclis oluşursa, AKP tek başına iktidarını sürdürecektir.

Türkiye geçen dönem büyük gerginlikler yaşadı.

Siyasetleri ile merkeze yerleşen bir AKP, bu gerginlikleri yumuşatabilir.

Bu da hepimizin menfaatine olur.

En makulu bile böyle

BAĞCILAR’da lisedeki toplu namaz olayına dini hassasiyeti olan medyadan gelen tepkilere bakıyorum.

İçlerinden en makul görünen "Zaman" gazetesinin manşeti bile şöyle:

"Namaz düşmanlığına tepki yağdı."

Evet, Milli Eğitim Bakanı’nın bile "Böyle bir uygulama yok" dediği bir toplu namaz olayını gündeme getirenlere, bir saniye bile düşünmeden yapıştırdığı etiket bu:

"Namaz düşmanları."

Arkasından da "Din düşmanları" etiketi gelecek.

Türkiye işte bu kafayla "savaşan kutuplar" haline getiriliyor.

Bazı fanatik dinci gazetelere bir şey demiyorum.

Onların günlük gıdası bu "muharebe düzeni"nde sağlanıyor.

Ama Zaman gibi bir gazete bunu yapıyorsa, artık, önüne gelene "Vatan haini", "Ali Kemal" damgasını yapıştıranlara söyleyecek tek sözü kalmaz.

AKP, merkeze gelmek isterken, bu arkadaşlarımız, en küçük eleştirilerde, bamteline basılmış gibi hemen eski mevzilerine dönüyorlar.

AKP merkeze gelecekse, bu savaş çığlıklarına kulaklarını kapatmalı.

Çünkü, dini ideoloji haline getirip, oraya buraya "sokuşturma kültürü", açıkça bir "din ticareti"dir.

Yoksa, bu ülkede isteyen herkesin namazını serbestçe kılabildiğini onlar da biliyor.

Diyorum ya, maksat namaz falan kılmak değil, liseyi imam hatip okuluna çevirmek...