Son Dakika

ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyası sırasında “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını” söyleyerek, aslında bölgeye daha fazla savaş, kan ve gözyaşı vaat ediyordu. Tıpkı geçmişte, başta İngilizlerin Yahudilere Filistin topraklarında vatan taahhüdü verirken, bugünkü Ortadoğu’nun temellerini attıkları gibi.

Ortadoğu coğrafyasının kalbinde yer alan Filistin, yakın tarihte çalkantıların, savaşların ve gözyaşının dinmediği bu sorunlar silsilesinin de merkezinde yer alıyor. Ortadoğu’ya bu acıları yaşatan Avrupa devletleri ve ABD için bölgenin değişmeyen en önemli kuralı, her daim İsrail Devleti’nin bekası ve güvenliği oldu.

Söz konusu İsrail olunca, ne Filistin halkının vatansız kalmasının ne dökülen kanların ne de uluslararası hukukun önemi vardı. Bu yüzdendir ki uluslararası en üst düzey örgüt olan BM’nin kararları bile herkesin gözü önünde dünyanın en güçlü ülkesi tarafından rahatlıkla çiğnenebiliyordu. Üstelik ABD’nin Kudüs kararını kabul etmediğini belirten ülkeler dahi, yaşanan son İsrail vahşeti karşısında “üzüntülerini” dile getirirken; “Ama İsrail’in güvenliği.... HAMAS.... Terör... İran... vs.” gibi bilindik nakaratları sıralıyordu. Tarih boyunca olduğu gibi... 

BALFOUR DEKLARASYONU

Osmanlı’ya karşı ayaklanma karşılığında Araplara “Büyük Arabistan devleti” vaat eden İngilizler, Siyonistlere de Filistin topraklarında bir vatan sözü vermişti. İngiliz mandası altındaki Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması projesi, 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştı. Bu amaçla ilk kongre, 29 Ağustos 1897’de İsviçre-Basel’de toplanmış ve bu kongrede Yahudilerin Filistin’de bir “yurt” edinmesi kararı alınmıştı. İsrail’in kuruluşu için ilk resmi adım olarak bu kongre kabul edilmektedir. Filistin o dönem Osmanlı toprakları içerisinde yer alıyordu. Günümüz Filistin tarihinin en meşhur meselelerinden bir tanesi de Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Theodor Herzl’in, Yahudilerin Filistin’e göç etmelerine izin verilmesine karşılık II. Abdülhamid’e Osmanlı Devleti’nin tüm dış borçlarını ödemeyi taahhüt etmesi ancak istediği sonucu alamamış olması. Buna rağmen Filistin’de izinsiz olarak kurulan Yahudi kolonilerinin sayısı 1914’te 46’ya ulaşmıştır. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Siyonizm’in önde gelenlerinden Walter Rothschild’e 1917’de yazdığı mektupta bundan açıkça bahsetmişti. Sevr Antlaşması’yla bölgenin İngiliz mandasına bırakılması sonucunda Filistin topraklarına Yahudi göçü giderek hız kazandı. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin Yahudilere karşı soykırım faaliyetleri bu göçlerin daha da artmasına neden oldu. Ancak Nazilerin soykırımı olmasaydı da 1917’den itibaren Yahudilerin oraya yerleştirilmesi planları işliyordu. Ve bu dönemde Filistin için sürekli olarak “halksız vatan” söylemi kullanılıyordu. Balfour Deklarasyonu’nun 100’üncü yılında ise İngilizler, Başbakan Theresa May’in de söylediği gibi, bunu “gururla kutladı”.

BÜYÜK FELAKET (NEKBA)

Birleşmiş Milletler(BM),1947 yılında aldığı bir kararla, bölgede biri Arap, diğeri de Yahudi olmak üzere 2 devletin kurulmasını öngören bir çözüm geliştirdi. Bu plana göre ise Kudüs, silahlardan arındırılmış ve BM himayesinde yani “özel statüde” olacaktı. İngilizlerin sanki görevlerini tamamlamışçasına Filistin’den çekilmelerinin hemen akabinde, Siyonistler 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. Araplar bugüne; “Büyük Felaket” anlamına gelen “Nekba” adını verdi. İsrail’in kuruluş ilanına tepki olarak Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak; İsrail’e savaş açtı. Ancak bu savaştan galip çıkan İsrail, BM nezdinde Araplara bırakılan toprakların önemli bir bölümünü işgal etti. İsrail, bundan sonra da her fırsatta daha fazla toprağı işgal edecekti. Bu durum Filistinlilerin vatanlarından göç etmesi demekti.

