HABERTURK.COM

 

İstanbul’da 'tarihi sur içi' diye adlandırılan bölgesinin güney batı ucunda yer alan, bilenin bildiği mütevazı, bilmeyenin yanından geçerken haberinin bile olmadığı bir mescit… Kendisi küçük ama sembolize ettiği anlamı büyük. Bugün Fatih ilçesi sınırları içerisindeki Cankurtaran semtinde bulunan Akbıyık Camii’nden bahsediyoruz.

Kaynaklarda Çarhacı Ahmed Efendi Tekkesi adı ile de geçen bu yapıyla ilgili olarak bazı araştırmacılar mescidi bina eden kişinin Akbıyık Sultan olmadığını; İstanbul'un fethinden sonra Akbıyık Sultan adına inşa ettirildiğini kaydediyor.

HACI BAYRAM VELİ’NİN MÜRİDİ

Türkiye Diyanet Vakfı yayınları arasından çıkan İslâm Ansiklopedisi’nin Akbıyık Sultan maddesinde şu ifadeler yer alıyor:

Asıl adının Ahmed Şemseddin veya Abdullah olduğu rivayet edilir. Kaynaklarda genellikle keşf ve keramet sahibi bir meczup olarak tanıtılır ve şeyhi Hacı Bayrâm-ı Velî ile ilgili bazı menkıbeleri nakledilir. Bayramiyye’nin Celvetiyye kolu silsilesinde yer alan Akbıyık’a II. Murad, Cemâziyelevvel 841 (Kasım 1437) tarihli temliknâme ile Bursa-Yenişehir yakınlarındaki Austos köyünü bağışladı.

İSTANBUL’UN FETHİNE KATILDI

Bazı kaynaklara göre Sultan II. Murat’la Varna Seferi’ne (1444) ve İstanbul’un fethine katıldığı rivayet edilen Akbıyık Sultan’ın adına Cankurtaran’da cami yapıldı ve bu semte onun adı verildi. Akbıyık Sultan meczup tavrına rağmen Çandarlı Halil Paşa gibi devlet adamları ve Molla Yegân gibi âlimlerle sohbetlerde bulundu. Mecmualarda Şems-i Hudâ mahlasıyla bazı şiirlerine de rastlandığı ifade ediliyor. Malının hesabını bilemeyecek kadar zengin olan Akbıyık’ın, servetini Allah yolunda harcamak maksadıyla Bursa Ulucamii civarında yaptırdığı külliyeden günümüze sadece türbesi ulaşabilmiş; ancak imaret ve tekkeden eser kalmamıştır.

ŞEHRİN İLK MESCİTLERİNDEN

Bugün tabelasında 1453 tarihi yazıyorsa da mescidin inşa tarihi kesin olarak bilinmiyor; ancak İstanbul’un fethinden biraz sonra inşa edildiği konusunda araştırmacılar hemfikir. İstanbul’un en eski mescitlerinden biri olan yapının anıtsal özelliği günümüze ulaşamamasına rağmen minaresi ve özellikle şerefesi nispeten korunabilmiş durumda. Tarih araştırmacıları minarenin İstanbul'un 'fetih dönemi' mimarisi özelliği taşıdığını kaydediyor.

CAMİLERİN LİDERİ KONUMUNDA

Akbıyık Camii, tarihi sur içi bölgesinin en güneyindeki mabet olduğu için “Evvel-i Kıble” olarak nitelendiriliyor. Bu deyim İstanbul sur içinde Mekke’ye en yakın mescit olduğu için ona verilmiş. Mescit aynı zamanda “İmam’ül-mesâcid” yâni günümüzün ifadesiyle “mescitlerin imamı” veya “mescitlerin önderi” olarak anılmıştır.

