Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Her şeyin bir bedeli var. İyi bir restoranda lezzetli yemek yemenin de bir bedeli var. Birileri sabahtan alışveriş yapıyor, yemeği tecrübeli aşçılar pişiriyor, garsonlar sizin için servis yapıyor ve en sonunda masanız toplanıp bulaşıklarınız yıkanıyor. Kiradan, elektrik ve gazdan, yıkanan masa örtülerinden, devamlı temiz tutulması gereken lavabolardan, diğer dekorasyon masraflarından bahsetmiyorum bile. Restoran yorumlarında en çok şikâyet edilen konuların başında her daim fiyat geliyor. Bunun kibarlaştırılmış versiyonunun adı ise ‘kalite-fiyat dengesi’ oluyor. Misafir yorumlarına bakacak olursanız dünyada bu dengeyi tutturabilmiş bir restoran henüz keşfedilmiş değil. Kimse kusura bakmasın ancak restoranda yediği yemeğin hakkını verirken eli titremeyen, kalbi sıkışmayanlar çok küçük bir azınlık. Araba, çanta, yat, kat, kıyafet, telefon, televizyon alırken gönlü zengin olanlar, restorana girdiklerinde ‘fiyat-kalite’ dengesinden sorumlu muhasebe sorumlusu kesiliyorlar. Genel algı ise restoranların amme hizmeti yaptığı yönünde. Bir başka deyişle, restoran kapısından içeri girince, parayla sağlanan bir faydanın mümkün olduğu kadar beleşe getirilmesi için çırpınan bir güruha dönüşülmesi durumu hâkim oluyor. İşin garibi ise büyük bir halüsinasyon içerisinde herkes restoranların acayip paralar kazandığını düşünüyor. Boş dükkân sahipleri restorancıları avuçlarını ovuşturarak bekliyor. Apartmandakiler ‘Alttaki dükkânı bir restoran tutsa da, bütün apartman giderlerini üzerine yıksak’ diye sabırsızlanıyor. Dünyanın en pahalı et, balık ve alkollü içecek tedarikini bu ülkedeki restoran sahipleri yapıyor. Kimselerin aklına ‘restoranların neden ardı ardına kapandığı’ sorusu gelmiyor. Gelenlerin cevabı ise hazır bir şekilde bekliyor, ‘fiyat-kalite dengesi’. HT Pazar'dan Murat Bozok'un haberi...

Geçenlerde sevgili Teoman Hünal hoş bir anekdot paylaştı. ‘Eşim-dostum gelse yeter’ diyerek restoran açmaya niyetlenen genç çifte, duayen bir restorancı peşin peşin nasihatte bulunur. ‘Eşin-dostun restoranına iki kere gelir. İlk kez geldiklerinde utanırsın, hesap alamazsın ve ikinci defa gelirler. İkincisinde hesap alırsın ve sana küserler. Bir daha da asla gelmezler’. Türkiye’de restorancılığın koca bir özetidir bu tanımlama. Büyük bir ikilem var. Bir tarafta restoran açmak için deli divane olanlar. Diğer tarafta da bıçak sırtında durmadan hırpalanan restoran sahipleri. Algıları değiştirmek hiç kolay değil ancak bu halüsinasyon hali devam ettikçe gidecek adam gibi restoran bulmakta zorlanmaya devam ederiz...