FKÖ KURULUYOR

1964 yılında Mısır’ın başkenti Kahire’de toplanan Arap Birliği zirvesinde, Arap ülkeleri Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) kurulmasına önayak oldu. Örgütün amacı da “silahlı direniş yoluyla Filistin’in kurtuluşunu sağlamak” olarak açıklandı. Başta Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın desteğiyle kurulan FKÖ, ilk toplantısını yine 1964 yılında Kudüs’te gerçekleştirdi. Örgütün ilk liderliğine ise Ahmet Şukayri getirildi. Filistinlilerin efsanevi lideri Yaser Arafat’ın FKÖ’nün başına geçmesi, 1969 yılında olacaktı. Zamanla farklı Filistinli siyasi fraksiyonların çatı örgütü haline gelen FKÖ, 1974 yılının ekim ayında Birleşmiş Milletler tarafından Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak tanındı.

ALTI GÜN SAVAŞI

Filistin sorunu ve Arap-İsrail uyuşmazlığı açısından bir dönüm noktası olan 1967’deki Altı Gün Savaşı, o döneme kadarki tüm Ortadoğu dengelerini altüst etti. Bölgede giderek yükselen gerilim üzerine İsrail, 5 Haziran’da Suriye, Mısır ve Ürdün’e saldırdı. İsrail bu savaştan büyük bir zaferle çıktı. Mısır’ın Sina Yarımadası’nı, Suriye’nin ise Golan Tepeleri’ni işgal eden İsrail, o zamana kadar Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı kontrolü altında tutan Ürdün’ü de buralardan çıkardı. Bu savaşta en dikkat çekici gelişmelerden biri, Mısır’ın oldukça gelişmiş hava kuvvetlerinin daha uçaklarını pistten kaldıramadan imha edilmesi oldu. Savaşta İsrail’in daha fazla toprağı işgal etmesi, BM’nin 242 sayılı kararını beraberinde getirdi. BM, bu kararla İsrail’den işgal ettiği bölgelerden çekilmesini istiyordu. Altı Gün Savaşı’yla beraber, yüz binlerce Filistinli daha çevre ülkelere göç ederek, mülteci durumuna düştü.

YOM KİPPUR

BM’nin İsrail’e yönelik çağrıları ve diğer diplomatik girişimlerden hiçbir sonuç elde edemeyen ve Altı Gün Savaşı’nda kaybettikleri toprakları geri alamayan Suriye ve Mısır, Yahudilerin en büyük dini bayramı olan Yom Kippur’da (Kefaret Günü) İsrail’e saldırdı (6 Ekim 1973). Özellikle bu günün seçilmesindeki temel maksat, İsrail’i bu defa hazırlıksız yakalama düşüncesiydi. Savaşın başında belli bir ilerleme kaydeden Suriye ve Mısır, sonra daha fazla toprak kaybetmeye başladı. İsrail ordusu, Golan Tepeleri’ni alarak Suriye içlerine doğru ilerliyordu. 1967 savaşında Sina Yarımadası’nı işgal eden İsrail, bu sefer Süveyş Kanalı’nı da aşmayı başardı. ABD ve bazı Batılı ülkelerin savaşta İsrail’i desteklemeleri üzerine, Suudi Kralı Faysal bin Abdülaziz bu ülkelere petrol ambargosu başlattı. Bu durum, 1973 petrol krizini doğurdu. Bu sırada Sovyetler, BM’de bölgeye ABD-Sovyet kuvvetlerinden bir barış gücü göndermeyi teklif etti. Sovyetler, önerisi reddedilince, tek başına askeri güç kullanacağını duyurdu. Bunun üzerine BM bölgeye bir askeri güç göndererek savaşı sonlandırdı. Mısır kanalın doğusuna geçirdiği birliklerini muhafaza etmiş, Suriye tarafında ise İsrail’in çekilmesi ile eski sınırlara dönülmüştü. Savaş 1967’nin rövanşını almak için başlatılmışsa da sonuçları hayal edildiği gibi olmamıştı. Yine de Mısır, baştan beri hedeflediği, savaş şoku ile İsrail’i anlaşmaya zorlamak, ABD ile ilişki geliştirmek amacına ulaşmıştı. Hem Suriye hem de Mısır savaşta galip geldiklerini iddia etmekte ve savaşın yıldönümü olan 6 Ekim’i resmi bayram olarak kutlamakta. Ancak ne tezattır ki her iki ülke de aynı zamanda, bu savaşın kaybedilmesi nedeniyle birbirini suçlamakta.

