İnanamadık o an, insan ne kadar seviyorsa o kadar zor kabullenirmiş ya... İlk kez bu kadar inanmak istemedik O'na. Birileri kötü bir şaka yapıyor sandık bize. Biri bize bunun yalan olduğunu söylesin istedik. 'Asparagas bu' dedik ama; O,  haberin gerçekle eş anlamlı olduğunu öğretmemiş miydi bize? Nerede yanılıyorduk? Birini bekledik, koşarak gelip bize bu haberin asılsız olduğunu bağıracak diye. 'Yalan habere' inanmak istedik belki ilk kez. Bekledik. Zaman ağaçta asılı bir yaprak gibi kaldı gökyüzünde. Bir güvercin irkildi ani bir frenle…Ama hiç kimse gelmedi. Aksine gitgide ıssızlaştı adımlarıyla şenlendirdiği dünya. Ortalık olmadığı kadar ıssız ve sakin şimdi…Senin öğrettiğin 'double-check'ler ilk kez işe yaramadı.   Ölümün haber olmuş hayata diyorlar Ufuk Ağabey. Son haberinin kurgusunu biz hiç beğenmedik…

 Harflerin, kelimelerin, noktalama işaretlerinin tükendiği hayatın bulanıklaştığı anlar vardır. İşte bu böyle bir an. Her ölümün erken ölüm olduğu söylenirdi ama bu en erkeni oldu. 40 küsur yıl önce Çetin Altan, "Bugün canım yazı yazmak istemiyor" deyip çok şey anlatmıştı. Ancak inadına yazmalı demek! İnadına gösteri devam etmeli ki eminiz o böyle isterdi. Onun hayat iksirinden içenler ölümün ona hiç yakışmadığını söylüyorlar şimdi. Ne derler; Ustanın canı, çırağın içinde kalır; beden toprak olsa da…

Bu ülkede gazetecilik uğraşının nadir örneklerindendi. –di'li geçmiş zamanın adıyla birlikte kullanılmasının buruk tadı var şimdi herkesin dilinde, herkes kendisine eklediği melekelerle anacak onu ve o melekelerin toplamı onun boyunun onlarca katı şimdi. Ne mutlu uzanıp bir küçük meyva koparabilene…

Haberin hayatın tam da kendisi olduğunun altını çizer haberin kokusunu sızan her çatlaktan alırdı. Haber için kimsenin gözünün yaşına bakmaz, boyun eğmezdi. Bu ülkede çok zor olduğunu bile bile sırf haber yaparak içinde bulunduğu kanalı bir numara yapmıştı. Genel yayın yönetmenliğini yürüttüğü gazeteyi sansürlenen bir köşe yazısı nedeniyle elinin tersiyle iterken bile bir an tereddüt etmemiş, inandığı şeyleri cesaretle savunmuştu o hep inançsızlığın bu ıssız coğrafyasında. Gazetecilik; kalbinden, numarasız, tezgahsız, vicdanın tam içindendi onun için. Gazetecilikle patronluk gibi bu dünyada asla bir araya gelemeyecek iki kavramı öyle bir yoğurmuştu ki tahin olup pekmezine yaymıştı bu coğrafyanın. Ve yıldız yaratmak onun asıl işiydi. Çevresindeki gençlerden asla bir kompleks duymadan onların gözlerindeki ışığı çoğaltmak için onlardan biriymiş gibi yaşardı. Oray Eğin'in söylediği gibi onun döllediği neferler şimdi onun ayak izlerinden yeni Güldemirler yaratacak. Onun yetiştirdiği isimler şimdi yazdığı her haberde, bulduğu her kare görüntüde Ufuk ağabeylerini sonsuzluğa yayacaklar.

 Kurallar, yasaklar, engeller anlamsızdı onun için. Duvarlara gereksiz yazılar asılmasından hoşlanmaz, toplantı saatleri, servis çizelgesi gibi bürokratik kağıtları yırtar atardı. Odası olmasına rağmen oranın yerini hiç bilmez, hep haber merkezinde, öğrencileriyle birlikteydi. Stüdyo dekorlarının içinde gezer, yıllanmış ışık şeflerinin gözünden kaçan patlamayı görüp uyardıktan sonra KJ makinesinin başında az sonra başlayacak olan bülten için altyazı yazdırırdı. Muhabirleriyle birebir muhatap olan, onlara sürekli telefon açan, kızan da öven de yalnızca oydu. Ve siz buna layık olmaktan ince bir gurur duyardınız ruhunuzun derinliklerinde. Gazeteleri en ince detayına kadar, satır satır okur kus uçsa haberi olurdu. Gece 3'te evine dönse bile sabah 7'de yola cıkmış, bütün gazeteleri okumuş, herkesten önce isin başına geçmiş olurdu. Ve herkesten de kendi temposuna uyum sağlamasını beklerdi. Belki de çalışması en zorlu ama en öğretici gazeteciydi. 

 O sırtına balmumuyla tutturduğu kanatlarla havalanıverdi, yükseldikçe yükseldi, güneşe doğru uçtu, ışığın, olduğu yere... Bu yükseklikte başı dönüyordu ama olsun! hiç kuşbakışı görmemişti dünyayı!

Sonsuz bir uyum içinde tutku uğruna feda edilmiş bir hayat çok da değerli görülmeyebilir Ikarus'un hikayesindeki gibi. Ama bu hayatın bilgisi kendisinden sonraki zaman dilimleri için önemli bir referans olmuştur. O bize tüm bir özgürlüğün imkanı olabileceğini göstermiştir. İnsanoğlu kendi içinde akılla tutkunun flörtünü yaşarken, bir üçüncü halin olanaksızlığını arayıp durmuştur, hatta aramaya devam etmektedir de. Ve hepimiz sınırlı ve sorumlu akıllarımıza rağmen o elmadan payımıza düşen yücelik ve yükselme duygusunu aldıysak ne mutlu. Belki de günü gelince meydan okumak için yine.

Çok zor ulaşılacak şeyler istedi hayatta. Mumdan kanatli bir adamin
gunese ulasmasi kadar zordu bunlar. Yapabildiklerin bizde, yapamadıklarınsa şimdi sende saklı.

 İkarus'un balmumu kanatları eridikten sonra nereye düşmüş olduğu hala belirsizliğini korur. Mitolojik kaynaklar Ikarus'un Ege Denizi üzerinde bir noktaya düştüğünü iddia edecek şimdi. Ama biz biliyoruz ki O hala gökyüzünde uçmaya ve her yazdığımız haberde bizi izlemeye devam ediyor…

Ölümün haber olmuş hayata diyorlar Ufuk Ağabey. Son haberinin kurgusunu biz hiç beğenmedik…

 

 

"ölüyorum tanrım
bu da oldu işte.

her ölüm erken ölümdür
biliyorum tanrım.

ama, ayrıca, aldığın şu hayat
fena değildir...

üstü kalsın..."

 
Evren Aydın