Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye, Uzakdoğu Müslümanları için her zaman bir ümid ve bir muhabbet merkezi oldu. Endonezya’daki Sumatra Adası’nda hüküm süren Açe Sultanı 1566’da Kanunî Süleyman’a gönderdiği mektupta “Burası sizin köyünüzdür” derken, Arakanlı bir ilâhiyatçı da 1924’te Mustafa Kemal’den Kur’an’ın düzgün şekilde tefsiri için yardım talep ediyordu.

ÖNCEKİ haftalarda da yazmıştım: Myanmar’daki Budist baskısı altında bugün bin türlü dert ve acı ile boğuşan ve topraklarını terketmek zorunda bırakılan Arakanlılar, Türkiye’ye her zaman büyük muhabbet hissetmiş; çektikleri maddî sıkıntılara rağmen Balkan Harbi, Dünya Savaşı ve Millî Mücadele senelerinde yardımlar göndermiş, hattâ 1939’da Erzincan’da yaşanan büyük depremin sonrasında da karınca-kararınca birşeyler yapmaya çalışmışlardı.

URDUCA BİR MEKTUP

Bugün bu sayfada, Arakanlılar’ın Türkiye’den 1924 Haziran’ındaki bilinmeyen bir taleplerine, Kur’an tefsiri konusunda Mustafa Kemal’den yardım istemelerine yer veriyorum...

Bu konudaki belgeler de, Arakan hakkında daha önce yayınladığım belgelerin bulunduğu Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde muhafaza ediliyor. Arşivin başında bulunan ve evraktan beni haberdar eden dostum Muhammed Safi’ye bu vesile ile tekrar teşekkür ediyorum.

Sözkonusu belge, Hakim Muhammed Hüseyin isminde Arakanlı bir ilâhiyatçının 9 Haziran 1924’te Mustafa Kemal’e gönderdiği Urduca bir mektup...

50 SENE UĞRAŞMIŞ

Hakim Muhammed Hüseyin, mektubunun girişinde Kur’an üzerine ciddî çalışmalar yaptığını, bu konuda daha önce hem İngiltere’nin Hindistan Genel Valisi’ne, hem de Mustafa Kemal’e yazdığını ama cevap alamadığını söylüyor, her taraftan engellemelerle karşılaştığını anlatıyor ve Mustafa Kemal Paşa’dan hem eserinin yayınlanması, hem de Kur’an’ın düzgün şekilde tefsir edilmesi için yardım istiyor.

Mustafa Kemal’in adresi olarak “Millet Meclisi Başkanı, İstanbul veya Ankara” ibâresinin yazılı olduğu Urduca mektupta daha sonra şöyle deniyor:

“İslam’ın hâmîsi Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya en derin saygılarımla,

‘Gönderilen bütün peygamberlere selâm olsun’ duasından sonra mektubuma başlıyorum. Allah Teâlâ bana bu satırları yazmayı nasip etti. Allah’ın izniyle 50 yıldır toplumun birlik ve beraberliği, bilhassa Müslüman ve Hristiyan toplumlarını birarada tutmak için önceki kitaplara uygun olarak tebliğ işiyle kimseden maddî bir yardım almadan, adeta mezbahaya, av sahasına dönmüş olan günümüz dünyasında sulhu tesis etmek için bütün insanlığın birlik ve barışı adına güzel bir ortam oluşturmak için çabalıyorum.

Kutsal kitapların hayata ışık tutan yönlerini anlatmak uğruna türlü eziyetler, can ve mal endişesi vesaire gibi zorluklara yarım yüzyıllık şu zamanda katlanmak zorunda kaldım. Bunlardan şimdi burada bahsetmek abesle iştigal olur, ancak şunu anlatmadan geçemeyeceğim. Şöyle ki, toplam 104 kitaptan biri olan ‘Asl-u Nakl-i Kur’an’ kitabımı ilmî bir komisyon tarafından Kur’an’ı yerel dillere çevirmek üzere kaleme aldım. İkinci olarak da ‘Aftâb-ı Ma’rifet Kur’an’ adlı eseri yazdım. İki kitap, yaklaşık üç cilddir.

Bunları altı defa baskıya verdim fakat bana karşı çıkanların kötülükleri nedeniyle doğru düzgün bir baskı yaptıramadım. Eğer sizler orada Urduca’dan Türkçe’ye tercüme ettirip ilim sahiplerinin dikkatine sunmak üzere basmak isterseniz benden talep edebilirsiniz, müsveddesini derhal göndermek isterim.

Benim fikrime göre, Müslümanlar Kur’an’ı bırakıp ifsada düştüler. Eğer güçlü bir şahsiyet dünyada onları fenalıktan kurtaracak ise bunu ancak Kur’an’ın aslı ile yapabilir. Nasıl ki Peygamber zamanında putperestler ve benzeri toplumlar helâk olmaktan kurtulup tek bir ilâha yöneldiler ve bedevilikten çıkıp dünyaya hükmettiler ise, aynı şekilde şimdi de işte bu Kur’an’ın Peygamberimizin zamanındaki Araplar’ın dilini bilen âlimlerden meydana gelen komisyonun yapacağı doğru tercümesiyle günümüzün çok dinli inançlarıyla avâreye dönmüş olan müşrik ve cahiliye toplumu ifsaddan kurtulmakla kalmayıp tek bir Allah’a inanır şekle dönüşüp ahlâkî ve amelî alanda kâmil olabilecek ve Kur’an’ın getirdiği tevhid dinine kavuşacak bir kabiliyet edinebilecektir.

