Dövüş sanatlarında yeni bir usul:
Alperen taktiği!
TARAF gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Kanal7 televizyonunda yayınlanmakta olan İskele Sancak adlı programın çıkışında Alperen Ocakları İstanbul Şube Başkanı Mustafa Kayatuzu tarafından şiddete maruz kaldı. Geçmiş olsun demek için aradığımda olayın ayrıntılarına da vakıf oldum. Dayağın şekli bir hayli ilginç. Program çıkışında Rasim Ozan Mustafa Kayatuzu'nu görüyor, 'merhaba, naaber' diyerek tokalaşma amacıyla elini uzatıyor. Mustafa Kayatuzu sol eliyle Rasim'in sağ elini tutup, kendi sağ eliyle de yumruk sallıyor; tabii bu arada, tokalaşma seremonisinin Rasim'i bloke ettiğinin gayet farkında.
Bir yazarı TV çıkışında kıstırıp dövmeyi meşrulaştıracak hiçbir neden olamaz da, insan 'Dövmenin de bir adabı olmaz mı?' diye düşünüyor ister istemez. Siz söyleyin: Erkekliğin kitabında tokalaşma seremonisini fırsat bilmek gibi bir teknik var mıdır ? Bu usul bana 'sırtından bıçaklamak', 'arkadan vurmak' kadar kötü göründü. Ama belli ki Alperenler 'savaşta her hile mubahtır' görüşündeler; iyi de bu ihtimalde bile muhatabın 'savaş halinde olunduğunu' bilmesi gerekmez mi? Değil savaş halini, Rasim'in Mustafa Kayatuzu'nun Alperenleri daha iyi tanıtması, kendisini ifade etmesi için mecra sağlamışlığı bile var. Rasim Ozan, Reha Muh-tar'ın hazırladığı Çok Farklı programına danışmanlık yaptığı için, Salı-Çarşamba ekrana gelen 'Gençler Meclisi' özel yayınında Mustafa Kayatuzu'nun da yer almasını sağlıyor. 'BBP gençliği de bu programda yer almalı' diyerek.
"BİZ" OLMANIN BEDELİ: 'KESİNTİSİZ YANDAŞLIK'...
Muhtemeldir ki, gördüğü yakınlık ve destek sonucunda liberal-demokrat bir çizgide olan Rasim Ozan'ı erken bir safdillikle hemence 'bizden' kategorisine dahil ediyor genç Kayatuzu. Nitekim 'Bizden' sayılmanın bedeli son derece ağırdır ülkemizde, 'bizde-n' demek, 'düşmanıma, karşıtıma gösterdiğim toleranstan artık faydalanamayacaksın' demektir. 'Kesintisiz yandaşlık, sürekli yalakalık' gibi yükümlülüklerin) , 'Entelektüellik ve objektiflik tüm kötülüklerin anasıdır' gibi yasaları vardır 'biz' olmanın. Rasim Ozan ekranda 'Muhsin Yazıcıoğlu iyiydi hoştu ama, şiddete hiç bulaşmamıştı diyemeyiz' gibi (bak seeen!) laflar edince, kanı beynine sıçrıyor Kayatuzu'nun. Rasim Ozan'ın , "Özellikle Alevi topluluklarda, Maraş olaylarında ülkücülerin etkin olduğu gibi bir 'algı' var, Alperenler bu algıyı değiştirmeli" cümlesi Kayatuzu'nun tercümesiyle 'merhum Yazıcıoğlu'na hakaret etmek' oluveriyor ve programı sonuna kadar dinlemeden harekete geçiyor; bekleseydi yazarın aynı programda yer alan BBP MKYK üyesi Kemal Yavuz'la, Yazıcıoğlu'nun mirasının daha sivil ve özgürlükçü bir rotaya doğru taşınması doğrultusunda uzlaştığını bile görebilirdi. Sonuçta hem olayı haber yapan 'medya' hem Kayatuzu, hem de o minval izleyici tipi, yargılayıp itham etmekte hiç çekingenlik göstermedikleri yorumcuları sonuna kadar dinlemedikleri için Rasim Ozan'ın üzerinde 'hainler', 'dönekler', 'liboşlar', 'dinozorlar' yazan çekmecelerden birine tıkıştırılıvermesi işten bile olmuyor. Bu ülkede makul izleyici/okur elbette hâlâ çoğunlukta, ama ne yazık ki 'etkin olanı' cebinde idam sehpasıyla gezenler.
BİR MEDYA BİR MEDYAYA GEL BERABER TARAF TUTALIM DEMİŞ...
Rasim Ozan 'yazarın hür iradesi', 'objektifliğin erdemi' gibi şeylere inanadursun, uzattığı elin bükülmesi yetmemiş gibi bir de sözkonusu 'Muhsin Yazıcıoğlu'na hakaret edildi' şayiası üzerinden, Kayatuzu'nu neredeyse kutlayan bir haber mantığı ile karşı karşıya kalıyor. Taraf gazetesine, derin devletin ifşa edilmesini sağlayan Ergenekon'un çözülme sürecine destek verdiği için, antipati duyan malum medya grubu da, BBP gençliğini milli manevi değerlerin garantörü olarak gören sağ basın da sözkonusu dayak olayına aynı tepkiyi veriyor. Her iki taraf da 'Taraf yazarına Alperen yumruğu' gibi 'yiğidim aslanım, kim tutar seni' türünden duygu efekti yaratan başlıklar atıyor.
Fikir özgürlüğünün bedeli eskiden de ağırdı, ama sahiden kışkırtıcı, birilerinin tekerine çomak sokan fikirler olurdu onlar, 'Yazıcıoğlu hiç şiddete bulaşmamıştı diyemeyiz' gibi ilk kez söylenmemiş, son kez de söylenmeyecek bir cümle bile bu denli tepki görüyorsa, 'tahammül' eşiği çok düşmüş demektir ve TV kanalları güvenlik önlemlerini artırmalıdır.