'Barış ve çözüm sürecinde geri dönmek mümkün değil'
Devlet ile PKK arasındaki 'arabulucuğu' yalanlanmayan İlhami Işık, 'Barış'ta gelinen aşamayı değerlendirdi
KUTLU ESENDEMİR - GAZETE HABERTÜRK
Türkiye, Kürt sorununda çözümün eşiğinde. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın İmralı'da Abdullah Öcalan'la yürüttüğü görüşmeler, Nevruz'da Öcalan'ın, "Silahlı mücadelenin sonuna gelindiğini" ifade etmesi, ardından Murat Karayılan'ın geçen hafta PKK'nın sınır dışına çekileceğini açıklamasıyla, "Barış" artık geri dönülemeyecek bir noktada. Terörün başladığı '80'li yıllardan bugüne dek akan kanın durması için PKK ile pekçok kez iletişime geçilmişti. Kamuoyunun 2010 yılında "Balıkçı" lakabıyla tanıdığı Batmanlı, eski bir siyasetçi olan İlhami Işık, 'arabuluculuk' yapan isimlerden biriydi.
Devlet'le Öcalan arasındaki görüşmelere defalarca arabuluculuk yaptığını açıklaması hiçbir resmi kurum tarafından bugüne dek yalanlanmadı. Daha önce yaptığım röportajdaki öngörüleri doğru çıkan Işık, "Barış" mevsiminin gelmesiyle, önümüzdeki hafta "Devlet- PKK görüşmelerinin gizli tarihi" kitabıyla okurlarıyla buluşacak. Işık'la hem yeni kitabını hem gelinen noktayı ve bundan sonrasını konuştuk.
Devlet ve PKK arasındaki görüşmeler 1993'te nasıl başladı?
1990'lardaki görüşmelerin en yüksek temsil durumu Sayın Özal'ın başlatmış olduğu görüşmeler. Ama daha alt düzeyde görüşmeler, 1989 yılı sonu itibariyle kademe kademe başlayan ve 1991'de SHP ve HEP ittifakıyla sonuçlanan ve daha sonra düzeyi yükselen görüşmeler. Devletin soğuk savaşın bitişine kendisini uyarlayamaması, aynı şekilde PKK'nın da soğuk savaş zihniyetiyle çatışmayı tırmandırması görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını engellemişti.
'Arabuluculuk' tarihiniz nasıl başladı ve bugüne gelindiğinde noktalandığı söylenebilir mi?
Arabuluculuk dönemim devletin şiddetle problemi çözemeyeceğinin anlaşıldığı 24 Aralık 1995 seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı tablo sonucu başladı. Devlet, Kürt meselesini şiddetle çözüleceğine o kadar kendisini inandırmıştı ki seçim sonuçları bunun tam tersini doğurdu. Bu tablo devlette bir anlayış değişikliği getirdi. Bugün itibariyle benim arabuluculuk yapmamın bir önemi kalmadı.
Kitabınızda Devlet'le PKK arasındaki yazışmalara yer verdiğiniz biliniyor. Bu noktada karşılaşacağımız sürprizler var mı?
Kitapta önemli yazışmalara yer verdim. Kişisel olarak sürpriz sayılabilecek en önemli şey, bu yazışmalarda devletin kullanmış olduğu dil ve Öcalan'ın bu dilden etkilenmesinin PKK'ye yansıması olduğunu söyleyebilirim.
Bu dil nasıl tarif edilebilir?
Devletin kullanmış olduğu dilde zekâyı da, aklı da ve daha geniş bir anlamla bilgeliği hemen fark ediyorsunuz. Örnek vermem gerekirse, bir mektupta devlet, kültürel haklar için silahlı mücadelenin ne kadar anlamlı olabileceğini Öcalan'a sormakta. Öcalan da verdiği yanıtta bunun anlamsızlığını teyit etmekte. 1998'de temel kırmızı çizgi bugün de olduğu gibi "devletin bölünmez bütünlüğü" ısrarı ve Öcalan'ın buna yanıtında "evet" demesi.
Öcalan'ın kullanılan bu dile yaklaşımı ne?
