Aile hekimliği uygulaması, hastaların aile sağlığı merkezi ve hastane başvurularına nasıl yansıdı? Habertürk’ten Ceyda Erenoğlu’nun haberine göre bu soruya yanıt verebilmek için, hastalara “bütüncül yaklaşım” sürecini bilmek gerekiyor. 19. yüzyılın başlarında mikroskopun icadının hemen ardından anestezinin tıbbi kullanıma girmesinden sonra gelen sanayi ve teknoloji devrimleri tıpta da etkisini göstermiş ve tıbbi bilgilerin daha hızlı yayılması, bilgi artışı ve beraberinde tıpta ihtisaslaşmayı getirmiştir. Aradan geçen yıllar içinde ihtisaslaşma daha derinleşmiş, hastalar gün geçtikçe daha küçük parçalar halinde incelenmeye başlanmıştır. Tıp alanındaki bilgilerin artmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan bu durum, hastaların önce tedavi şekillerine (cerrahi - dahiliye),daha sonraları ise yaşa (pediatri-geriatri),cinsiyete (kadın hastalıkları) ve hastalıkların tuttuğu organlara göre (nefroloji, kardiyoloji, hepatoloji vb) ayrılmasına neden olmuştur.

 

BİR TÜRLÜ İYİLEŞEMEYEN HASTALARIN NEDENİ

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Akpınar, “Bu parçalanmanın sonucunda hasta ile hekim arasındaki ilişki, hastalık ile hekim arasındaki ilişkiye dönüşmüş, hiçbir hekim hastanın sorumluluğunu bir bütün olarak almamaya başlamıştır. Bu durumda hasta için önerilen tedavi seçeneklerini koordine ederek hasta için en uygun şemayı çıkarmak imkânsız hale gelmiş, bu iş genellikle hastanın kendisine terk edilmiştir. Bunun sonucunda tedaviyi tam olarak uygulayamadığı için,

*Bir türlü iyileşemeyen

*Defalarca hekime başvurmak zorunda kalan

*Başvurduğu hekimlere çok fazla güveni olmayan bir hasta topluluğu oluşmuştur” diyor.

HERKESE HAKKI OLAN SAĞLIK HİZMETİ GÖTÜRÜLMELİ

1945 yılına gelindiğinde Birleşmiş Milletler, 1948 yılında ise Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) “Herkese ihtiyacı olan sağlık hizmeti götürülmeli ve kişiye yönelik koruyucu hekimlik hizmetleri ile ayakta ve evde hasta tedavisi hizmetleri entegre olarak yürütülmeli (bütüncül yaklaşım),tedavi hizmetlerinin örgütlenmesinde hastaların ayakta - evde tedavisi ile hastanede tedavisi bir bütün olarak ele alınmalıdır (kademe ve sevk zinciri)” gibi kararlar almıştır. Bunun ardından insanı her şeyi ile bir bütün olarak gören, yaşadığı çevreyi tanıyan, bu bilgileri; koruma, tanı, tedavi ve rehabilitasyon sürecine dahil edebilen hekim türüne ihtiyaç duyulmuştur. Türkiye’de 1950’li yıllarda “hükümet tabipleri” ve “aile doktorları” olarak nitelenen doktorlar topluluğu bunun sonucunda görev yapmaya başlamıştır.

BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNİN ÖNEMİ

1978 yılında Alma-Ata'da toplanan Uluslararası Temel Sağlık Hizmeti Konferansı’da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ),UNİCEF ve Dünya Aile Hekimleri Örgütü (WONCA) Dünyadaki tüm insanların sağlığını korumak ve yükseltmek için hükümetlere, sağlık ve toplum kalkınması görevlilerine ve dünya toplumuna acil girişimlerin ve özellikle birinci basamak sağlık hizmet sunumunun kendine özgü bilgi ve koşullar içerdiği ve bunun uzmanlaşmış hekimlerce verilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu vurgunun ardından dünyadaki ilk düzenlemeleri yapan ülkelerden biri olan Türkiye’de 1983 yılında aile hekimliği uzmanlık eğitimi tababet uzmanlık tüzüğüne girmiş ve birinci basamak yönelimli klinik bir uzmanlık dalı tanımıyla ayrı bir disiplin olmuştur. DSÖ ve WONCA tarafından, Kanada’nın Ontario kentinde (1994) düzenlenen konferansta, “Her olanakta aile hekimi ilk başvuru hekimi olarak kullanılmalıdır” şeklinde önerilerde bulunulmuş, aile hekimliğinin amaçları, görev tanımı, işleyişi, kurumsallaşması ve aile hekimliği politikası konularında önemli kararlar alınmıştır.

2008 YILINDAN SONRAKİ 10 YILDA NE DEĞİŞTİ?

Türkiye’de 2008 yılında yaygın olarak başlayan Aile Hekimliği uygulamasından hemen önce, uygulamanın 12. ayında (2009 yılında) ve 10 yıl sonra (2017 yılında) olmak üzere 3 dönemin hastaların birinci basamak sağlık hizmetleri ile hastanelere başvurularını nasıl etkilediği konusunda bir araştırma yapıldı. Araştırmanın yürütücüsü Prof. Dr. Ersin Akpınar, “Çalışmamıza, 2008 yılında 295, 2009 yılında 293 ve 2017 yılında 237 olmak üzere toplam 825 hasta katılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 46.7±5.18 yıl ve yüzde 56.8’i kadındı” diyor.

AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASI NE GETİRDİ?

Aile hekimliği uygulamasının başlamasından önce sağlık ocağı - aile sağlığı merkezine son bir yıldaki başvuru sayılarında fazla bir değişim olmamasına rağmen, aynı yıllardaki hastane başvurusu sayısı incelendiğinde ez az bir kez hastaneye başvuranların oranında önemli farklılık görülüyor. Bu başvuruların 2008 yılı öncesinde  yüzde 12.2 iken  2009 yılında yüzde 17.4’e, 2017 yılında ise yüzde 27.8’e yükseldiğine dikkat çekiyor. Hastaneye yılda 5 başvuru yapanların oranları ise 2008 yılı öncesinde  yüzde 4.7 iken bu oranın 2009 yılında yüzde 6.1 ve 2017 yılında ise yüzde 10.5 oranına yükseldiği belirtiliyor.

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri