Avustralya, ABD ve Japonya’dan Polonya ve İspanya’ya birçok ülkede doğum oranlarında düşüş alarmı ve buna paralel olarak sürdürülebilir nüfusu oturtmak için teşvik önlemleri var. Ama bu gidişat hiçbir ülkede Macaristan’da olduğu kadar şovence dile getirilmiyor. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın geçen 10 Şubat’taki ülkenin durumu konuşmasında, nüfustaki gerileme ana gündem maddesiydi. Macar gençlerin, daha iyi iş imkanları için diğer AB ülkelerine göçtüğü ve Avrupa’ya yönelik göç baskısı bir gerçek. Ancak Orban, bütün bu sorunlardan George Soros ile Brüksel’i  sorumlu tutarak şunu dedi: “Ülkemizi, çoğu azılı suçlu ve teröristlerden oluşan göçmen akınına boğmak istiyorlar. Göç demek, teslim olmak demektir. Avrupa’da giderek daha az çocuk dünyaya geliyor. Batı’ya göre çözüm göçmenlerde. Doğmayan her çocuğa karşılık biri gelsin diyorlar. Ama bizim rakamlarla işimiz yok. Bizim Macar çocuklarına ihtiyacımız var.” 

Viktor Orban'ın konuştuğu kürsüde "Bizim için önce Macaristan" yazılı. 

Kendisi de beş çocuk babası olan Orban’a göre nüfus yaşlanırken çözüm, göçmen iş gücünden değil, en az dört veya daha fazla çocuklu ailelerden geçiyor. Bu amaçla yedi aşamalı “Aileyi Koruma Eylem Planı” hazırlandı. Tabii ki göçmenleri kapsamayan 500 milyon dolarlık teşvik paketinin detayı çok fazla. Ancak en çarpıcı yanı, ilk evliliğini yapan 40 yaş altı her kadına 36 bin dolarlık “bebek şartlı” kredi desteği verilecek olması. İkinci doğumda paranın üçte biri hibe edilecek, üçüncü çocuktan sonra borç silinecek. En az dört çocuklu kadınlar ömür boyu vergiden muaf tutulacak.

DEMOGRAFİK KİŞİ YAŞIYORUZ

Aslında Avrupa’da büyük doğurganlık problemi olan tek ülke Macaristan değil. Avrupa Birliği’nde Polonya, İspanya, İtalya da Macaristan gibi 1.3 - 1.4 düzeyinde kalan düşük doğurganlık hızıyla alarm veriyor. Ama en hızlı gerileme Bulgaristan’da yaşanıyor; 7 milyonluk nüfusun 2050’da 5.4 milyona kadar düşmesi bekleniyor.

Tıp dergisi Lancet geçen kasımda, global doğurganlık hızındaki dramatik düşüşü gösteren bir araştırma yayınladı. 1950 yılında dünya ortalaması 4.7 olan doğurganlık hızı 2017’de 2.4’e gerilemiş. Demografik yapının korunabilmesi için yetişkin her kadının sahip olması gereken çocuk sayısı 2.1. Türkiye de nüfusun yenilenmesi için gereken bu oranın gerisinde. TÜİK’e göre 2017 itibariyle doğurganlık hızı 2.07’ye düştü. Dünyada doğurganlık hızı en düşük üç ülke; Kıbrıs Rum Kesimi (1),Tayvan (1) ve Güney Kore (1.2). Bu rakamlar, ülke nüfuslarının azaldığı anlamına gelmiyor, ancak ekonomik kalkınmayla birlikte doğurganlığın daha da azalacağı tahmin ediliyor.

Türkiye, nüfusun yenilenmesi için gereken 2.1'lik doğurganlık hızının gerisinde. 2017 itibariyle oran 2.07

Bu trendin en önemli üç nedeni: Bebek ölümleri azaldığı için kadınların daha az doğum yapması, doğum kontrol yöntemlerine erişimin artması, daha çok sayıda kadının eğitim ve iş hayatında olması.

1.4 milyarlık Çin bile, azalan iş gücü ve nüfustaki yaşlanmayı dikkate alarak çok sıkı uygulanan tek çocuk politikasını kaldırdı üç yıl önce. Ancak sonuç beklendiği gibi olmadı. Bu sefer de aileler geçim derdinden ikinci çocuktan kaçınmaya başladı. Geçen yıl doğumlar 2 milyon azaldı. 2030 itibariyle nüfusta düşüş bekleniyor. Genç iş gücüne şiddetle ihtiyaç duyan Çin’de 60 yaş üstü nüfusun 2050’de 480 milyonu bulacağı tahmin ediliyor.

