Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Diplomatlar monşer mi ?

        Geçen hafta başında Dışişleri Bakanlığı mensuplarından Cem Kahyaoğlu’nun yurtdışına tayini ile ilgili bir AK Parti kurmayı ile yaptığı iddia edilen konuşması gündeme geldi.

        Manşete taşınan haberin imzasında Hürriyet Gazetesi’nin deneyimli ismi Şükrü Küçükşahin’in imzası bulunuyordu. Bu haber dikkatimi çekti.

        Çünkü Dışişleri, ne olursa olsun Türkiye’nin politize olmayan sayılı kurumlarından biri. Ayrıca, ülkenin zorlu dış politika çemberinde zorluklar içinde işini yapmaya çalışır. Bu yüzden de haberi görünce, kendi kendime ‘acaba?’ diye sordum.

        Önce haberde adı verilmeyen ismin AK Parti Milletvekili ve Meclis Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Murat Mercan olduğunu öğrendim.

        Peki gerçekten Kahyaoğlu, Mercan’dan Strasburg’a tayini konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de devreye sokulacağı şekilde yardım istedi mi?

        Murat Mercan’a göre konuşma bu yönde olmamış. Dışişleri çevrelerine göre de, mantığa göre zaten bir dış torpil istenmez. İstendiğinde de orta veya uzun vadede o kişiye ters tepeceği ve zararları olacağı çok iyi bilinir.

        Fransa’nın Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarının okuduğu okulda Dışişleri bursu ile okuyan ve daha önce önemli dış merkezlerde bulunan Kahyaoğlu ile Mercan arasında bana göre böyle bir Dışişleri mensubunu küçük düşürecek tarzda bir konuşma gerçekleşmiş olma olasılığı zor.

        Kahyaoğlu ile ilgili ertesi gün, ‘bas gitar da çalıyormuş’ yönündeki haber ise biraz incitici olmuş. Çünkü, bir devlet görevlisinin işini profesyonel bir ciddiyetle yaparken, mesaisini aksatmadan boş vaktinde hobilerini yapmasında bir tuhaflık yok. Hele Dışişleri’nden diğer iki arkadaşı ile haftada bir gece çaldığı kulüpte bunu para almadan amatörce yapıyorsa hiç sorun yok. Daha önce Hürriyet Ankara Temsilciliği döneminde Dışişleri Mensupları ile amatör müzik grubu olan ve zaman zaman amatörce sahne alan Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’in bu girişiminin ne kadar sempatik karşılandığı hala akıllardadır.

        Burada aslında asıl amacım haberin doğru veya yanlış olduğunu sorgulamak değil. Şükrü Küçükşahin tecrübeli ve doğru bir isim olarak mutlaka bunu teyit ettirmeden yazmamıştır diye düşünüyorum. Zaten haberin doğru olup olmadığı zamanla ortaya çıkacağı gibi, tamamen de tarafların vicdan muhasebesi ile ilgili bir konu.

        Ama bir konu gündem gelecekse o da, yıllardır Dışişleri mensuplarının belirli aralıklarla çeşitli şekillerde gündeme gelmesidir.

        Kimi zaman monşerlikleri, yurtdışında vatandaşı hor gördükleri ve lüks ve şatafat içinde Türkiye’nin lüks bir kurumunda ülke gerçekleri ile ilgileri olmadığı iddiaları konuşulur.

        Eğer biraz hakkaniyetten bahsedeceksek, içlerinde her kurumda bulunduğu gibi münferit vakalar olsa da, zaman zaman onlara çok ciddi haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

        Bir kere torpil olmayan çok zor sınavlardan geçilerek girilen Bakanlık’ta sanılanın aksine yurt içinde de öyle dolarla astronomik maaşlar falan alınmıyor. Örneğin, 20 yıllık bir diplomatın Ankara’da aldığı maaş sadece bin 500 ytl civarında. Evli ve çocuklu bir diplomatın bu maaşla ne derece yüksek standartla yaşayabileceği daha doğrusu yaşamayacağı ortada. Ayrıca, benzerleri MİT, SPK ve Merkez Bankası gibi kalibredeki kurumlarda muadilleri hep bu maaşın çok üzerinde almakta.

        Yurtdışında da durum aslında pek farklı değil. Avrupa’da görevli bir Büyükelçilk Müsteşarı 5 bin dolar civarında maaş alıyor.

        Rakam büyük gibi görünse de, ülkesini en iyi şekilde temsil etmek zorunda olan bir diplomatın şehrin en iyi semtinde 2 bin-2 bin 500 dolar kira bedeli olan bir evde oturma zorunluluğu, iyi giyinmesi mecburiyeti ve diyalog üzerine kurulu mesleğinde yabancı meslektaşlarına yemek vermesi gibi durumlar gözönüne alındığında bu maaş her ay eksi demektir. Bütün bunlarla birlikte Türk diplomatlarının yurtdışında çocuklarının ateş pahası olan özel okul eğitim masraflarının ödenmediği ve temsil masraflarının neredeyse hiç karşılanmadığı da düşünülürse durumun trajikliği açıkça hissedilir. Bugün bakanlıkta sorun, çoğu borç içinde banka kredileri ile boğuşmaktadır.

        Bütün bunları niye yazdım....Türkiye’de dış politika ve diplomasi tamamen bizden soyut bir konu gibi düşünülür.

        Halbuki, Türkiye’de son dönemde dış politikadaki keskin virajlar tamamen hepimizin hayatını doğrudan ilgilendirir hale geldi. Vize sorunları, ABD ve AB ile ilişkiler, tam üyelik, terörle mücadelede dış dünyada verilen kavga Türk insanının hayatı ile artık doğrudan bağlantılı değil mi?

        Durum böyle olunca dış politikanın dümeninde oturanlara çok daha büyük bir sorumluluk düşmekte. Bizim de aynı oranda onlara daha çok sahip çıkmamız gerekiyor.

        Dış politikada, müzakerelerde etkinlik ve başarı, ülkenin jeo-stratejik konumuyla birlikte, ekonomik, askeri güç, siyasi istikrar ve dışarıya yani IMF gibi kurumlara ne kadar bağlı olunduğuyla doğrudan ilişkilidir. Ekonomisi bu kadar kırılgan ve bu derece maddi olarak dışa bağımlı bir ülkede bu zorluklar altında gecenin kör saatlerine dek fedakarlıkla çalışıp kuyruğumuzu dik tutmaya çalışan diplomatlara bu yüzden daha çok hakkını teslim etmek gerekiyor.

        Dostça ve samimi bir hatırlatma...

        Sadece ‘nasıl çaktım yazımda ama Dışişlerine’ veya ‘kardeşim bu dış politika ile olmaz’ demekle olmuyor...Çünkü, asıl ayıp çakılması gereken başka noktalar varken, yalnız ve korumasız diye Dışişleri’ni vurup kahramanlık yapmak.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