HABERTURK.COM / ÖZEL HABER

Bugün İsrail'in Mavi Marmara baskınıyla ilgili yeni ve önemli bir gelişme yaşandı.

Baskınla ilgili soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci, 9 Türk vatandaşının öldürüldüğü saldırı emrini veren ve tetiği çeken 174 İsrailli'ye kırmızı bülten çıkarılması için harekete geçti.

Peki savcının son hamlesi işe yarar mı? Türkiye bu girişimden bir sonuç alır ve baskının faillerini yargılamayı başarabilir mi?

Daha önce Avrupan İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'yi temsil eden Prof. Durmuş Tezcan'a ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Hasan Köni'ye sorduk.

İşte ilginç cevapları...

 

KÜLTÜR ÜNİVERSİTESİ ULUSLARARASI CEZA HUKUKU PROFESÖRÜ DURMUŞ TEZCAN
"Bozkurt - Lotus davası örnek olur"

Türkiye, mağduru Türk olan kişilere karşı yurtdışında işlenen bir suçun faillerine karşı soruşturma açabilir, bu soruşturmada failler belliyse onlar hakkında yakalama talebinde bulunabilir. Bizim, Bozkurt – Lotus adlı eski bir uluslararası davamız vardır. 1926 Ağustosu'nda, Ege sularında Midilli Adası açıklarında Fransız bandıralı Lotus gemisiyle Mehmet Ali Bey diye bir Türk kaptanın kullandığı Türk bandıralı kömür yüklü bir gemi çarpışır, gemi batar ve 23 kişi kaybolur. Lotus gemisi toplayabildiği kişilerle İstanbul'a gelir. Ertesi gün hem Türk kaptan, hem de o sırada diğer gemiyi yöneten ikinci kaptan hakkında dava açılır. Bu davada Türkiye bir ceza verir. Fransa bunu, "uluslararası hukukta mağdura göre şahsilik prensibi yasaktır" diye Uluslararası Adalet Divanı'na yani o zamanki Daimi Adalet Divanı'na götürür. Ancak oy çokluğuyla dava Türkiye lehine sonuçlanır. Böylece mağdura göre şahsilik prensibi, uluslararası hukukta bir yasaklama yok ise cezalandırılabilecektir. Mavi Marmara olayında ise iki geminin çarpışması yok, resmen açık denizde Türk gemisindeki Türk vatandaşların enterne edilmesi, dövülmesi, öldürülmesi sözkonusu.

Böyle bir olayda, olaya karışanlar hakkında dava açabilir. Interpol siyasi özelliği olmayan bir kuruluştur, bu konuda da kırmızı bülten çıkarabilir. Eğer o kişiler bir ülkede yakalanır ve bu ülke de bunu siyasi suça bağlı adi suç saymazsa iade edebilir.

"Bu konu ulusal mahkemelerin görev alanında"
O bakımdan süreç doğru işliyor, bir sorun yok. Tabii tartışılabilir, "o askerler yetkili amirin emrini yerine getiren kişilerdir" denebilir. Ama normal şartlarda kimse onların amiri, komutanı onlar hakkında dava açılabilir. İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.

Türk hukukunda yargılama yapılabilir, o konuda Türk hukukunda bir engel yok. Bu uluslararası bir dava değil, Türk vatandaşların öldüğü bir dava. O bakımdan yapılan doğrudur. Mağdura göre şahsilik prensibi eski ve yeni TCK'da da mevcuttur. Hukuka aykırı bir durum yok burada. Yeter ki o isimleri versinler. Olayın diplomatik ve siyasi boyutu var ama bu, uluslararası mahkemelerin değil, ulusal mahkemelerin görev alanına giren bir konudur. Uluslararası hukukta da bu şaşırtıcı bir şey değildir. Devletler kendi iç hukukuna göre yargılama yetkisi varsa bunu yapar. Sadece denizdeki çarpmalarda bunu yasaklayan bir hüküm vardır. Her geminin bayrağını taşıdığı ülke tarafından yargılanması kabul edilmiştir ama onun dışındaki konularda böyle bir sınırlama yoktur.

"BM'de İsrail'e karşı bir karar çıkmaz"
Peki bu mesele Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na götürülemez miydi? BM Genel Kurulu'ndan ne çıkartacaksınız ki? Çünkü sonunda oradaki bir girişiminiz BM Güvenlik Konseyi'nde bir karara dönüşmez... Biliyorsunuz ABD'nin her devlet başkanı "İsrail'e karşı ne sonuç çıkarsa veto ederiz" diye her zaman söylüyorlar. Zaten o sayede İsrail bu kadar cirit atabiliyor her konuda. Yoksa bir karış suda boğarlar.

Bozkurt – Lotus gibi davalar uluslararası ceza hukukunda temel taşlardır ve bu davaya da örnek olabilir. Uluslararası hukukta Fransa kendi ülkesinin yargılayacağını söylemiştir, oysa Uluslararası Adalet Divanı tersine karar vermiştir. O konu daha sonra 1952'de Brüksel Sözleşmesi, ardından 1958 Cenevre Sözleşmesi'yle netleşmiştir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde "açık denizlerdeki çarpmalarda her gemi kendi bayrağını taşıdığı ülke makamlarınca yargılanır" denmiştir. Ama bu istisna dışındaki hallerde özel düzenleme olmadığı için, mağdura göre şahsilik prensibi gereğince devletler yargılama yapabilir, uluslararası hukuka aykırı değildir bu.

 

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PROFESÖRÜ HASAN KÖNİ
"BM Genel Kurulu'na getirmek gerekirdi"

Türkiye'nin bunu yapabilmesi için bir mahkeme kararı gerekiyor. Dava açılıp, savcıların "bu suçluların yakalanması gerekir" demesi gerekiyor. Yoksa savcı tek başına "bunları yakalayın" diyemez. Davanın açılıp mahkemece kabul edilmesi lâzım. Ondan sonra sanıkların araştırılması lazım. İç hukukla adam yakalamaya çalışıyorlar ama çok zor. Daha evvel bunu BM Genel Kurulu'na getireceklerdi, Genel Kurul bu konuyu oylamaya sunacaktı ve bu konuda bir soruşturma açılması istenecekti o ülke hakkında. Uluslararası alandan çekinildiği için o yapılmadı. Şimdi iç hukukta savcının biri Adalet Bakanlığı'na soruyor "bunlar suçlu mudur, bunları polis yakalasın" diye. Bu kolay değil. Türkiye bir mahkeme açar, savcı "bunlar yakalansın" der, gelmezlerse mahkeme gıyabında onları suçlu ilan eder, ondan sonra Interpol'e denir ki, "mahkememize göre bu suç işlenmiştir, delilleri şudur, bunlar yakalansın." Bir mahkeme açılmadan, karar çıkmadan nasıl yapılacak bu?

1881 -
1938