Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Anne ve babası faili meçhul cinayete kurban giden Yavuz, evlatlık edinilip büyütülür. 18 yaşına geldiğinde İstanbul’da bir üniversite kazanır. Onu büyüten adam da Yavuz’a anne ve babasından tılsımlı bir gömlek kaldığını söyler. Genç adam anlamasa da ona karşı çıkamaz. Gömleği çınar ağacının altından çıkarıp giyer ve İstanbul’un yolunu tutar.

Ana karakterimiz bir gün Topkapı Sarayı’nı gezmeye gittiğinde Yavuz Sultan Selim’in gömleğiyle içindeki tılsımlı gömlek arasında bir iletişim olur. Gömlekle güçlenir ve anlar ki İstanbul’un üzerinde büyük bir oyun dönüyordur. Bu oyunda en önemli görev ona düşer. O oyunu kurgulayan da Ayosofya’da saklanan ölümsüzlerdir…

Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi, Netflix'in çekeceği ilk Türk yapımı dizisinin senaryosunu alacağı kitap olarak açıklanmıştı.  Çağatay Ulusoy, Ayça Ayşin Turan, Hazar Ergüçlü'nün başrollerini paylaştığı Hakan: Muhafız 14 Aralık'ta yayınlandı. Ben de diziden çok, diziye konu olan ve N. İpek Gökdel'in elinden çıkan kitabı merak ettim açıkçası... 

Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olmuşsunuz. Daha sonra ajans tecrübeleriniz olmuş. Prodüksiyon şirketi açmışsınız ve böyle bir kariyerin ardından kitap yazmaya başlamışsınız. Bu süreç nasıl gelişti?

Üniversiteden mezun olduktan sonra Londra’da reklamcılık okudum ve dünyanın en büyük reklam ajansında staj yapmaya başladım. İstanbul’a döndükten sonra kariyerime iletişimci olarak devam ettim. Ancak içimde yanan ateş her zaman sinemaydı. Önce reklamcılığı bıraktım ardından bir prodüksiyon şirketi kurdum. Aslında bu biraz da kazara gelişen bir olaydı. Televizyon projeleri yapmak hiç aklımda yoktu, açıkçası. Bir öykü yazmıştım; Mühürlü Güller... Bu öyküyü dostum Şükran Çelebi ve eşi TRT ile paylaşmışlar ve ben kendimi bir yapım şirketi kurmuş, prodüktör olarak buluverdim. İlk işimi böylece TRT 1’e yaptım. Ardından birçok dizi projesinin içinde buldum kendimi... Kah yapımcı kah proje tasarımcısı, kah hikayeci olarak. Hikaye yazmayı sevdiğimi bu süreçte anladım.

Gelelim Karakalem’e. Romanınızda hem tarihi hem de fantastik öğeler var. Yani biraz Türk edebiyatında alışılmışın dışında bir yerde kalıyor. Fikir nereden çıktı? Nasıl cesaret ettiniz?

Yapımcılık döneminin sonunda hayatımda bazı olaylar yaşandı ve mali bir krizle baş başa kaldım. O günlerde, artık televizyon dizisi yapımcılığı yapamayacağımı anladığımda elimde birçok güzel öykü birikmişti. Kah tek başıma yazdığım kah senaristlerle ortak çalışmalarımız vardı... Özellikle bunlardan Tılsımlı Gömlek-Muhafız hikayesinin dünya çapında bir hikaye olduğunu biliyordum. Bir süper kahraman öyküsüydü, orijinaldi ve alt yapısı çok kuvvetliydi. İki senaristle beraber yazdığım bu hikayeyi sinema filmi ya da televizyon dizisi olarak satmaya çok gayret ettim, yıllarca çabaladım ama hayata geçirmeyi bir türlü başaramadım.

Projeyi okuyan her yöneticisi çok beğense de ulusal kanallar için fazla öncü bir iş olduğunu söyleyip durdular. Ben de bu öyküyü genişletmeye, roman olarak baştan yazmaya karar verdim. Amacım bu olağanüstü hikayeyi bir gün unutulmaktan kurtarmaktı. Adını Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi olarak değiştirip romanın basılmasını sağladım. İşte o zaman kaderin değişeceğini açıkçası hiç düşünmemiştim. Dünyanın en büyük şirketlerinden biri şimdi o romandan ilhamla bir dizi çekti. Sonunda bu ölümsüz hikaye kıymetini buldu diyebilirim.

