Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Tiyatro "Seyirci o kadının ben olduğumu anlamadı"

        ŞEYMA GÖZDAMGA-ÖZEL RÖPORTAJ

        sgozdamga@haberturk.com

        Tiyatroda bir hareketlilik yaşanıyor bugünlerde. Ama bu sizi yanıltmasın, iyi oyuna rastlamak kolay değil. Son zamanlarda herkes Kuçu Kuçu'dan söz ediyor. Bu ilgi oyunun kalitesinden mi yoksa oyuncularının şöhretinden mi kaynaklanıyor diye merak edip izledim.

        Selen Uçer ve Özgü Namal'ın sahneye koyduğu oyun, çocukken acımasız oyunlar oynayan iki kadının yıllar sonra gerçekleşen yüzleşmesini anlatıyor. Komedi-dram tarzındaki tek perdelik bu oyunu mutlaka izleyin derim. Selen ve Özgü iyi bir ikili olmuş.

        Yaşadığı trajedi sonrası hayatını tamamen değiştiren Meliha'dan Melda'ya dönüşen bir kadını canlandırıyor Selen.

        Boğaziçi Üniversitesi Kimya bölümüne oyuncu olmak için girmişsin. Biraz ilginç…

        Bunun en normal şey olduğunu düşünüyordum. Biraz kaçıkmışım galiba. Yakın arkadaşlarım bilir. Ben Boğaziçi’ne oyuncu olmak için girdim. Konservatuar sınavına yazıldım ama gidemedim. Annem ve babam mühendis. Ben de o zaman yeteri kadar asi ve kararlı olamamışım. Ben 16 yaşındayken bu işi yapmam gerektiğini derinden hissetmişim. Bu işi profesyonel olarak yapmam çok gecikti ama benim hikayemde böyleymiş.

        Oyun hem eleştirmenlerden hem de izleyiciden iyi not aldı. İlgiden memnun musun?

        Evet, bu benim çok anlatmak istediğim bir hikâyeydi. Oyunun yönetmeni Kerem (Ayan) benim eski arkadaşım. Cam oyunun Çanakkale turnesindeyken anlatmıştı. İki insanın sistemden öğrenerek bir takım oyunlar oynamasını izliyoruz. Bu hikâyenin insanlara geçiyor olması beni heyecanlandırıyor. Az anlatılan ama çok yaşanan bir durum.

        “SİSTEM BİZİ GÜÇ SAVAŞINA İTİYOR”

        Oyunda sisteme bir gönderme var. Öyle değil mi?

        Sistem, çocukluğumuzdan itibaren bize hep bir yarış içinde olmayı diretiyor. Bir güç yarışına dalıyoruz. İnsan bu güç savaşında karşılıklı gerçek iletişim kurmayı unutuyor. Oyun aslında bunu anlatıyor. Güç manyaklığından insanlar arkadaş olamıyor, birbirini sevemiyor. Her insanın huzur bulduğu yer sevilmek. O güç savaşının dışında sevilmek. Oyunun bir cümlesi var : “Sevmek ikiye ayrılabilir mi önceden ve sonradan” diye. Hayır, birini seviyorsan seviyorsundur.

        Biraz da senin canlandırdığın Melda'dan bahsedelim...

        Bir kavgada yenilen taraf daha zor unutur. Çünkü kaybedenin, dayak yiyenin canı acımıştır. Diğer taraf ise üzerini kapatabilir. Oysa ki durum ikisi içinde travmatik. Canı yanan bu durumu unutmaz ve düşünür. Melda yani Meliha bazı şeyleri öğrenmek durumunda kalmış. Öğrenmiş, yüzleşmiş ve bu karşılaşmanın gerekliliğine karar vermiş. Melis ise bu durumun üstünü kapatmış ve yüzleşmek yerine kendine savunmalar oluşturmuş evliliğiyle, mesleğiyle. Altta kalan daha farkında oluyor. Melda kendisiyle yüzleşip “zayıfım ben “ demiş bir kadın. Meliha’dan Melda olduğunun ve hayatının yalan olduğunu biliyor. O yalanla yaşamamak istiyor. Yazar Melda ve Melis karakterini çok detaylı yazmış. Çok analitik bir oyun oynuyoruz.

