Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Gazete Habertürk yazarları Nagehan Alçı, Serdar Turgut ve Oray Eğin, bugünkü köşe yazılarında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), önceki gün Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde başlattığı Zeytin Dalı Harekatı’nın dikkat çeken yanlarını değerlendirdi.

NAGEHAN ALÇI / AFRİN OPERASYONU NEDEN ÖNEMLİ?

AFRİN’de beklenen operasyon esasen dün başlamadı. 10 gündür kamuoyuna açık, onun öncesinde ise arka planda bu operasyonun düğmesine zaten basılmıştı. TSK nokta nokta bütün hedefleri belirlemiş, sahadaki istihbarat adım adım tamamlanmıştı. Cumartesi gecesinden beri olan, kâğıt üzerinde yapılmış bir planın uygulamaya geçirilmesidir. Türkiye çok titiz bir çalışma yürüttü. O bölgeyi avcunun içi gibi biliyor. Ve şimdi gözü kapalı ilerliyor.

Peki “Zeytin Dalı” operasyonu başladığı gibi kolaylıkla biter mi? İlk gün görünen YPG’nin köylere çekildiği. TSK’dan gelen haberler, örgütün kadın ve çocuklar başta olmak üzere sivilleri kalkan olarak kullandığını gösteriyor. Bu, operasyonu zorlayacak ve çok daha hassas ve yavaş ilerlemesine sebep olacak bir unsur. Türkiye sivillere zarar gelmemesi için azami gayret gösteriyor.

Bu harekât yalnızca PYD hedefleri değil, aynı zamanda DEAŞ hedeflerini de kapsıyor. Adım adım planlanmış ve TSK’nın gücünü gösteren bir operasyon “Zeytin Dalı”. Tabii savaş savaştır. Umarım bir an önce hedefler imha edilip, şehit verilmeden ve sivillere zarar gelmeden geri dönülür.

Öte yandan Fırat Kalkanı’nın 7 ay sürdüğünü hatırlayalım. Bu da uzayabilir... Fakat Türkiye’nin Afrin’den başarıyla çıkması Suriye’deki savaşın önemli dönemeçlerinden birinin geçilmesi demek. PYD’ye çok net bir şekilde, “Türkiye’ye meydan okuyamazsın” denmiş, ABD ve Rusya’nın PYD politikaları da değişime zorlanmış olacak.

BARZANİ, AFRİN OPERASYONUNA NASIL BAKIYOR?

TÜRKİYE, PYD’ye karşı Suriye Kürt Ulusal Konseyi’ni (ENKS) destekliyor. ENKS’nin İstanbul’da Aksaray ve Florya olmak üzere 2 ofisi var, hem maddi hem manevi destek devam ediyor. Ancak “Zeytin Dalı”nda ÖSO var, Ankara’nın PYD-YPG’ye karşı desteklediği bu gruplara bağlı peşmerge yok. Halbuki sayıları 4000’i bulan bu grup önemli bir güç. Neden yoklar?

Öncelikle ENKS’nin önceki gün yaptığı açıklamayı hatırlatayım. Dediler ki, Afrin operasyonu çok yanlış olur, biz bunun karşısındayız. Bu netlikte bir açıklama, “Kürt halkının dayanışması” olarak okunur mu, yoksa Türkiye’nin Erbil’e yönelik politikasına dair bir tepkinin dışavurumu mu? Bu sorulara yönelik farklı kaynaklarımdan farklı yanıtlar aldım.

ENKS’nin “Zeytin Dalı” operasyonuna yönelik tavrı, Türkiye’nin Barzani ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne yönelik mevcut politikasından bağımsız okunamaz. Bu esasen, “Sen bizim arkamızda durmadın, biz de sana destek vermiyoruz” tavrı gibi görünüyor. Öyle olup olmadığını hem ENKS’ye yakın İstanbul’daki kaynaklarıma hem de Erbil yönetiminden önemli isimlere sordum...

Gördüğüm kadarıyla şöyle bir açmaz var: Barzani yönetimi esasen PYD’dense Türkiye’nin Afrin’de galip gelmesini tercih eder, ancak son dönemde çok zayıfladı ve ortaya bir iktidar boşluğu çıktı. Bu boşluğu da partisi KDP’nin içindeki PKK’lılar dolduruyor. Yani Erbil’de PKK-PYD güçleniyor, ama bu Barzani’den değil, Barzani’nin zayıflığından kaynaklanıyor.