Hakim Muhammed Hüseyin’in Mustafa Kemal’e gönderdiği Urduca mektup

ASIL MEKTUP, TOPKAPI’DA

Kur’an’ı doğru şekilde anlamak için Kur’an ilmine vâkıf âlimlerin oluşturacağı komisyonun Veron, Tua, Avesta, İsna, Vespro, Tevrat, Zebur, İncil vesaire gibi mukaddes kitapları da bilmeleri gerekir. Çünki, Kur’an önceki kutsal kitapları da kapsar. Kur’an öyle kutsal kitaptır ki, onu bilen önceki bütün kutsal kitapları da bilir.

Sizlerin ve toplumların hizmetkârı, Burma’nın Bahan bölgesindeki ‘Dünya Din ve Toplumları Birliği’ Editörü ve Fahrî Sekreteri Hakim Muhammed Hüseyin”.

Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde, mektuba cevap verilip verilmediği konusunda bir kayıt yahut bir belge bulunmuyor...

Ama, Topkapı Sarayı Arşivi’nde yine o taraflardan, bugün Endonezya’nın sınırları içerisinde bulunan Açe’den Kanunî Sultan Süleyman’a gönderilmiş öyle bir mektup var ki...

Sözünü ettiğim mektubu, bu sayfadaki kutuda okuyabilirsiniz...

 

AÇE SULTANI’NDAN KANUNİ’YE: AÇE KÖYÜNÜZ, BEN DE HİZMETKÂRINIZIM

BİR zamanlar bugün Endonezya’ya ait olan Sumatra Adası’nın kuzeyinde hüküm süren “Açe Sultanlığı” adında bir devlet vardı...

13. asırdan 1900’lerin başına kadar devam eden Açe Sultanlığı 16. yüzyıldan itibaren önce Portekizliler’in, ardından da Hollandalılar’ın saldırılarına uğradı. 1903’ten itibaren Hollanda’nın sömürgesi oldu, İkinci Dünya Savaşı’nda Japon işgaline uğradı ve Açe’nin halkı bugün Arakanlılar’ın yaşadıklarının aynını yaşadılar. Japonlar, Müslüman olan Açeliler’in dinlerini değiştirip Şinto yapabilmek için her türlü çabayı gösterdiler ama halkın şiddetli direnişi bu çabalara mâni oldu.

Osmanlı İmparatorluğu, Açe ile asırlar boyunca alâkadar oldu; bazen silâh ve askerî uzmanlar gönderdi ama mesafenin uzak olması istendiği şekilde yardımda bulunulmasını engelledi. Açe ise İstanbul’a her zaman bağlı kaldı, hutbelerde Osmanlı hükümdarlarının isimleri okundu, hattâ 1856’daki Kırım Savaşı sırasında Osmanlı Halifesi’ne maddî yardım bile gönderdiler.

‘HUTBELER SİZE OKUNUYOR’

Topkapı Sarayı Arşivi’nde E-8009 numarada bulunan ve Açe hükümdarı Sultan Alâeddin’in 7 Ocak 1566’da Kanunî Sultan Süleyman’a gönderdiği mektup, Açeliler’in Türkiye’ye nasıl büyük bir muhabbetle baktıklarını ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olmak istediklerini gösteriyor.

Bu mektup ilk defa 1963’te, Razaulhak Şah tarafından Ankara Üniversitesi’nin çıkarttığı “Tarih Dergisi”nde yayınlanmış, Şah metni Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde verdiği doktora tezinde de kullanmıştı. Ama daha sonra başkaları bu belgeyi aldılar, bulan ve ilk kullanan Razaulhak Şah’tan bahsetmeden, sanki kendileri ortaya çıkartmış ve tercüme etmiş gibi kullandılar!

Mektuptaki en can alıcı ifade, Açe Sultanı Alâeddin’in Kanunî’ye hitaben “Açe sizin köylerinizden biridir ve ben de hizmetkârınızdan biriyim” şeklindeki sözleri idi...

Sultan Alâeddin mektubunda Kanunî’den yardım istiyor ve kısaca, “Biz burada Portekizliler ile savaşıyoruz. Çok sıkıştık. Bu fakir ve yetim, düşman arasında yalnız kaldı. Allah ve peygamber aşkına, Portekizliler gelmeden bize ve Mekke’ye giden hacılara yardım edin. Her türlü yardımı yapacağınıza itimadımız tamdır.

Buradaki ‘Diva’ denen adalar yirmi dört bin adettir, on iki bininde Şafiî mezhebinden olanlar yaşar. Oruç tutar, namaz kılar ve hutbelerde isminizi zikrederler.

‘YARDIM EDİN, MAHVEDELİM’

Allah’ın izni ve yüce himmetiniz ile doğudan batıya kadar mevcut olan bütün kâfirler ortadan kaldırılacaktır. Âlet ve teçhizatla donanmış bir donanma gönderdiğiniz takdirde, Portekizliler’in mahvolacağını taahhüt ediyoruz. Ama yardım etmediğiniz takdirde mahvolacağız ve Portekizliler hacıların yolunu kesecekleri için Müslümanlar büyük zarar göreceklerdir.

Hindistan’daki padişahlar Portekizliler’in yardımını istiyorlar ama biz zadece sizden yardım talep ediyoruz.

Lütfen, kaleleri dövecek toplar gönderin. ... Açe sizin köylerinizden biridir ve ben de hizmetkârınızdan biriyim” diyor.

Sultan Alâeddin’in mektubu İstanbul’a Kanunî’nin vefatından sonra ulaşabilecek, Osmanlı tahtının yeni sahibi İkinci Selim mektuba cevap verirken Açe’ye kadırgalar ve silâh da gönderecek ama aradaki mesafenin fazlalığı arzu edilen yakınlığın sağlanmasına engel olacaktı.

Açe Sultanı Alâeddin’in Kanunî Sultan Süleyman’a gönderdiği mektup