Dünyanın en çok kazanan yazarlarından J.K. Rowling kitabını aslında bir nevi kızı için yazmış. O dönem hem cebinde parası yokmuş hem de kızına tek başına bakması gerekiyormuş. Sizin de bir kızınız var. Ülkemizden de Rowling çıkar mı dersiniz?

İnanın ben de bu kitabı yazarken elimi ayağımı hayattan çekmiş, kariyer hırsını çok gerilerde bırakmış, kardeşimi, annemi ve anneannemi kansere kurban vermiş ve mali krizler içindeydim. Tüm bu hüznü kalbime koyup bu romanı yazmaya başladım. Yazarken tüm iyi niyetimle romantik bir amacım vardı. Türk gençlerinin romanımı okuması, okuyup tarihimizden ilham alması, İstanbul’un gizemlerinin duyulması ve biricik kızım Zeynep’e bir hatıra bırakmaktı.

Romanınızdaki tarihi öğelerin ne kadarı doğru?

Tarihi şahsiyetleri anlattığım her şey, her isim ve mekan gerçek. Kurgu karakterler ise hayal gücünün ürünü. Dünyada 87 tane tılsımlı gömlek var. Üzerlerinde gizemli ebced hesaplamaları var. Bunun 84 tanesi Topkapı Sarayı’nda. Kitap için 2.5 yıla yakın araştırma yaptım. Önce iki senaristle senaryo olarak yazdım. Senaryoyu satamayınca oturup roman yazayım da ölmesin, heba olmasın dedim. Tabii o senaryoydu incecik bir şeydi. Kitap için baştan karakterler yarattım. 400 sayfalık bir kitap haline getirdim.

Dan Brown da tarihi öğeleri barındırdığı kitaplarıyla öne çıkıyor. Biraz benzer konulardan besleniyorsunuz. Brown’dan ilham aldınız mı?

Dan Brown’un romanlarını okumam. Onun Da Vinci Şifresi’nde ilham aldığı “Kutsal Kadeh-Kutsal Kan” adlı üç yazarın ortak kitabını ise Dan Brown’un kitabı piyasaya çıkmadan çok önce okumuştum. Ama Da Vinci Şifresi film olunca izledim tabii.

İlham ya da örnek aldığınız, beğendiğiniz kimler var peki?

Margaret Atwood, Tolkien, George R.R Martin, Haruki Murakami, Ursula Le Guin, Stefan Zweig sevdiğim yazarlar.

Dan Brown’ın Cehennem kitabında da Karakalem’de de Ayasofya’nın çok önemli bir yeri var. Ayasofya’yı sizde değerli kılan nedir?

Ayasofya dünyanın çivisidir. 532 yılında 1. Jüstinyen İstanbul’un kalbine bu görkemli kiliseyi üçüncü kez dikmeden evvel burası bir pagan mabediydi. Yarattığı enerji alanını düşünün artık. Ayasofya dünyanın en önemli olaylarına tanıklık etmiştir. Ortodoks ve Katoliklerin birleştiği, Haçlı Seferleri'nin başladığı noktadır. Fatih Sultan Mehmet’in şehri fethetmesiyle ilk ziyaret ettiği yerdir. Bir çağın kapatılıp yenisinin açıldığı sayfadır. Ayasofya yüzlerce gizemli efsanenin kaynağıdır. Doğunun kalbi, batının sınır kalesidir.

Kitabın kapağında karga simgesi var. Karakalem de kargayı temsil ediyor. Ancak kitapta kargadan çok da bahsedilmiyor sanki. Gizli mi tutmaya çalışıyorsunuz?

Hayır, karga romandaki öykünün bütününe eşlik eder ve şahittir. Gözleriyle 500 yıla şahitlik etmiş bir hayvan. Bizim Tük mitolojisinde de çok önemlidir. En kötü haberleri de taşır. Bir de benim hikayemde kötü adamlar Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alınca Ayasofya’nın içinde sıkışıp kalıyorlar. Onların gözcüsü karga ve bizim oğlanın da peşinde sürekli. Karakalem adlı karga aslında kitabın en önemli figürü diyebilirim.