Gönderilen bilgi notları ve mektuplardan derin etkilendiği açık. Bunu Öcalan'ın PKK'nin adını değiştirmesinden, silahlı mücadeleye son vermesinde ve örgütü sınır dışına çıkarmasından anlıyoruz. Tüm bunlar 1996-1999 yılları arasında oldu. Bu kadar anlamlı ve değerli bir süreç yaşandı ama ne yazık ki Türkiye'nin iç dengeleri ve ABD'nin Irak'a müdahalesi bunu boşa çıkarmıştı.
'DEVLETİN BİR RUHU VAR'
Bu mektuplar imzalı mı ve bu yazışmalardan ne anlaşılabilir?
Bunun yanıtını kitapta bulacaksınız. Ama şu önemli: Devlet, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve güvenlik yapılanmalarının bütününden oluşan, tüm bunların hafızasının ve çıkar, endişe ve umutlarının birleşeni. Bu bütünlükle baktığınızda devletin bir ruhunun olduğunu da görmüş oluyoruz. Bu ruhun bir dili var. Bazen bu dil inanılmaz içine kapanık, bazen de hayal edilemeyecek kadar açık. Aslında devlet kadar etkilenen ve buna ayak uyduran bir yapının, soğuk bir kurum olarak adlandırılması ve bizlere acılı bir zaman kaybını yaşattığı da çok açık.
Karayılan, barış içinde gelinen süreci "Devlet"e bağlıyor.
Karayılan, diplomasi dilini son derece anlaşılır bir seviyede tutmakta. Devlet tanımı da doğru bir şekilde kendisi tarafından dile getirilmekte. İktidarlar, devletin siyasal temsilcileridirler. Dönemsel olarak temsil kabiliyetleri sıfıra inebilmektedir. Son 10 yıldır AKP ile bu temsil kabiliyeti doruğunu yaşamaktadır. Bu anlamda güçlü siyasal iktidar, devletin kendisi olmakta yani Murat Karayılan teşhisinde haklıdır. Sayın Başbakan'ın barış sürecinin mimarı olduğu açıktır. Hem 2005 konuşmasındaki insanı boyutuyla hem de 2013 çözüm sürecindeki siyasal akıl ve duruşuyla, tüm toplumu ortaklaştırmaya çalışmakla, liderlik potansiyelini de göstermiştir.
'Bundan sonra Kürt meselesi demokratikleşmeyle aşılacak'
Örgütün geri çekilme takviminde sarkma olabilir mi?
Daha önceki söyleşide, PKK'nin 2013'ü silahlı döneminin bittiği bir dönem olarak adlandırdığını, 1 yıllık bir takvim ışığında 21 Mart Nevruz'unda silahlı mücadeleye son vereceğini söylemiştim. İkinci adımın da 1 Mayıs 2013 tarihi itibariyle gerillaların sınır dışına çıkacağını, üçüncü adımın Kasım ayına kadar bir kongreyle silahlı dönemin biteceğini ifade etmiştim. Öngörülerim doğru çıktı.Bundan sonra artık Kürt meselesinin şiddet dışındaki esas sorunlarına eğileceğiz. Bunu da çok geniş bir demokratikleşme perspektifiyle aşacağımızı ön görüyorum.
Öcalan'ın nevruz mektubunda, "İslam"a vurgu yapması nasıl bir realitenin sonucu?
Öcalan'ın mektubu benim açımdan bir devrim. Çünkü silah beyinde oluşan bir duruş. Beyninizde silahı bitirdiğiniz anda, elinizde tuttuğunuz silahın bir anlamı kalmaz. Öcalan, "Silahlı dönem bitti" derken, "Sorunları artık kırılmalarla çözme dönemi bitmiştir" dedi. Bu bölgemizde yükselen İslami uyanış ve bin yıllık yaşama kültürünü çatışma ve kırılma dışında arama anlayışı. Böyle bakmazsanız bu ebedi bir savaş demek. Öcalan bu aciliyeti gördüğünde İslam vurgusunu öne çıkarmış ama bu hiçbir zaman farklı inanç ve mezheplerin dışlanması olarak algılanmadı. Bölgemizdeki ateş çemberinden en az hasarla çıkma iradesinin de beyanıdır bu.
'Kaba hatlarıyla çözüm 2-3 yılımızı alacaktır'
Gelinen "barış" noktasından geri dönüş olası mı?
