Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Başkalarını kendinden daha sert bir şekilde yargılamak insanoğlunun doğasında var. İşler tersine döndüğündeyse yaptığımız yanlışlar için her zaman mazeretler bulur ya da hatalarımız konusunda başkalarını suçlarız. İşte üç farklı gelenekten insanın kendini nasıl kandırdığına dair üç hikâye.

ÖBÜR DÜNYADA ZENGİNLİK

Peder cemaatine yoksulluk üzerine vaazlar vermeyi seviyordu. Ona göre kutsal kitap bu dünyada zengin olanların ölümden sonra öteki dünyada yoksullukla cezalandırılacağını söylüyordu ve bu argümanı arkasına alarak sürekli inançlılardan para talep ediyordu.

Bir gün, cemaatinden biri ayinden sonra kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Sonunda peder ile yalnız kaldıklarında adam konuşmaya başladı:

“Bu dünyada fakir olanların cennette zengin olacağı doğru mu peder?”
“Elbette.”
“O zaman talebimi söyleyeyim. Kilise şu anda zengin ve ben fakirim ve on altına ihtiyacım var. Cennette zengin olacağıma göre borcumu öbür dünyada öderim.”
Peder hiç tereddüt etmeden kilise kasasından parayı çıkardı. Ama adama vermeden önce sordu:
“Bu parayla ne yapmayı planlıyorsun?”
“Bir iş kuracağım.”
Peder parayı hemen kasaya geri koydu ve şöyle dedi:
“Belli ki akıllı ve yetenekli bir adamsın ve iş kurduğunda da çok çalışacak, çok para kazanacak ve sonunda zengin olacaksın. Dolayısıyla da ölümden sonraki hayatta fakir olacaksın, ve o zaman elinde borcunu ödemek için paran olmayacak. Bu yüzden her şeyi olduğu gibi bırakmak en iyisi.”

KURT VE ŞİVA

Kurt ormanda yürüyordu ki tanrı Şiva adına inşa edilmiş bir tapınağa rastladı. Bunun üzerine kendi kendine şöyle dedi: “Bütün gündür avlanıyorum ama tek bir av bile yakalayamadım. Belki de bu bir işarettir. Belki bugün Tanrı Şiva adına oruç tutmalıyım.”

Ve kurt tapınağın yanına oturup meditasyona başladı.

Ama bilmediği bir şey vardı; tanrı Şiva onu yukarıdan izliyordu. Ve kurdun samimiyetini ölçmek için kendisini bir kuzuya dönüştürüp tapınağın önünde belirdi.

Uzun zamandır beklediği avın kokusunu alan kurt, meditasyonu kesip kuzuyu gördü ve hemen üzerine atladı. Ancak her atlayışında kuzu inanılmaz bir çeviklikle elinden kurtulmayı başarıyordu. Yarım saatlik bir çabalamanın sonunda kurt kuzudan vazgeçti ve meditasyonuna geri döndü. Bu arada kendisini de şöyle teselli ediyordu:

“Ben inançlı bir hayvanım; Şiva’nın onuru için tuttuğum orucu bozmadım.”

AT VE KADERİ

Bir haberci uzak bir şehre acil bir mesaj iletmek için görevlendirilmişti. Hemen atına atlayıp dört nala yola çıktı. Birçok başka atın durup karnını doyurduğu pek çok hanın önünden hiç durmadan geçerlerken at içinden şöyle düşündü:

“Karnımı doyurmam için hiçbir ahırda durmuyoruz, bu demektir ki bana bir at değil de bir insanmışım gibi davranılıyor. Tıpkı diğer insanlar gibi ben de bir sonraki büyük şehirde yemeğimi yiyeceğim.”

Ama atını durmaksızın süren haberci bütün büyük şehirleri de birbiri ardına geçip gidiyor, yoluna devam ediyordu. At bu kez şöyle düşünmeye başladı: “Belki de insana dönüştürülmemişimdir; duruma bakılırsa bir meleğe dönüştürüldüm ben. Çünkü meleklerin yemeğe ihtiyacı yoktur.”

Sonunda gitmekte oldukları yere ulaştılar ve hayvancağız ahıra konulur konulmaz oradaki samanları büyük bir iştahla yemeye başladı. “Neden işler beklendiği gibi gitmedi diye her şeyin değiştiğini düşünüyoruz ki! Ben ne bir insan ne de bir meleğim, ben sadece aç bir atım.” (Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)