Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA

        30 senedir film çekmeyi bırakıp kendini Mimar Sinan Üniversitesi’nde ‘sinemacı’ yetiştirmeye veren Metin Erksan, sinema tarihinin en iyi aşk filmlerinden “Sevmek Zamanı”nın usta yönetmenidir. 5 Ağustos’ta hayata 83 yaşında gözlerini yuman bu büyük adamın arkasından acımız büyük. Ancak üstad mezarında rahat uyuyacaktır. Zira geriye bıraktığı miraslar, genç ve bilinçli sinefiller tarafından omuzlanıp ileriki nesillere aktarılmaya çoktan başladı bile. Zaten onun ‘Fransız Yeni Dalgası’ etkisindeki işleriyle ‘yönetmenlik duruşu’nu öne çıkarma görüşünü benimseyen Ömer Kavur, Nuri Bilge Ceylan ve Reha Erdem başta birçok ‘ideolojik’ temsilcisi var. Mezarında rahat uyu üstad, her zaman Türk sinemasının en cesur, en devrimci, en evrensel ve en tabulara karşı gelmekten çekinmeyen sanatçısı olarak anılacaksın!

        Ulusal sinemamızın bilinen ‘ilk jenerasyonu’nun, Sinemacılar Kuşağı’nın Ömer Lütfi Akad ile beraber en kilit ismi olan Metin Erksan, maalesef sinema platformundan çabuk uzaklaştı. Zira o, gerçek Yeşilçam duygusuyla ‘seri üretim’ yapmaktan, ‘tüketim toplumu’na ayak uydurmaktan olabildiğince ‘el’ini çekmeye çabaladı. Yine de kimliğini oturtan filmlerin yanında o tabana yanaşan eserler de üretmek zorunda kaldı. 29 senede 41 filmde kalarak ise ‘inat’ını geride bıraktığı ‘rakamlar’a da taşıdı.

        Türk sinemasının çılgın çocuğu

        Türk sinemasının ‘çılgın’ ya da ‘müthiş’ çocuğu olarak nitelenebilecek Erksan, büyük oranda Jean-Luc Godard için layık görülen bu terimi (l’enfant terrible) bizde sırtına geçiren isim oldu. Eğer Ömer Lütfi Akad, yerli Griffith olarak anılacaksa, Erksan da bizim Godard’ımız olarak görülebilir. Zira ‘auteur’ ya da ‘yaratıcı yönetmen’ dediğimiz kavramı ‘yerli ezber’e sokan onun ta kendisiydi. Modern sinema hareketi ile Fransız Yeni Dalgası’nın etkisinde filmler çekmesiyle de sınır tanımadı.

        Kendi kimliğini o dönemde görülen bütün ülkelerdeki gibi ‘kültürel bir estetik’in çevresinde kurguladı. “Sevmek Zamanı”nda (1965) ‘resme aşık olmak’ üzerinden tasavvuf estetiği yarattı, geleneksel aşk hikayelerini tersyüz etti ve tepki çekti. Film, bizde ‘anlaşılmadığı’ için dağıtımcı bulamadı, vizyona girmedi ve kayıplara karıştı. Japonya’da Masahiro Shinoda’nın, Rusya’da Andrei Tarkovsky’nin yaptıklarının benzerini ‘Antonioni’nin temalarıyla bütünledi. Yalnızlık, iletişimsizlik gibi modern şehir insanının sorunları ele aldı.

        Son dönemde öğrenci yetiştirip ‘Erksan’ etiketini canlandırmakla uğraşıyordu

        Erksan, “Susuz Yaz”da (1964) köy portresini çizerken bile kesif bir Rossellini yabancılaştırması hissettirdi. Köyün içindeki su sorunsalına yaklaşırken ağalık düzeni ve aşk ilişkisinde biraz Yeşilçam etkisine takılmasına karşın... Gerçek bir ‘muhalif’ olan Erksan, sürekli bu aykırı tavrını koruyup evrensel bir sinemacı oldu.

        Yönetmenin 1964’te Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı alması da kimliğinin kabul edilmesine ve ‘evrensel’ sıfatının üzerine yerleşmesine yol açtı aslında büyük oranda. Bu ödül yerli sinemanın üç büyük uluslararası festivalde aldığı ilk ödüldü. Şimdilerde ise Mimar Sinan Üniversitesi’nde kendi ekolüne uygun ‘yetenekler’ yetiştirmekle uğraşıyordu üstad. Aynen Ömer Lütfi Akad gibi sinemadan uzak kalıp ‘sinema’yı bilen ‘genç nesiller’i devreye sokmayı amaç edinmişti.

        Auteur jenerasyonu ikinci kuşağına ulaştı

        Büyük oranda da Metin Erksan kimliği yaşayacak. Zira 41 filmin her karesinde bir

        auteurün imzası var. Sinemacılar Kuşağı’nın Akad ile birlikte en kilit, tavizsiz ve cüretkar ismi olan yönetmen, bu duruşunu, etiketini gelecek nesillere de taşıyacaktır. Onun 1947’de kariyerine sinema yazarı olarak başlaması ise ayrı bir ‘miras’ olarak kalacak.

        “Kuyu”lar (1968), “Acı Hayat”lar, “Kadın Hamlet”ler (1977) sürekli hatırlanıp, ayrıksı yönetmenlik duruşlarıyla anılacaktır. Üstelik işin en önemli tarafı, ‘minimalizm’le örülü bu durakların, bizdeki ‘yönetmen düşünmeli, kendi evrenini yaratmalı’ gibi kabuktan çıkaran görüşü ilk filizlendirdiği yerler olmasıydı... Mezarında rahat uyayabilirsin üstad, nasıl olsa senin bayrağını taşıyan, ‘auteur’lük geleneğini kullanan kuşaklar ve yönetmenler yoluna emin adımlarla devam ediyor! Hem de ikinci kuşağa bile geçtiler!

        Metin Erksan’ın en önemli 3 filmi:

        1-Sevmek Zamanı (1965)

        2-Susuz Yaz (1964)

        3-Acı Hayat (1962)

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