Barış ve çözüm sürecinde geri dönmek mümkün değil. Ne Türkiye'nin iç dengeleri, ne bölge, ne de uluslararası dengeler geri dönüşü mümkün kılmamaktadır. Bu süreçte yaşanacak olumsuzluklar, sadece birer zaman kaybından başka bir şey olmayacaktır.
PKK'nın çekilmesiyle Kürt sorununun çözümü, ne kadarlık bir zaman dilimine yayılır?
Sınır dışına çıkmayla beraber sorunlarımız üzerindeki şiddet algısı kalkacağından daha fazla konuşacağız, daha fazla tartışacağız ve sonuçları hayata geçirme konusunda bileşenlerimizin daha fazla artmasına tanık olacağız. Kürt sorununun kaba hatlarıyla çözümü 2-3 yılımızı alır. Sadece anadilde eğitimin hayata geçmesi en az bir 5 yılı alır. Ama sorunun çözümü önündeki engellerin kaldırılmasını bu yıl içerisinde tamamlarız.
Bu konuda atılması gereken öncelikli adımlar neler olacaktır?
Bu yıl içerisinde acil olarak Terörle Mücadele Yasası, Siyasi Partiler Yasası, seçim barajının düşürülmesi, hukuki uygulamaların fiili olarak engellemesinin önünün açılması öngördüklerim.
'Barışçıl Türkiye bölgedeki ateşleri de söndürebilir'
Suriye kriz derinleşiyor, Irak'ta da tansiyon yükseliyor. Ortadoğu'da ne tür kırılmalarla karşılaşılabilir?
Son 2 yıldır Suriye'deki büyük dram ve Irak'ta Maliki yönetiminin despot ve mezhepçi yaklaşımı Ortadoğu dengelerini değiştirmeye aday görünmekte. Bu yüzden barış sürecimiz çok daha fazla kıymetlendirilmeli. Bu kan gölünden bizi ayıran sadece tel örgüler değildir. Kimilerinin küçümsediği, demokratik olgunluk arayışımızdır. Türkiye barışını ne kadar çabuk kalıcılaştırırsa Irak ve Suriye'deki drama pozitif yönden müdahale etme şansına da sahip olur. Demokratik ve barışcıl bir Türkiye bölgemizdeki ateşleri de söndürebilir.
İsrail'in Türkiye'den dilediği "Mavi Marmara özrü" bölge ve Türkiye açısından ne tür anlamlar içeriyor?
İsrail'in Türkiye'den özür dilemesi, İsrail gibi bölgede sorun çıkarabilme kabiliyetine sahip bir ülkenin bundan vazgeçmesi, hem Türkiye'nin iç dengelerini ciddi anlamda olumlu yönde etkileyecektir. Hem de bölgede İsrail'in kaygıları nedeniyle duraksayan Arap uyanışı bir korku tüneli olmaktan çıkacaktır. Bunun pozitif katkısını bu çözüm sürecinde de görmekteyiz.
'Barış süreci siyasi yapıları etkileyecektir'
Barış, geniş yelpazede Türkiye siyasetini nasıl etkiler?
Zamanın ruhu, yarınları yakalayanları yaşatır. Bugün ve dünde kalanlarıysa tasfiye eder. Bu, doğanın kanunudur. Siyasi partiler açısından da böyledir, tek tek aktörler açısından da bu böyle. Barış süreci, iktidar dahil Meclis'teki ve Meclis dışındaki siyasi yapıları, medyayı derinden etkileyecektir. Barış sürecini içselleştiren, duruşu ve söylemini ona göre dönüştüren yapılar yaşayacak, geri kalanlarsa sönmeye tabi tutulacaklardır.
Ana muhalefet partisi CHP'de yaşanan tartışmaları nasıl okudunuz?
Bu süreçte en fazla etkilenen ve bu süreci doğru okursa en fazla etkileyecek yapı CHP olacaktır. Bundan ötürüdür ki CHP şu anda ciddi bir tartışma ve ayrışma yaşamaktadır ve yaşamaya da devam edecektir. CHP, tarihsel doğuşuna dönüp bakarsa, toplumun ondan hep beklediği özgüvene kavuşursa, daha açık bir ifadeyle, "Sorunların çözüm adresi benim" deyip, kendisini güvence olarak topluma sunarsa, hem kendisi büyür, hem ülke büyür, hem de demokrasimiz kalıcı hale gelir.