Aslıhan LODİ/HT PAZAR

Temelleri 1879’da atılan ve günümüzde de hizmet vermeyi sürdüren hastane; bir grup Amerikalı doktorun 19. yüzyılın sonlarında Gaziantep’te verdiği zorlu mücadele sayesinde hayata geçmiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun; Anadolu’daki ilk modern tıp ve eczacılık eğitiminin temelini atan, çoğu yolu olmayan köylere at sırtında sağlık hizmeti götüren bu doktorların çalışmalarına müsamaha gösterdiği ortada. Hikâye bir boyutuyla o dönem dünyada yaygın olan tipik-dönemlik misyonerlik senaryolarından biri gibi görünse de; hâlâ devam etmesi nedeniyle, sonraki kuşaklara da aktarılan çok özel bir adanmışlık duygusu ortaya koyuyor. Belgesel ve kitabın hazırlık sürecinde, bölge halkının o dönemki yaşamına ve tıp alanındaki çalışmalara odaklanan araştırmalar kaynak alınmış. Hastane arşivinin de özellikle görsel malzeme açısından önemli katkıları olmuş.

İLK ADIMLAR

Kitapta anlatılanlara göre; o dönemde hastane ve yatak sayısının bölge nüfusuna oranla çok düşük olması şehirde hem bir hastane hem de bir kolej açılmasını gündeme getiriyor. Önce tıp personeli yetiştirmesi de planlanan kolej ve hemen arkasından da hastane açılışı gerçekleşiyor. Maddi destekler İngilizler ve Amerikalılardan alınırken araziyi bağışlayansa Hacı Taha Göğüş oluyor. SEV Amerikan Hastanesi’ne adını veren Azariah Smith, aslında Gazianteplilerin şehirlerine davet ettiği ikinci doktor. Şansı yaver gidiyor ve kendisinden önceki meslektaşı Thomas Johnston gibi aforoz edilmiyor. Hem salgın hastalıklarla hem de büyük savaşlarla boğuşan halk, onun gibi yetkin bir doktora muhtaç olduklarının farkında. İmparatorlukta tıp eğitimi almış çok fazla kişi de yok.

Ancak Dr. Smith, yıpratıcı bir çalışma süreci sonunda tifoya yakalanarak ölüyor. Sonrasında bayrağı Dr. Henry Lobdell ve 1853’te de Andrew Pratt devralıyor. Ardından sahneye Shepard ailesi çıkıyor. Gaziantep’e 1882’de gelen Shepard çiftinin torunları hâlâ ülkemizdeki aile mirası çalışmalarını sürdürüyor.

 

'56 BİN 599 HASTAYA PARASIZ TEDAVİ'

O dönemin koşullarında ne türden zorlukların yaşandığını tahmin etmek hiç de zor değil. Yine de rakamlar günümüzde bile örnek alınabilecek bir tempoyla çalışıldığını gösteriyor: 1882-1888 yıllarında 56 bin 599 hastaya parasız tedavi uygulanmış, yaklaşık 5 bin cerrahi müdahalede bulunulmuş. Salgın hastalıklara; eğitim seviyesi düşük hasta profilinden kaynaklanan zorlukları da eklemek gerek elbette. Termometreyi ilaç sanıp yutmaya çalışan, evlerde uygulanan yanlış tedavilerle durumu iyice kritikleşen hastaların hikâyeleri ile dolu hastane kayıtları... Bugünse çalışmalar hâlâ aynı heyecanla yürütülüyor. Şehrin dört bir yanından kalkan servisler bir tepeye kurulmuş tarihi binaya hasta taşıyor. Hastanenin tarihinden ve hayatlarını kuşaklar boyunca buraya adayan ailelerden öğrenecek çok şey var ve buraya sığdırmak zor elbette. Bölgeye yaptığımız kısa geziden bize kalansa; “Sivil tarihimize, aile hikâyelerimize, fotoğraflarımıza, çalıştığımız kurumların arşivlerine daha bir heyecanla sahip çıkmalı ve geçmişimize farklı bir bakışla yeniden bakmayı, resmi tarihe bile dokunabilecek kaynaklar ortaya koymayı öğrenmemiz gerek” hissi oluyor