        “MELİHA'YLA HİKÂYELERİMİZ ÇAKIŞIYOR”

        Sen nasıl bir çocukluk geçirdin? Melda’nın yaşadığı bir durumla karşılaştın mı?

        Meliha diyelim aslında. Herkesin böyle hissettiği durumlar vardır. Çok yakın birkaç arkadaşım oyunu seyrettiklerinde “Bu hikâye seni nasıl buldu” dedi. Oyunun benim hikayemle o kadar benzer yanı var ki. Tabii ki bambaşka bir hikaye. Ancak bu tür durumları Meliha tarafından tanımış biriyim. Yakın çevrem tarafından bu fark ediliyor. Böyle olacağını biliyordum bu yüzden çok heyecan duydum. Bazı rollerin insanların hayatında daha özel bir yeri olur. Amerika dönüşü yer aldığım Aras filmindeki Gül karakteri ve Melda’yla kişisel hikâyemle değişik çakışmalar var. Öyle bir kilit noktası benziyor ki oyuncu olarak da bana malzeme veriyor.

        “DEVİN'E KAZIK ATMADIM”

        En son yer aldığın Yeni Kiracı adlı oyundan 2 kez sahnelendikten sonra ayrılmak zorunda kaldın. Prömiyere 6 gün kala rolü üstlenen Devin Özgür Çınar “Selen’in bana kazığı oldu. Tekst 10 sayfa bir şey dedi ama ezberi bol bir oyun”dedi...

        O projeyi tiyatro festivali için Cam’daki yönetmenim Laçin Ceylan’la birlikte oluşturduk. Benden fikir çıktı, o oyunu buldu. Sezon başladığında Kuçu Kuçu’nun yoğun programı ve rolün ağırlığı nedeniyle enerjim bölünüyordu. İşe zarar vermek istemedim. Bir takım karışıklıklar da oldu. Devin de bu piyasadaki en eski arkadaşımdır. Hatta beni Laçin’le o tanıştırmıştı. Onun oynamasına çok seviniyorum. Hepimiz için en iyisi oldu. Ayrıca benim tekstimde yazı fontu daha küçüktü. Ben ona kazık atmadım. (Gülüyor…) Ona gösterdim, bendeki tekst 10 sayfaydı.

        “ÖZGÜ'YLE KİMYAMIZ TUTTU”

        Özgü'yle provalar nasıl geçti?

        Melis ve Melda'nın yaşadığı durumu aslında çok görüyoruz. Kadın ve erkekte farklı boyutlarda da olsa karşılaşıyoruz. Onunla bu konuları aramızda konuştuk. Sistemin insanı soktuğu güç savaşını. Bu hikaye çok fazla deşmek istediğimiz bir konu. Bence ikimizin bu uyumu izleyiciye anlatımın geçmesinde etkili oldu. Öncelikle Özgü'yle kimyamız tuttu. Aynı heyecan ve enerjiyle sahnedeyiz. Roller birbirine ayna gibi. Bambaşka iki tip ama yer değiştiriyorlar. Oyun dediğin şey karşılıklı oynanır. Bu oyunun bu kadar beğenilmesi ikimizin başarısı.

        Uzun süreli bir arkadaşlıktan söz ediyoruz aslında. O. Çocukları ve Hanımın Çiftliği gibi projelerde de birlikte yer almıştınız...