 

***********

SERDAR TURGUT / SURİYE OKEYİNDE KÜRT JOKERİ MASADA 

GLOBAL güç merkezleri, Suriye’ye oyun oynar gibi yaklaştıklarından ben de eğer bir okey oyunu benzetmesi yaparsam şu anda masada en önemli taş olarak Kürt jokerinin bulunduğunu söyleyebilirim. “Türkiye’nin Afrin’e müdahalesinin öncesinde Washington ile Moskova arasındaki her türlü karşılıklı manevra, Suriye’nin geleceğinde Kürtlerin nasıl yer alacağını kimin, yani Washington’un mu yoksa Moskova’nın mı belirleyeceğini kararlaştırmak içindi” diyor burada konuştuğum bazı kaynaklar.

Aynı kaynaklar, Türkiye’nin son müdahalesiyle belirleyici güç olarak “Ben de varım ve benim onayım olmadan bir şey yapamazsınız” mesajını güçlü olarak verdiğini söylüyorlar. Görevleri gereği bölgeyi sürekli izlemek zorunda olan bu kaynaklar aslında Washington’un da Moskova’nın da odaklandığı konunun Suriye’nin geleceğinde kimin daha etkili rol oynayacağını belirlemek olduğunu, iki başkentin de Türkiye’nin işbirliği olmadan bunu kalıcı ve yenilenebilir biçimde başarmasının mümkün olmadığını bildiklerini söylüyorlar.

Viyana’da ve Soçi’de Suriye’nin geleceğiyle ilgili önemli toplantıların olacağı bu hafta içinde gündemde yer alacak konu başlıklarının şunlar olduğu söylendi:

1- Amerika’nın Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt oluşumu arzusu yeni bir gelişme değil, neredeyse 20 küsur yıldır üzerinde çalışılan (ben bugün kurulmasına çalışılan bölgeyi bir çizim olarak Pentagon’da 1992 yılında görmüştüm) ama son birbuçuk yılda adı konulmuş bir proje bu. Burada göreve başladığım geçtiğimiz mart ayında bu oluşumdan Amerikan devleti içinde “suzerenlik” diye bahsedilmeye başlandı. Washington gerekirse Suriye’nin toprak bütünlüğüne aldırmadan ülkeyi bölerek de olsa bu oluşumun gerçekleşmesine çalışıyor. Ruslar ise bölgede Kürtlere, Suriye bütünlüğü içinde kalmaları şartıyla federatif bir yapı içinde özerklik verecek bir anayasa üzerinde çalışıyor. Washington, Kürtler için bunu da B planı olarak elinde tutuyor. Bu hafta yapılacak kritik Viyana ve Soçi toplantılarında bu konuda bir anlaşmanın ileride sağlanıp sağlanamayacağının belli olacağı söyleniyor. Bu arada Türkiye de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana.

2- Amerika ve Rusya, PKK unsurlarına Türkiye’nin bir operasyon yapmasına karşı değiller, ancak YPG’nin PKK ile bağlantıları bilindiğinden iki merkez de Türkiye operasyonuna açık destek vererek YPG’yi karşılarına almak ve gelecekte olası bir Kürt oluşumu üzerindeki kontrollerini kaybetmek istemiyorlar. 

SORUMLULUĞU BİRBİRLERİNE ATMAK İÇİN

3- Amerikalı komutan işte bu yüzden operasyon ihtimali konuşulurken “Amerika’nın Afrin’de işi yok” dedi. Bu Türkiye’de “Amerika’nın operasyona yeşil ışık yakması” şeklinde algılandı ama değildi. Sadece malumu ilan etmekti. ABD bu vurgulamayı yaparak “Eğer Türkiye bir operasyon yaparsa bunun sorumlusu Rusya’dır” demek ve ileride Rusların Kürtler üzerindeki kontrolünü elinden almak istiyordu.

4- YPG’nin Moskova’da bir büro açmasına izin vermiş olan Ruslar, gerek Esad yönetimine İdlib’in güvenliği teminatı verdiklerinden gerekse Türkiye’yi Hayat Tahrir Şam’daki radikal unsurlara karşı bir operasyona yönlendirerek

5- “Biz aslında YPG’yi değil bu radikal unsurları hedefliyorduk” deme kozunu tutmak istiyor. 5- Türkiye’nin de aslında Astana süreci bağlamında bu radikal unsurları kontrol altında tutup bölgeden uzaklaştırma teminatı var. Ama Ruslar, “Türkiye bu unsurları tasfiye etmek yerine onlarla birlikte var olmayı sürdürüyor” diyor Washington’daki muadillerine.

‘TÜRKİYE HAKSIZ’ DİYEN YOK

Suriye’de finalin çok daha karmaşık olacağı şimdiden belli. Ancak şunu da söylemeliyim, buradaki gazeteci arkadaşların sorularından anladığım kadarıyla Amerikan medyası da operasyonda Türkiye’nin haklı olduğu düşüncesinde. Çünkü haberleri anlatırken veya soru sorarken söze “Türkiye’nin sınırına yakın terörist gruplar var ve buna karşı operasyon yapıyor” diyerek başlıyorlar. Tabii ki bu tavır burada kamuoyunun oluşturulması açısından çok önemli olan bir durum. ABD yönetiminin bu durumu değiştirmek için yarından itibaren algı operasyonu yapması bekleniyor.

