BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

İş Sanat sahnesinin ev sahipliği yapacağı ‘Mevlânâ’dan Anadolu Ozanlarına’ projesi klasik müzikten halk müziğine uzanan ilham verici bir performans sunacak... Piyanist ve besteci Sabri Tuluğ Tırpan’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği projede bağlama sanatçısı Erdal Erzincan, güçlü yorumuyla Zara, neyzen Burcu Karadağ’ın yanı sıra şef Martin Kerschbaum yönetimindeki ‘Vienna Classical Players’ sahnede olacak. Oyuncu Okan Yalabık’ın Mesnevi’den pasajlar okuyacağı gecede Su Güneş Mıhladız da semayı modern dansla birleştirecek. Karacaoğlan’dan Âşık Veysel’e, Mozart’tan Bacewicz’e uzanan zengin bir repertuvar eşliğinde duygu dolu, seyircinin de müziğin seyahatine eşlik edeceği bir konser konukları bekliyor! Projeyi; projenin bel kemiği ‘Mevlânâ Simyacı Senfonik Şiir’in bestecisi Tuluğ Tırpan ve gecenin solisti Zara’dan dinledik. HT Pazar'dan Selin Özavcı Tokçabalaban'ın haberi...

Proje nasıl ortaya çıktı?
Tuluğ Tırpan: Mevlânâ Simyacı Senfonik Şiir’i 2007’de besteledim. O dönemde Galata Mevlevihanesi’nde izlediğim bir sema töreni beni çok etkilemişti; o törendeki formları, sembolleri bu eserde kullandım. Eseri zaman içinde revize ettim ve bir nevi benim içsel seyahatime, Seyr-ü Sülûk’a dönüştü. Ne kadar şanslı bir besteciyim ki eser çok beğenilip Avusturya’da, Macaristan’da birçok yerde seslendirildi.

Siz projeye nasıl dahil oldunuz?
Zara: Tuluğ’un teklifiyle... Benim için inanılmaz bir deneyim; bu şahane eseri sahnede icra ederken profesyonelliğinizi kaybedecek kadar duygusallaşabiliyorsunuz. Okurken gözlerimin dolduğu çok oldu! Partisyonlar öyle bir yazılmış ki hem dansla hem neyle hem de bütün senfoniyle bazen sadece bir çellonun sesiyle o içsel yolculuğa siz de dahil oluyorsunuz. Bu zamanda böyle bestelere rastlamak çok olağan değil. Böyle bir projenin bir parçası olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Hem de Allah’a bana kendi kendiyle yarışacak bir akıl verdiği için teşekkür ediyorum. Hep söyledim bunu; benim yorumcu olarak tek derdim kendimle. Okulda şan, Batı müziği, halk müziği, sanat müziği eğitimi aldım ve bütün bunları icra edebileceğim mecralara ulaştım ama opera tekniğiyle lirik soprano sesimi ilk defa bu projede sunabildim.

‘MACERAPEREST BİR SES GEREKLİYDİ!’ 

Yaylı sazlardan neye farklı enstrümanların; anlatıcının ve dans bölümünün yer aldığı çok farklı kolları olan bir proje bu..
T.T.: Sema töreninde nefes kısmı geldiğinde ney devreye girer; Mevlâna deyince böyle bir projenin içinde olması gereken bir enstrümandı. Biz projeye neyden daha yabancıyız esasında! Projenin dans kısmına gelince; 2007’de proje üzerine çalışırken modern dansçı ve semazen arkadaşım Ziya Azazi ile doğaçlamalar yapardık. Eserin yazılış süresi içinde böyle bir çalışmadan geçtiğimiz için eserin koreografisini çok güzel kurgulayabildi. Dansçı Su Güneş Mıhladız da onun öğrencisi, o da aynı tavrı devam ettiriyor. Dans koreografisi bir Seyr-ü Sülûk; kendi egonu öldürme macerası. Eserin son bölümünden önce ölüm sorgulanıyor ve eteğinin içinde kaybolarak sıfıra dönüyor; bu hayatın içindeki tekrar doğuşu yaşıyor. Soprano için kadın sesi için de oldukça zorlu bir eser. Hem Türk musikisi tarzında söylenen, şanson gibi sesten ziyade ifadeye ağırlık verilmesi gereken hem de opera sanatçısı gibi kafa sesini kullanıp tüm vücudu titreterek söylenen 11 dakikalık uzun ve zorlu bir ilahinin olduğu farklı bölümler var. Böyle bir eseri ancak Zara gibi kendi kendiyle yarışmayı seven, çıtayı hep daha yükseğe çeken, maceraperest bir sesle yapmak mümkündü.

