Serdar TURGUT/AKŞAM

Hiç kondurmuyordum ona ölümü. Atlatacağına, iyileşeceğine ikna etmiştim kendimi. İyi haberler de geliyordu. Telefonumun mesajları haber veren sinyali çaldı. ‘İşte kötü haber suratıma çarptı’ dedim

50 yaş başları, insanın kendisini ihtiyar olarak hissetmesi için biraz erkendir. Kendinize genç de diyemezsiniz. İki arada, bir derede kalma dönemidir bu.

Eğer ihtiyarlık/gençlik ikileminde ibre bir yöne kayacaksa o da ihtiyarlık tarafıdır. Vücudunuz bu yönde sinyaller vermeye başlar. Gençliği daha çok düşünmeye başlarsınız.

Eskide kalan, yitirilen zamandır artık o... Hayatta pek de alışık olmadığınız şekilde düzgün davranma zamanının geldiği yaştasınızdır. Çünkü geçmişinizdeki gibi davranırsanız, rezil olma ihtimaliniz de büyüktür.

Dengede durmaya çalışırsınız ama zordur. Hayatta ilk kez korkmaya başlarsınız. Hastalık ve ölümü düşünmek sizi yorabilir. Dengenizi sarsar. Düşünmemeye çalışırsınız, daha erken dersiniz ama arada bir haberler gelir unutmanızı engelleyen.

Çoktan yitirmiş olduğunuz zamanın parçası olan bir insan ölmüştür. Onun haberi gelir. Yeni gerçekliğinizi hatırlatır bu olay. Sizi derinden yaralayan her ölüm olayı biraz da sizi ölüme yaklaştırır, bir parçanızı öldürür.

Yurtdışındaydım cumartesi-pazar günü. Saat farkından dolayı cumartesiyi pazara bağlayan sabaha karşı çaldı telefon. Habertürk’ten aradılar. Ben uyku sersemi, ‘canlı yayına bağlanmamı istiyorlar’ diye düşündüm. Yurtdışındayım diye anlatmaya koyuldum.

Arayan arkadaş meselenin o olmadığını söyledi ve sonra haberi verdi. Yemin ediyorum; sadece ‘başımız sağolsun’ kısmını duydum dediğinin.

Kiminle ilgili olduğunu da soramadım tekrar. Kapandı telefon. Ben oğlumla aynı yatakta yattığımdan ses çıkarmamaya çalışarak yatağa uzandım. O an ‘başımız sağolsun’ lafının neyi anlatmış olabileceğini algıladım.

O kadar hasta olmasına rağmen hiç kondurmuyordum ona ölümü. Atlatacağına, iyileşeceğine ikna etmiştim kendimi. İyi haberler de geliyordu. Ama sonra telefonumun mesajları haber veren sinyali çaldı. ‘İşte kötü haber suratıma çarptı’ dedim. Korkarak mesajımı açtım ve ‘Ufuk Güldemir’i diye başlayan mesajı okuyunca artık gerçeği reddetme imkanı da kalmadı. Kalbimin bir kez ritm atladığını fark ettim.

O yitirilmiş zamanın parçaları olarak, arkadaşları bugün Ufuk’u yolcu edeceğiz. Ölmeye yattığı zaman yanında olmak isterdim. (Bu arabesk bir istek değil. Zaten Ufuk arabesklikten tiksinirdi). İsterdim; çünkü ben ölmeye yattığımda o benim yanımdaydı. Beyin kanamasıyla hastaneye yattığımda hastaneye ilk gelen o olmuş. Doktorlar da cüzdanımı, saatimi ve evlilik yüzüğümü ona teslim etmişler.

‘Orada olsan ne olurdu, ne yapabilirdin, ne işe yarardı?’ diye soracaksınız.

Vallahi bilmiyorum. Yitirilen zaman yüzünüze çarptığı an rasyonel davranmak, düşünmek belki de imkansızdır.

Eminim ki Hasan da, Okay da, Ertuğrul da, Sedat da bugün aynı şeyi hissedeceklerdir.

Hepimizin içinden bir parça öldü. Yitirilen zamanı geri getirme imkanı artık yok. Artık sadece ihtiyarların en iyi yaptığı şeyi yaparız belki. Toplanıp anıları birbirimize anlatırız. Ama onun da tadı bundan sonra olmayacak. Çünkü Ufuk artık yok. Anıların çoğu da onunla ilgili oluyordu.

BAKMADAN GEÇME