        O. Çocukları'nda ben Özgü'yü tanımıyordum. Özgü ve Demet Akbağ ile sadece bir sahne çektik. Hanımın Çiftliği'nde de bir keresinde set yemeğinde bir araya gelmiştik Meslek, kadın ve bu tür yaşanan durumlarla ilgili bir muhabbete dalmıştık. Çok hararetli bir sohbet olduğunu hatırlıyorum. Açıkçası bu süreç içerisinde birbirimizi daha iyi tanıdık. Sürpriz bir şekilde çok kaynaştık. Özgü'yle arkadaş olmak bu oyunun bana bir kazancı.

        Beraber yer almayı düşündüğünüz başka bir proje var mı?

        Daha yeni başlıyoruz.

        Birlikte eğlenceli vakit geçiriyor musunuz? Hatırlayıp güldüğünüz anılarınız var mı?

        İki kişilik oyunlar çok zor. Provalarda ikimiz ve yönetmen Kerem Ayan vardı. Dolayısıyla kaçış yerinde yok. Doğaçlamalar sırasında çok eğlendik. İkimiz de komedi seven tipleriz. Doğaçlamalar yaparken Melda ve Melis'i kimi zaman Adanalı kimi zaman Fransız kimi zamanda çingene olarak canlandırdık.

        “SİNEMADA DA POLİTİKA ETKİLİ OLUYOR”

        Özgü Namal “Nüfus cüzdanımda TR yerine FR yazsaydı dünya çapında bir oyuncu olmuştum” demişti. Buna katılıyor musun? Türk oyuncu olmanın bir dezavantajını yaşadın mı?

        Her alanda olduğu gibi sinemada da politika var. Türkiye’nin konumunda bağımsız olarak orada oyuncu olmak istiyorsan, yurtdışında büyüyüp yaşamış olacaksın. Almanya’da bunu yapan birçok Türk var. Yarı Alman olarak kariyer yapıyorlar. Özgü’ye katılıyorum. Tabii ki politika etkiliyor ama bu durum bir dezavantaj gibi değil. Yaşadığın doğduğun yer sana malzeme veriyor. Uluslararası piyasa da bununla var oluyorsun.

        “BENİM GÖNLÜM SİNEMADAN YANA”

        Seni televizyon, sinema ve tiyatro sahnesinde gördük. Bu üçlüden hangisi sana daha çok keyif veriyor?

        Ben sinemayı daha çok seviyorum. Sinemada 3 ay prova yaparsın. Kapanır çekime girersin en yüksek performanslar çekilir. Tiyatroda da 3 ay prova yaparsın ama o yakaladığın performansı tekrar tekrar göstermen gerekir. Oyunculuğun farklı kullanımları bunlar. Ben oyuncuyum, hep tiyatro sahnesinde olacağım ama gönlüm sinemadan yana. Belki anlatılan hikâyelerden dolayı. Keşke Türkçe yazılmış daha çok tiyatro metinleri olsa. Nerede bir oyun sahneliyorsan o çevrenin gerçekliğini göstermelisin. Yeni yeni küçük tiyatro grupları çıkıyor. Bu gruplar beni çok heyecanlandırıyor. Daha küçük daha gerçek anlatımlar. Çünkü tiyatro dediğin birebir anlatımdır. Gerçek olması gerekiyor.

        Tiyatroya ilgi arttı aslında...

        Tiyatro kültürel bir olaydır. Yurtdışında festivallerde dolaşsan da bu toplum için yapman gerekiyor. Kendi tarzını oluşturanları seviyorum. Tiyatroda da bu küçük gruplar çok umut verici. Sinemada da son 15 senede yapılan filmleri, yeni Türk sinemasını seviyorum. Kendi hikâyelerimizi anlatmaya başladık. Hikâyelerde daha çok kadın karakterler olmalı ve daha detaylı yazılmalı.

        Birçok televizyon projesinde yer almış biri olarak, televizyon dünyasını nasıl değerlendiriyorsun? Ekranlarda amansız bir reyting savaşı yaşanıyor…

        Dizilerdeki rollerde oyunculuğun daha değişik bir kullanımı var. Daha gündelik daha light. Dizilerin önemli olduklarını düşünüyorum ayrıca seviyorum. Keşke daha iyi senaryolar olsa. Süreleri daha kısa olup çalışma şartları iyi olsa.

