Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BU yazıyı yazdığım sırada kamuoyu nefesini tutmuş, Kandil’den yapılacak açıklamayı bekliyordu. PKK’nın sınır dışına çekilmesi başladığı andan itibaren Türkiye başka bir ülke olacak çünkü. Hayır, “Sonsuza dek barış ve mutluluk içinde yaşayacağız” demiyorum. Sadece, artık bu nedenle kan dökülmeyen bir ülke olacağız. PKK çizgisinde olanlar demokratikleşme istiyorlarsa eğer, silaha külaha dayanmadan, Kaleş’e kurşuna yaslanmadan; kolaya kaçmadan, sadece sözün gücüyle tartışarak siyasete entegre olmayı deneyecekler. Onlar silah sıkmamayı, devlet de dinlemeyi öğrenecek. Bu arada Türkiye’nin kazandığı canları, kazandığı enerjiyi, kazandığı zamanı öpüp başımıza koyacağız.

“Ya sonra?“ diyorsunuz. “Ya geri gelirlerse, sonra vatanı bölmek isterlerse“? Cevap basit: Eğer öyle bir şey olursa, o zaman yine savaşılır. Emin olun hiç zor olmaz. Zira gariptir, insanları savaşa ikna etmek, barışa ikna etmekten daha kolay. Şimdi dikkate alınması gereken ise şudur: “Sonra” yeniden savaşmayı gerektirecek koşulların oluşması ihtimali, “şimdi”, şu an; tüm koşulların barışı mümkün kılacak şekilde hizalandığı bir olasılığı es geçmeyi gerektirmiyor.

‘MİLLET’ BİR KALEM KUTUSUDUR, İÇİNDE HER RENK BULUNUR

Akil İnsanlar Heyeti’nin barış fikrinin izini sürmek için Akdeniz’e açılmış olan grubu geçen hafta Hatay ve İskenderun‘daydı. Çarşamba günü Hatay ve İskenderun’un birbirine benzeyen kaygı ve eleştirilerini ortaya koymaya çalışmıştım. Bugün destek vurgusu daha fazla olan görüşlere yer vermek istiyorum:  PKK şiddeti yöntem olarak kullanıyordu ve artık ortada taleplerini silahla savunmasını gerektiren bir ortam da yoktu. Silah bırakılması gerekir ve bu yöndeki adımlar son derece umut vericidir. Biz Aleviler de şiddet ortamından zarar görmüş insanlarız. Çünkü PKK’nın ortaya koyduğu şiddet, Türkiye’de tüm hak ve özgürlüklerin savunulmasını zorlaştırmıştır. Şiddetin ve silahın tamamen tasfiye olması, toplumdaki diğer hak taleplerinin önünü açacaktır.  Siz bakmayın kentimizdeki bazı kişilerin bu işi AK Parti yapıyor diye “Yok yapamaz, beceremez” diyen insanlarına. Çoğunun zihninde devrimi, barışı, uzlaşıyı ancak sol düşünce getirir gibi bir kalıp var. Oysa İslamcılar da barış getirebilir, getiriyorlar da...  “AK Parti’yi samimi bulmuyorum, bu yüzden güvenmiyorum” gibi görüşler zikrediliyor. Samimi olup olmadığı umurumda değil. Şiddet ortamına son versin yeter. Böylece artık Aleviler de “Yoksa terörist misin?” gibi ithamlarla karşı karşıya kalmadan taleplerini iletebilir. Artık bana da bir alan açılır.  Alevi’yim ve sadece Kürtlere yönelik bir barış/özgürleşme paketini değil, bütün topluma yayılacak bir hak ve özgürlük projesini istiyorum. Ama barış dendi mi tüyleri diken diken olanları hiç anlamıyorum. Bakın biz Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Çerkez, Laz, Gürcü demeden hep beraber kaç cephede savaştık... Balkanlar’da, Yemen’de, Çanakkale’de, Filistin’de, Sarıkamış’ta, Ecyad Kalesi’ni savunurken Suudi Arabistan’da, hep birlikte öldük. Kurşun hiç adres sormadı. Ve bugün o günlerde savaştığımız ve bizi o savaşa iten ülkelerin hepsiyle barış tesis ettik . Ama sıra kendi insanımızla barış yapmamıza gelince kıyamet kopuyor. Nasıl oluyor da bu milletin çatışan iki unsuru barışıyor diye bu kadar yaygara kopabiliyor? Köylerde bile kan davaları içinden çıkılmaz olduğunda kanaat önderleri, tarafları bir araya getirir ve sorunu izale etmeye çalışır. Koskoca devletin, ülkeyi saran kan davasını çözmeye çalışmasından daha doğal ne olabilir? Beni Başbakan ilgilendirmiyor. Bu Türkiye’nin barışı, onun bunun barışı değil. Sadece şu hususa dikkat edilmesini isterim: Hepimiz bir kalem kutusundaki mavi, sarı, yeşil, kırmızı renkli kalemleriz. Birimiz olmadan diğerimiz eksik kalır. Kalem kutusu “Türk milleti”dir. Renkler ise biziz, Kürt, Çerkez, Laz ve mezhep/din farklarımız ile tüm Sünni ve Alevi topluluklar. Devletten tek bir şeye özen göstermesini istiyorum: O kalem kutusu olmazsa o kalemlerin hepsi dağılır, kırılır ya da kaybolur. Renkleri yaşatalım ama kalem kutusunu da muhafaza edelim.

BAKMADAN GEÇME