İLK EZAN BU CAMİDE OKUNURDU

Mescidin özelliği bununla da sınırlı değil. Osmanlı dönemi İstanbul'unda yerel saate göre ezan ilk önce burada okunmuş, ardından diğer camiler takip etmiştir. Günümüzde korunaklı ve bakımlı olduğu dikkat çeken caminin küçük bahçesi huzur veriyor. Cami namaz vakitleri haricinde kapalı. Mescidin günümüzdeki küçük ve sevimli bahçesi ziyaretçilere dinginlik hissi veriyor.

İSTANBUL’UN EN BÜYÜK MEZARLIĞI

Şimdi suriçi İstanbul’dan çıkalım ve Üsküdar’a uzanıp, bu kez de benzetme yerindeyse ‘mezarlıkların önderi’ne gidelim. Burası Türkiye ve dünyanın en büyük mezarlıklarından biri olan Karacaahmet… Orhan Gazi’nin , Bizans idaresindeki Üsküdar'ı fethetmesinden sonra, bölgeye Türk halkın iskanı ile birlikte mezarlık oldukça genişlemiş.

KABE TOPRAĞINA DEFNEDİLMEK

Başlangıçta boş, uçsuz bucaksız, temiz bir defin sahası olan bu kabristan, yüzyıllardan bu yana İstanbul halkı tarafından hep tercih edilen bir yer yer. Bunun sebebi ise Osmanlı halkı arasında Üsküdar'ın Asya kıtasının uzantısı olması ve dolayısıyla Mekke-Medine ile ilişkilendirilmesi sonucunda Kabe toprağı olduğuna dair olan yaygın inanış. Karacaahmet Mezarlığı aynı şekilde “Medine-i Üsküdar” ve “Peygamber Toprağı” olarak nitelendirilmiştir. İnanış böyle olunca da mezarlık günümüzde de revaç buluyor. 

ALEVİ VE SÜNNİLERİN GÖZDE YERİ

Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı, Karaca Ahmed’in Orhan Gazi döneminde yaşadığını ve onun komutanlarından biri olduğunu kaydediyor. Orhan Gazi’nin Bizans İmparatoru’na damat olmadan önce ve sonra Bizanslılarla Üsküdar ve çevresinde defalarca cenk ettiğinden, Karaca Ahmed işte bu sıralarda ya hastalanarak ölmüş ya da şehit düşünce buraya defnedilmiş. Karacaahmet Mezarlığı, gerek Sünni, gerekse Alevi olmak üzere tüm İslam mezhepleri tarafından kutsal bir defin sahası olarak görüldüğünden her zaman el üstünde tutulan bir yer.

GÖLPINARLI HOCA’DAN KARACA’YA

İranlılar mezarlığı olarak da bilinen Seyitahmet bölümü, Karacaahmet'in önemli bölümlerinden birini oluşturuyor. Şii mezhebine mensup ölülerin defnine tahsis edilen alanın, 1850 tarihinden önce oluşturulduğu düşünülüyor. Bu bölüm, aynı zamanda Türkiye'deki Caferilerin de ölülerini defnettikleri bir alan. Buraya defnedilen ünlü kişiler arasında edebiyat tarihçisi ve tercümanı Abdülbaki Gölpınarlı, Cem Karaca gibi isimler bulunuyor.

NASIL GİDİLİR?

İstanbul Sultanahmet Camii'nin tarihi arastasından aşağı doğru inildiğinde yaklaşık 10 dakika sonra Cankurtaran semtine ulaşabilirsiniz. Cankurtaran Caddesi'nden sağa kıvrıldığında Akbıyık Sultan Cami sizi karşılayacaktır. Caminin huzur veren bahçesinde oturup yorgunluk giderebilirsiniz. Buraya gelmişken caminin hemen karşısında bulunan Türk musikisine damga vurmuş olan bestekâr, hanende ve neyzen  Dede Efendi'nin müze evini ziyaret edebilirsiniz.  Karacaahmet Mezarlığı'na gerek Üsküdar gerekse de Kadıköy yönünden günün 24 saatinde otobüs, dolmuş veya ekonomik bir ücret ödeyerek taksiyle ulaşılabiliyor. 

1881 -
1938