        “HAYALİMDEKİ ROL BİR SONRAKİ ROLÜM”

        Her oyuncuya sorulur; 'Hayalindeki rol ne diye?' Var mı şunu da oynamadım bunu oynasam dediğin?

        Her yeni oynadığım rol için bunu hissediyorum. Birbirinden farklı rolleri seçmeye özen gösteriyorum. Benim en çok oynamak istediğim rol, bir sonraki rolüm.

        “SEYİRCİ O KADININ BEN OLDUĞUMU ANLAMADI”

        Röportajlarında hep aynı tip rollerin oynanmasından gem vurmuşsun...

        Benim kimseyi eleştirmek gibi bir amacım yok. Günlük hayattaki halimle canlandırdığım karakterlerin alakası yok. İzleyicilerin “O kadar farklısın ki” demesi benim çok hoşuma gidiyor. Benim bildiğim oyunculuk bu. Çok güzel ve bakımlı bir kadın, çirkinliğinden ezilmiş bir kadını oynayabilir. Çünkü rolü oynarken çirkinleşebilirsin. Can filmi, Sundance Film Festivali’nde gösterimdeyken seyirci o kadının ben olduğumu anlamadı. Bu çok güzel bir şey.

        Aynı tip roller oyunculuğu öldürür derler...

        Bu hep öğrenmen gereken zor bir iş. Cepten yememen gerekir. Hep aynı tip rolü oynarsan kısırlaşır.

        Ama Türk izleyicisi de oyuncuyu hep aynı tip rollerde görmek istiyor gibi... Cüneyt Arkın hep kurtarıcıdır, Erol Taş kötü adamdır mesela...

        Evet, ama artık bu değişiyor. Bir yerde saf kızı oynayan kişinin başka bir yerde en zalim kişiyi oynamasını görmek istiyorum. Ben bundan heyecan duyuyorum.

        “MÜZİK İKİNCİ ALANIM”

        Gelelim albüm meselesine. Bu zamana kadar şarkı söyleyen rollerde yer aldın. İleride müzikle uğraşmayı ya da bir albüm çıkarmayı düşünür müsün?

        Müzik benim hep ikinci alanım oldu. Şuana kadar şarkı söyleyen roller oynadım. Müzikte bir şeyler yapmak istiyorum. Bir dönem bir grupla sahneye çıktım. Ama benim asıl işim oyunculuk. Her şeyin bir zamanı var. Şarkı söylemeye devam etmek istiyorum.

        “HATALARIMDAN DERS ALDIM”

        Kendini kimi zaman kendini asi, sert ve öfkeli kimi zamanda komik ve neşeli olarak nitelendirmişsin…

        Amerika’dan döndükten sonra bir üslup problemim oldu. Ama öğrenen biriyim. Yaşadıklarımdan hatalarımdan öğrendim. Bu mesleği çok seviyorum ama başka bir iş de yapabilirim. Önemli olan kendine kurduğun hayat, yarattığın huzur. Böyle şeyleri daha fark eder bir yaşa geldim. Asi öfkeli göründüğüm bir dönem olmuş. Heyecanlı ve hassas biriyim. O hassaslık öyle çıkmış.

        Şimdi kısa kısa sorularım olacak:

        En son izlediğin film?

        Michael Haneke'nin Aşk filmi.

        "Mutlaka bu filmi izleyin" dediğin bir film?

        Bir Ayrılık, Beyaz Bant ve Zeki Demirkubuz’un Kader filmi.

        En son okuduğun kitap?

        Orhan Pamuk'un Benim Adım Kırmızı kitabı.

        Takip ettiğin bir dizi var mı?

        Yalan Dünya.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