Tuluğ Bey sizi ‘maceraperest bir ses’ olarak tanımladı, siz kendinizi nasıl kattınız projeye?
Zara: Hayattaki her şeyin sonsuz olduğuna inanıyorum, tekâmül sürekli devam ediyor. Nasıl “Ben bu hayatı öğrendim, anladım” diyemiyorsanız bir müzisyenin de kendine “Ben bu kadarım” demesi o sonsuzluğa ihanet. Dünyayı ve yeni bilgileri keşfettiğimiz gibi müzisyen olarak da o maceracı ruhla içimizde bilmediğimiz yerleri keşfetmek lazım. Tasavvufu çok seven ve araştıran biri olarak okuyup bilmek noktasından çıkıp yaşantıma katma noktasına gelmişken üzerine bir de “Gel hissettiklerini, düşündüklerini seslendir” çağrısı geldi. Buna kayıtsız kalamazdım. Bu eserle aldım satamadım, verdim alamadım dertlerinden sıyrılıp “Ben neyim, kimim, neredeyim ve nereye gidiyorum?” sorularıyla tek başınıza kalıp cevabını arıyorsunuz.

‘KOCA BİR OKYANUS’

Eser kendi yolculuğunda nereye varır?
Zara: Bu eser 30 yıl sonra da söylenecek! Eser bence Tuluğ’un Hz. Mevlânâ’yı kendi gözüyle anlayıp, neresinde olduğunun hikâyesi. Hz. Mevlânâ koskoca bir okyanus; onu anlatmaya ne bir kalem yeter ne mürekkep. Derdimiz onu anlatmak değil, onun bizdeki etkisini ve tesirini anlatmak...

Seyirciye nasıl yansıyor bu hisler?
Zara: O aşk denizine atıyoruz herkesi, yüzmeye çalışıyor herkes...
T.T.: Hangi eser olursa olsun yazıp bitirdikten sonra sizin olmaktan çıkar, seyircinin olur. Önemli olan o ritüel. Seyirci başka bir şey yapmak yerine o sihirli anı bizimle paylaşıyor; bizler resimlerimizi sessizliğin üzerine çiziyoruz, biter bitmez de uçup gidiyor.

Projenin bir bölümü de Anadolu ozanlarına dair...
T.T.: Sadece Anadolu değil Avusturya ozanları da var! Mozart var... Vienna Classical Players özel tınısı olan bir orkestra. Erdal Erzincan kendisinin derlediği bağlama konçertosuyla sahne alıyor, o da aynı Zara gibi enstrümanının sınırlarını zorlayan, “Daha çok kitleye nasıl ulaşırım, cümlelerimizi nasıl Avrupalı ve Amerikalı kulaklara dinletirim” diye uğraşan bir insan. Anadolu ozanları deyince Åşık Veysel’i es geçmek olmazdı, en bilinen eserlerinden ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ı solistle birlikte orkestra seslendirecek.

‘MEVLANA'YI ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM'



Vienna Classical Players’ın türkülere tat katacağı gecenin şefi Martin Kerschbaum projeyi anlatıyor: “Bu İstanbul’da yöneteceğim 10. konser. Klasik müzikle geleneksel Türk müziğini kaynaştıran bu özel projede yer almak son derece ilham verici. Notaları görür görmez içimde Mevlânâ’ya dair büyük bir merak uyandı. O zamandan beri de Rumi’nin şiirsel diliyle Derviş sembolizmini anlamaya uğraşıyorum. Tuluğ Tırpan tüm bunları olağanüstü bir biçimde müziğe kattı ve bence günümüzün en önemli bestelerinden biri...”

Vienna Classical Players ile Mevlânâ’dan Anadolu Ozanlarına konseri 6 Şubat Salı saat 20.30’da İş Sanat’ta.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300