Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Yaşam Hilâfet rüyası

        Yakın zamanda ortaya bir “hilâfet” meselesidir atıldı; şimdi mitinglerde bile hilâfet pankartları taşınıyor, sohbetlerde halifelik müessesesinin yeniden teşkilinin faydaları tartışılıyor ve tuhaftır, tarihe yahut eski kültüre meraklı olanlar daha ilk tanışmamızda hemen “Hilâfet yeniden kurulabilir mi?” diye soruyorlar!

        Söyleyeyim: Kurulmaz, kurulamaz, hilâfet müessesesi artık sadece bir hayalden ibarettir, şayet birileri yahut bir devlet çıkıp da “Hilâfet bizdedir” gibisinden söz edecek olursa hiçbir şekilde ciddiye alınmaz ve iddianın sahibi komiklik ettiği ile kalır.

        Hilâfetin iki temel unsuru vardır: Hilâfet makamında oturan zâtın “kılıç sahibi olması”, yani gücü elinde bulundurması ve Sünnî dünyasının o kişiye biat etmesi, yani tanıması ve bağlanması... Şimdi, hilâfet konusunda en ziyade söz sahibi olan bir kişinin bundan seneler önce yazdıklarından kısa bir alıntı yapayım:

        HİLÂFET BAKIN NE İMİŞ!

        “Hilâfet, aslında saltanat demektir, yasama ve yürütme demektir. Hilâfetin içerisinde saltanat da vardır ama saltanatta hilâfet olmayabilir, nitekim her sultan halife değildir. Saltanatsız hilâfet kendiliğinden sakat ve aslı esası olmayan birşeydir. Kaldı ki saltanatsız hilâfet yok hükmünde olduğu gibi, Papalık vaziyetinde kalması da gayrımeşru olur, zira İslâm dininde ruhaniyet yoktur.

        Peygamber efendimiz, peygamberlik ile saltanatı mübarek şahıslarında biraraya getirmişti; yürütme gücünü ve başkumandanlığı da ifa ederdi. O’ndan sonra gelen dört halife ise ancak vekil mânâsındaki Halife unvanı altında saltanat ederlerdi. Her biri birer sultandı. Risâletpenâh efendimiz son peygamber oldukları ve Kur’ân-ı Kerîm’de de ifade edildiği gibi risâlet görevini sona erdirdikleri için peygamberlik sıfatını âhırete götürmüşler, halifelerine sadece Muhammedî saltanatı bırakmışlardır. Peygamber efendimizin sohbeti ile daima şereflenmiş olan sahabenin hilâfetleri de din ve siyasi işler üzerineydi, dinin neşri ile görevli değillerdi”.

        Bu cümleler İslam dünyasının biat ettiği son halife olan Sultan Vahideddin’e aittir ve Vahideddin’in hatıralarında geçer...

        “Son Halife” değil “biat edilen son halife” diyorum, zira Sultan Vahideddin bütün İslam dünyasının biatini almıştı; Osmanlı hanedanından gelen halifelerin sonuncusu olan Abdülmecid Efendi ise o makama Meclis’in kararı ile gelmiş, yapılan bir törende kendisine sadece protokol biat etmiş ve İslam dünyasının temsilcilerinin katıldığı biat merasimi yapılmamıştı...

        Hilâfet konusunun en önemli tarafı işte burada, Sultan Vahideddin’in de sözünü ettiği “iktidar”da, yani güç meselesinde...

        HİLÂFET VE EMPERYALİZM

        Şimdi birileri birisini Halife ilân etti ve bu kişi etrafına toplanan üç-beş kişinin biatini aldı diye düşünelim...

        Unvan, sarık, saray, taht, kılıç vesaire gibi işin sembolik tarafı kolayca halledilir ama bu işin ilk şartı olan güç ve kuvvet nerede? Nevzuhur halife sözünü nasıl dinletecek? Otoritesini göstermesi gerektiği zamanlarda İslam dünyasında şimdilerde moda olduğu gibi Amerikalılar’a gidip “Mistır prezıdınt, sözümü dinlemeyen şu herife gidip iki tokat patlatır mısın?” diye ricada mı bulunacak?

        Halifenin aynı zamanda güçlü bir dünyevî iktidara da sahip olması şartını bir tarafa bırakalım ve hilâfet bizim tarafımızdan yeniden hayata geçirildi diyelim: Biat karşılığında birşeyler elde etmeyi hayâl eden fakir bir-iki İslam ülkesi dışında böyle bir hilâfeti tanıyacak kimi bulacaksınız? 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na girdiğimiz sırada Sultan Reşad’ın “Halife” sıfatı ile cihad-ı mukaddes ilân etmesi üzerine bizi hedef alan ve karşı cihad ilân etmiş olan Arap dünyasını mı, “Osmanlı hilâfeti imparatorluğun Türk unsurunun emperyalist bir vasıtası idi” diye hâlâ konuşup yazan Vehhabiler’i mi yoksa “Suud rejimi ile Osmanlı hilâfeti arasında hiçbir fark yoktur, ikisi de sömürücüdür” diyen ve Suudi kraliyet ailesini eleştirdiği için uzun zamandır hapiste bulunan Nasır el Fahd gibi Cihad hareketinin önde gelen teorisyenlerini mi?

        Müstakbel halife bizden değil bir başka İslam ülkesinden de çıkacak olsa netice aynıdır; güçten, kuvvetten ve iktidardan uzak, biatten de nasibini almamış hilâfet hayalleri bundan böyle nostaljik bir hevesten ibaret kalmaya mahkûmdur...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