Romandaki karakterleri oluştururken nelerden beslendiniz? Özellikle de Yavuz karakterini…

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı kitaptaki arketiplerden, Yavuz Sultan Selim Han’ın kişiliğinden, Marvel karakterlerinden ve Türk mitolojisinden.

Biraz da kitabınızın diziye uyarlanmasından bahsedelim. İlk cümlelerini yazmaya başladığınızda kitabın ekrana uyarlanacağını, bir de üzerine 190'dan fazla ülkede 140 milyona yakın kişiye ulaşacağını tahmin eder miydiniz?

Çok dilemişim demek ki, nasip oldu. Emek verdiğiniz ve severek yaptığınız her şey, her çaba, her iyi niyet sonunda hak ettiğini buluyor herhalde. Ben bu öyküyü çok sevdim, emek verdim, roman olarak yazdım, görücüye çıkardım. Sonunda, Netflix ile iletişimi olan bir arkadaşımız okuyup Netflix’e sundu. Ve sonrası malum.

Hatta geçtiğimiz günlerde sizi araştırırken Ekşi Sözlük’te Karakalem için “tam Netflix dizisi” olabilecek bir kitap denilmiş.

Netflix genç izleyiciye, otantik, oryantal ögeler taşıyan, zamanın önünde ve bir kahramanlık öyküsü arıyormuş ki... Romanım doğru zamanda doğru mecra ile buluştu. Açıkçası ilk Türk Netflix dizisi olmasından dolayı çok mutluyum. Darısı başka yazarlarımızın başka öykülerimizin başına, diyelim.

Dizide yer alan oyuncular ile kitaptaki karakterler uyuşuyor mu? Mevcut oyuncular yerine olmasını istediğiniz isimler var mıydı?

Bir edebiyat eseri beyazperdeye ya da ekrana taşınırken bazı evrimler geçirir. Birebir kitap ile dizinin aynı olması nadirdir ve beklenmez. İzleyici ile okur arasında profil farkı vardır. Dolayısıyla değişmek zorundadır. Ayrıca prömiyerde izlediğim kadarıyla karakterleri canlandıran aktör ve aktrislerimiz muhteşem performanslar sergilemişler. Hepsine hayran kaldım. Hele ki Çağatay Ulusoy’u çok beğenerek izledim.

Çağatay’ın Yavuz’u canlandıracağını düşünmüş müydünüz önceden?

Bir zamanlar bana soru sorduklarında öylesine cevap veriyordum ama Çağatay bu karakter olmak için yaratılmış.

Dizinin senaryo ekibinde var mısınız?

Hayır, ben romanımı onlara emanet edip, kenarda bekledim. Senaryo grubuna hiç karışmadım, karıştırılmadım. Bence doğrusu da buydu. Şimdi bana sorsanız ben daha çok Orta Doğu, Anadolu, İstanbul ve Türkiye’den kitapta bahsediyorum Ama Peru’dan biri de seyredecek, Japonya’dan da izleyicisi olacak. Dolayısıyla kitabımdan ilham alan senaryonun tarafsız yazılması gerekiyordu ki tüm dünya seyircisine hitap edebilsin.

Çağatay Ulusoy’lu fantastik bir dizinin çekileceği geçen sene duyurulmuştu. Ancak Netflix dizinin çekileceği sırada sizin kitabınızdan bahsetmemişti. Bu duruma içerlendiniz mi?

Emek verdiğiniz bir konuda heyecanlanmanız doğal değil mi. Ben de romanımın adının, kendi adımın hatta 2000’li yılların başında bu hikayenin senaryosunu birlikte yazdığım kişilerin isimlerinin de her mecrada geçmesini isterim. Zaten Netflix de bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor.

Dizinin 2. sezonu daha başlamadan onay aldı. Kitabın devamı olacak mı?

İşte en sevdiğim sorunuz bu. İkinci kitap yani devam romanı bir ay içinde tüm kitapçılarda olacak! Çok heyecanlıyız. Birinci kitabın devamı niteliğindeki bu roman da DEX Yayınları’ndan çıkıyor. Umarım okuyucular beğenir. Şans dileyin lütfen.