 

***********

ORAY EĞİN / İLK KEMALİST HAREKÂT

BÜTÜN ülkelerde hükümetler gündelik işleyişte kendilerine göre birtakım değişiklikler yapsa da kritik anlarda kurucu ideolojinin dayatması devreye girer ve farklı siyasi kampların aynı tepkiyi verdiğine tanık oluruz. Türk Ordusu’nun Afrin operasyonunu da kurucu ideolojinin dayattığı devletin bütünlüğü, bölünmezliği ve ülkenin çıkarlarını her şeyin üstünde tutma ilkesi bağlamında yorumlamak doğru. Tarihi şartlar oluştuğunda görevde bir başka hükümet de olsa bu operasyonun yapılması kaçınılmaz olacaktı, ama tabii her yönetim bu cesur adımı atmaya yeltenemezdi.

Sınırda istikrar sağlanması ve Türkiye’nin (ve ABD’nin) terör örgütü olarak tanımladığı PKK destekli bir Kürt devleti kurulmasının engellenmesine yönelik yaptığı bu operasyon, sarsıntılara ve değişimlere rağmen kurucu ideolojinin hâlâ ne kadar baskın olduğunu gösteriyor. Kemalizm sınırlı bir şekilde devletin bekası, dolayısıyla da Misak-ı Milli sınırlarının korunması olarak tanımlandığında Afrin operasyonu daha da anlam kazanıyor.

MUHALİF BASINA DAVET

Bu gibi kritik dönemeçlerde geçmişteki ve gelecekteki anlaşılabilir ideolojik farklılıklara rağmen yönetimde olan siyasi partinin önceliği devletin çıkarları. Başbakan Binali Yıldırım’ın Afrin operasyonuyla ilgili yaptığı toplantıya Odatv, Sözcü ve Aydınlık gibi muhalif (ve Kemalist) yayın organlarını davet etmesi bu yüzden de önemli. Sadece bir jest değil, aynı zamanda operasyonun ideolojik altyapısına yönelik de bir vurgu bu. Erdoğan’ın liderliğindeki ekip uzun süredir sistemin bir parçası olmanın sonucu olarak yukarıda bahsettiğim tanım kapsamındaki Kemalizm’in de uygulayıcısı ve sahiplenicisi konumuna geldiler.

Toplumun çeşitli kesimlerinden, farklı siyasi partilerden “Zeytin Dalı Operasyonu”na yönelik adeta Yenikapı ruhunu andırır bir mutabakata varılması da kurucu ideolojinin etkinliğiyle açıklanabilir. Bir süredir siyasete hâkim olan “Eski Türkiye”nin reflekslerinin önümüzdeki dönemde daha belirleyici olacağı öngörülebilir. (Mehmetçik’in burnunun bile kanamaması, kara harekâtının yerel enstrümanlarla birlikte yapılması da kamuoyunun geniş çaplı desteğini sağlamak açısından olumlu.) Türkiye’de operasyona itiraz eden küçük bir kesimin bir dönem kendilerini İkinci Cumhuriyetçi olarak tanımlayıp Kemalizm’i reddeden ve kısa süre önce sistemin dışına itilen liberaller olması da tesadüf değil.

TÜRKLERİN CÜRETİ

Asıl büyük itiraz makamı ABD’ye rağmen Afrin operasyonu aslında Türkiye’nin cüretidir. Tıpkı Kıbrıs’a çıkarma yapılması, İkinci Dünya Savaşı’nın dışında kalınması, hatta Kurtuluş Savaşı gibi. Türkler zaman zaman böyle cüretlerde bulunuyor, karşılığında kısa dönemli bedel ödüyor ama sonunda tarih hep bizi haklı çıkarıyor.

Bu operasyonu, “ABD’ye başka kim kafa tutabilirdi” diye yüzeysel bir slogana hapsetme kolaycılığından kaçınılması gerekiyor. Kuşkusuz, tarihi şartların bu operasyonun yapılmasını gerektirdiği bir dönemeçte Türkiye’nin yönetiminde tecrübeli ve yıllar içinde özgüveni oluşmuş bir yönetimin olması büyük bir fırsat. Devlet tecrübesi sınırlı bir yönetim dünya devlerine itiraz edemez, haklılığını savunamaz ve geride durmak zorunda kalırdı. Geçmişteki pasif hükümetler yıllarında bunun örneklerini çok gördük. Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen bu operasyon bir kafa tutmanın ötesinde, devletin çıkarlarının her şeyin üstünde tutulduğu bir tarihi sorumluluk. Erdoğan’ın ilk somut Kemalist hamlesi belki de.