Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İzmirli besteci Zeynep Gedizlioğlu’nun kariyeri başarılarla dolu. 18 yıl önce Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü’nden mezun oldu. 2012’de ‘Müziğin Nobel’i kabul edilen Ernst von Siemens Bestecilik Ödülü’nü kazandı. Geçtiğimiz haftalarda ise dünyada sadece kadın bestecilere verilen tek ödül olan Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülü’ne layık görüldü. Kariyerine Berlin ve İstanbul’da devam eden Gedizlioğlu ile müziğini konuştuk. HT Pazar2dan Serdar Yazıcı'nın haberi...

“Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülü”nü aldınız. Başarıya giden o süreci anlatır mısınız?

Haberi Heidelberg Filarmoni Orkestrası ve Tiyatrosu’nun yöneticisi Holger Schultze’den gelen resmi bir mektup ile aldığımda tabii ki çok mutlu oldum, onur duydum. 1987’den beri sadece kadın bestecilere verilen ve dünya çapında tek olma özelliğini taşıyan bu ödülün daha önceki sahipleri arasında Sofia Gubaidulina, Olga Neuwirth, Unsuk Chin ve Chaya Czernowin gibi çok önemli isimler var. Müziklerini çok takdir ettiğim bu bestecilerle aynı çizgide görülmek beni mutlu ve motive eden bir durum.

Eseriniz törende seslendirildi. Oradaki tepkiler nasıldı?

Şehrin kongre ve kültür merkezi Stadthalle Heidelberg’in bin kişilik salonunu tamamen dolduran, yoğun bir ilgiyle müziğe kulak veren bir dinleyici kitlesi vardı. Heidelberg Filarmoni Orkestrası, Hollandalı şef Antony Hermus yönetiminde, 2013’te bestelediğim ‘Durak’ adlı orkestra eserimi, sadece yüksek bir yetkinlikle değil, ayrıca müthiş bir samimiyetle yorumladı. Esere ismini veren, bestenin içindeki yoğun sessizlik anlarında dinleyiciden de çıt çıkmadı. Bu, sahne performanslarında çok iyiye işarettir. Parçam bittiğinde ise uzun ve coşkulu bir alkış koptu.

‘BESTECİLİK İÇSEL MACERASI ÇOK AMA BOL YALNIZ BİR İŞ’

2012’de ‘Müziğin Nobel’i kabul edilen Ernst von Siemens Bestecilik Ödülü’ne layık görülmüştünüz. Böyle değerli ödüllerin bestelerinize etkisinden bahseder misiniz?

Ernst von Siemens Bestecilik Ödülü’nü, o zamana kadar gerçekleştirdiğim çalışmaları takdir ve tasvip eden, kutlayan, devamını destekleyen, benim için çok onur verici bir mesaj olarak aldım. Bestelere içerik açısından direkt etkisi olmuyor, olmamalı da. Her bestemin kendi içinde, sadece müziği kendi dinamikleriyle oluşturabileceği farklı bir hikâyesi var.

Çalışmalarınızda sizi besleyen, ilham veren şeyler neler?

Beni en çok harekete geçiren şey bugün içinde yaşadığımız dünyada insani olan ile derin bir boyutta bağ kurma ihtiyacı ve isteği...

Peki evdeki Zeynep Gedizlioğlu ne tür müzikler dinler?

Şu sıra Suzanne Vega’nın Lover, Beloved: Songs from an Evening with Carson McCullers albümünü döndürüp duruyorum. Evde pek durmuyorum çünkü beste yapmak için hep dışarda belirlediğim yerlere gidiyorum. Şu aralar en sevdiğim yerler, köşedeki kafe ve kütüphaneler. Evde olduğumda ise aç karnıma, belki bir kahveden sonra 3 saat piyano çalıp şarkılarımı söylüyorum, doğaçlama yapıyorum. Bestecilik, hayatı inanılmaz derecede dolduran, içsel macerası çok bol ama yalnız bir iş. O yüzden arkadaşlar önemli!

Gelecekle ilgili planlarınız neler?

Frankfurt, Londra, İstanbul ve Stuttgart’ta gerçekleşecek bir dizi proje var. Şu anda üzerinde çalıştığım en yeni bestem Hessische Rundfunk Orkestrası ve Radyosu’nun siparişi. Zamanında tamamlamayı umuyorum. Prömiyeri 14 Eylül’de Frankfurt’taki hr-Sendesaal’de gerçekleştirilecek.

Elektronik müzik de çalıştınız. O süreç nasıldı?

Elektronik müzikle ilişkimin en yoğun olduğu dönem 2010-2011’de Paris’teki IRCAM’da gerçekleşti. Akustiğin fenomenlerini yakından analiz etmek açısından ilginç bir süreçti. Asıl heyecanı çok daha önce Bülent Arel, Edgar Varese ve Stockhausen’in işlerini dinlediğim sıralarda, elektronik müziği ilk kez kendi bestemde uygulamayı öğrenirken yaşadım.