Kum saati demokrasisi: Sandık yaklaşıyor, Irak'ta zaman yine eskiye akıyor
Irak, 11 Kasım seçimlerine mezhepsel rekabetin gölgesinde, ekonomik krizlerin ağırlığında ve halkın siyasete güveninin eridiği bir atmosferde gidiyor. Şii bloklar arasında sandalye savaşı, Sünni sahada hegemonya mücadelesi ve Irak-Kürt bölgesinde sessiz stratejiler sürerken; katılım oranının düşüklüğü, milis baskısı ve petrol bağımlılığı ülkenin demokratik geleceğini tehdit ediyor. Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin'in haberi...
ABONE OLKörfez'den Washington'a kadar tüm bölgesel gözler Bağdat'a çevrilmiş durumda: Bu seçim, değişimin mi yoksa statükonun yeniden makyajlanmasının mı sandığı olacak?
Bağdat, Kerbela, Basra ve Necef gibi Şii nüfusun yoğun olduğu vilayetler şu aşamada Irak siyasetinin merkezi haline gelmiş durumda. Bu dört bölge, yaklaşık 7 milyon 500 bin seçmeni barındırarak ülke genelindeki oyların yaklaşık yüzde 35'ine tekabül ediyor, Şii partiler için yalnızca oy kaynağı değil, aynı zamanda gücün yeniden dizayn edileceği bir pazaryeri işlevi görüyor.
Irak’ta geleneksel güç paylaşımı kuralı geçerliliğini koruyor: Başbakanlık Şiilerde, cumhurbaşkanlığı Irak-Kürt bölgesinden gelen siyasetçilerde, parlamento başkanlığı ise Sünni siyasetçide. Bu üçlü paylaşım, görünürde sistemin istikrarı için bir çerçeve sunuyor ama sahada blokların sandalye hesapları açısından kıymeti büyük.
Şii bloklar yaklaşık 140 sandalye hedefi üzerinden hareket ediyor. Bu sayı, hükümet kurma sürecinde kilit konumda olabilecek “kartları” ellerinde tutma amacını yansıtıyor. Bir diğer ifadeyle: Oy kazanma yarışı değil, oy dağılımı sonrası pazarlığın kontrolü öncelikli hale gelmiş durumda.