Çin'de doğurganlık hızı, yaşlanma hızına yetişemiyor.

Güney yarıkürede ve dünyanın en yoksul ülkelerinde ise bambaşka bir tablo yaşanıyor. Batı Afrika ülkesi Nijer, BM’nin refah ve yaşam kalitesini ölçen İnsani Kalkınma Endeksi’nde 189 ülke arasında sonuncu, ancak doğurganlık hızında 7.1 ile dünya birincisi. Bugün 20 milyon olan ülke nüfusu 2035’de 40 milyona fırlayacak. Çad (6.7),Somali (6.1) ve Mali (6),peşi sıra geliyor. Güney Sudan, Burkina Faso, Burundi, Uganda ve Angola da doğurganlık hızı 5’in üzerinde olan ülkeler. İç çatışmalar, işsizlik, su ve gıda kaynaklarının kıtlığı nedeniyle büyük göç veren ülkeler aynı zamanda.

Nijer'de yedi çocuklu bir aile.

Örneğin Nijeryalılar, 2017’de Avrupa’ya göçmen akınında Suriye, Irak ve Afganistanlı mültecilerin ardından dördüncü sırada geliyordu. Senegal, Çad, Burkina Faso, Mali, Moritanya ile Nijer’i de içine alan Sahra altı Sahel (Sahil) Kuşağı’nda bugün 135 milyon olan toplam nüfus 2050’de 330 milyonu bulacak. Afrika’da en yoğun yoksulluğun yaşandığı bu kuşaktan daha büyük göç dalgaları kaçınılmaz olacak.

Bu konuda en çarpıcı senaryolardan biri Amerikan Duke Üniversitesi’nden Afrika araştırmaları uzmanı Stephen Smith’e ait. Daha önce Reuters’in Batı ve Orta Afrika muhabiri olan ve BM’ye danışmanlık yapan Smith yakında yayınlanacak “The Scramble for Europe: Young Africa on Its Way to Old Continent” kitabında, Afrika’dan Avrupa’ya yönelik göç dalgasının gelecekte izdihama dönüşeceğini iddia ediyor.

AB’deki yabancı düşmanı sağ popülist siyasete sıkı malzeme verecek cinsten bir iddia; Smith’e göre 2050 yılına gelindiğinde Avrupa kıtasında yaşayan Afrika kökenlilerin sayısı 150-200 milyonu bulacak. Fakat Smith’i mevcut verileri çarpıtmakla suçlayan uzmanlar var. Örneğin Fransız göç araştırmacısı François Heran, Avrupa’daki Afrikalı nüfusunun ancak yüzde 3-4’ü bulacağını söylüyor. Dayanak noktası da, çoğunluğun göç yoluna yetecek parayı bulamayacak olması.

2015'teki Avrupa'ya göç akınında Nijer'den yola çıkan bir grup.

KIZLARI EĞİTMEDEN ASLA

Peki göç parası bulamadıkları için açlıktan ölsünler mi? Uzmanlara göre Afrika’nın yoksulluğu kader değil; ancak öncelikle doğurganlık hızının düşmesi, yolsuzluğun budanması, özellikle kızların eğitimi ve sağlık alanında daha fazla yatırım yapılması gerekiyor. Örnek olarak da Etiyopya mucizesi gösteriliyor, bir zamanlar kıtlık nedeniyle açlıktan ölümlerin yaşandığı Etiyopya… Aile planlamasıyla doğurganlık hızını 20 yılda 7’den 4’e düşüren, eğitim ve sağlığa geniş bütçe ayırıp tarımı geliştiren ve yüz binlere istihdam alanı açan bu ülke yılda yüzde 10’u aşan ekonomik büyüme kaydediyor. En yoğun yoksulluğu yaşayanların sayısı yarı yarıya azalıyor.

Etiyopya, BM programının da katkısıyla kız çocuklarının eğitim seviyesini yükseltti.

Diz boyu yolsuzluğun olduğu, asgari insan haklarından yoksun çoğu Afrika ülkesi şu an Etiyopya’nın ulaştığı noktadan çok uzakta. Çünkü nüfus artış hızını dizginleyip bebek ölümlerini azaltmadan, kızları eğitip kadının statüsünü yükseltmeden kalkınmayı başarmış bir ülke örneği bulunmuyor.