‘Ben gerçekçi bir yalancıyım’
Nermin Yıldırım bizi unutmakla hatırlamak arasındaki gölgeli alanda dolaştırıyor. Alain de Botton başkalarının başına gelen talihsizliklerin bizi neden rahatlattığını, Ergun Kocabıyık doğanın şifreli bir dille aslında ne söylemeye çalıştığını araştırıyor. Matrak bilimkurgu "Şampiyonların Kahvaltısı" ise haftanın 'bonus'u.
ABONE OLBir süredir Barcelona’da yaşayan gazeteci, yazar Nermin Yıldırım’la Doğan Kitap’tan çıkan son romanı “Unutma Dersleri” vesilesiyle bir röportaj yaptık ve romanını, Barcelona ile İstanbul arasında mekik dokuduğu hayatını, rastlantı eseri bulduğu Mazi İmha Merkezi’nde (MİM) aşkının acısını değil ama ona yaşattığı mutlulukları unutmak isteyen kahramanı Feribe’yi konuştuk.
Çoğu yazarın aslında dönüp dolaşıp aynı şeyi yazdığı söylenir. Benim de yolum her defasında bir biçimde geçmişe, geçmişin bugün üzerindeki izlerine çıkıyor. Bilirsin, insanlar üçe ayrılır: Geçmişte yaşayanlar, bugünde yaşayanlar ve gelecekte yaşayanlar... Geçmişte yaşayanlar hep maziyi kurcalar, ‘keşke’lere, pişmanlıklara saplanmış yaşar. Gelecekte yaşayanlar yarının kaygılarından kafasını kaldıramaz. Bugünü yaşayanlarsa, çocuklardan ve delilerden mürekkep şanslı bir azınlık... Ben kendimi bildim bileli ilk kategoriden paçayı kurtaramadım. Sürekli “Neden?” diye sormak ve cevabı bulmak için geriye doğru bakmak gibi fena bir huyum var. Yazarken de bunu yapıyorum.