‘ZEYTİN DALININ DÜŞMESİNE İZİN VERMEYİN’

Yaser Arafat liderliğindeki FKÖ ve diğer Filistinli gruplar, İsrail’e karşı eylemlerini her alanda devam ettiriyordu. Özellikle uluslararası camianın dikkatini Filistin sorununa çekmeyi hedefleyen eylemler oldukça önem kazanmıştı. Diğer yandan da Arafat’ın diplomatik çabaları hız kazanmıştı. BM tarafından Filistin halkının meşru temsilcisi olarak kabul edilen FKÖ’nün lideri Arafat, BM’de 1974 yılında tarihi bir konuşma yaptı. Arafat BM’de “Bugün bir elimde zeytin dalı, bir elimde kurtuluş mücadelesi veren birinin silahı var. Zeytin dalının elimden düşmesine izin vermeyin” şeklinde seslenerek barışçı bir çözümü savunduğunu ortaya koymuştu.

Arafat, belinde silahıyla BM Genel Kurulu’nda konuştu

CAMP DAVID VE YENİ DÜZEN

1973’teki Yom Kippur Savaşı’nda İsrail ile anlaştığı iddiasıyla Suriye yönetimi tarafından “hain” ilan edilen Mısır’ın devlet başkanı Enver Sedat, İsrail’e gidip İsrail Parlamentosu Knessett’te bir konuşma yaptı. Dünya şaşkına dönmüştü. Sedat, İsrail’le ülkesi arasındaki 30 yıllık savaşa son veriyordu. İsrail işgali altındaki Kudüs’te bulunan Lida Havaalanı’nda, İsrail Cumhurbaşkanı Avraim Katzir, Başbakan Golda Mayer ve İsrail Devleti’nin öteki ileri gelenleri tarafından törenle karşılanmıştı. Sedat burada İsrail bayrağını selamlamış, İsrail Ulusal Marşı’nı selam durarak dinlemiş, meçhul asker anıtına çelenk koymuştu. Ertesi gün Knesset’e giden Sedat, “Toprağınız İsrail, Fırat’tan Nil’e Kadar” yazılı yaftanın altında 55 dakika süren konuşmasını yaptı. Baş başa ve heyetler arası olarak görüşmelerde bulunduktan sonra 21 Kasım 1977’de Mısır’a geri döndü. Ziyaret ve anlaşma, Sedat’a Nobel Barış Ödülü’nü getirecekti. Sedat bu adımıyla, ezeli düşman İsrail’i tanıyan ilk Arap lider oldu. Başta Filistinliler olmak üzere Arap dünyası tarafından boykot edilen Sedat, İsrail ile 1979 yılında Camp David Anlaşması’nı imzaladı. Filistinlilere özerklikten, bölgede barışın sağlanmasına(?) kadar yeni denklemlerin kurulduğu Camp David Anlaşması, İsrail’e ciddi bir meşruiyet tanımış ve rahat nefes aldırmıştı. Artık Arap dünyasının en büyük ülkesi İsrail’i resmen tanıyordu.

İsrail ile anlaşmayı büyük başarı olarak sayan Enver Sedat ise bu anlaşmanın kurbanı olacaktı. Sedat, 1981 yılında kendi ordusunda subay olan ve İslamcı bir gruba mensup Halid İslamboli tarafından suikastla öldürüldü. Bu saldırı sırasında Sedat’a 72 kurşun isabet etmişti. Sedat’ı öldüren Yüzbaşı Halid el-İslâmbûlî ise 1982 yılında idam edilmişti.

Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat (solda) ve İsrail Başbakanı Menahem Begin, ABD Başkanı Jimmy Carter gözetiminde 12 gün süren görüşme sonrasında, 26 Mart 1979’da Beyaz Saray’da Camp David Anlaşması için el sıkıştı

YARIN: TANKLARA KARŞI TAŞLA DİRENİŞ: İNTİFADA

 

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300