Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
AA

Çelik, TRT Haber canlı yayınına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun'un evinin izinsiz fotoğraflanmasına değinilerek, "Acaba özgürlükler ile özel hayat çizgisindeki dengeyi tutturamıyor muyuz?" sorusu üzerine Çelik, "Aslında demokratik değerler açısından güzel formül ediyorsunuz özgürlükler, özel hayat dengesi, aile mahremiyetinin korunması gibi. Fakat söz konusu olan aslında Sayın Altun'un evine dönük taciz bu değerlerin içinde bile değerlendirilmeyecek kadar açık bir şantaj, ailesiyle oturduğu eve dönük açık bir saldırıdır." karşılığını verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Orada böyle bir kasıt yoktu." söylemini anımsatan Çelik, şöyle devam etti:

"O ilçe başkanı, 'Ben bunu talimatla yaptım ve gereken yere raporladım.' diyor. Normal bir demokraside minimum siyasi ahlaka sahip bir parti daha ilk günden çıkardı, özür dilerdi ve o ilçe başkanını görevden alırdı. Fakat ilçe başkanının belli bir emir komuta zinciri içerisinde hareket ettiği, dolayısıyla bu siyasi partinin yöneticilerinin şantajcılığı, aile mahremiyetine saldırıyı, özel hayatın gizliliğini ihlal etmeyi ve bir kişinin ailesi ve çocuklarıyla yaşadığı eve dönük taciz gerçekleştirmeyi bir parti kimliği haline getirmekten sakınmadıkları görülüyor."

- "Asıl ayrımcılığı yapan Ankara Barosudur"

Ankara Barosunun açıklamalarına ilişkin Çelik, "Ankara Barosu hangi yetkiyle kimin neyi, nasıl konuşacağına karar veriyor?" diye sorarak, şunları söyledi:

"Bir kişi şiddet çağrısı yapıyorsa bir kişi demokrasinin ve hukuk devletinin ortadan kaldırılmasına dönük bir çağrı yapıyorsa bir kişi kutsal değerleri aşağılıyorsa ona belli sınırlar içerisinde kalması için tabii ki çağrı yaparsınız ama Diyanet İşleri Başkanımız kime dönük şiddet çağrısı yapmış, kimin temel hak ve hürriyetlerinin ortadan kaldırılmasını istemiş. Tam tersine Diyanet İşleri Başkanına, 'kan kokan zihniyete sahip' diyerek, onun kutsala referans vermesini eleştirerek, 700-800 yıl önce yaşayan büyüklerinin çizgisinden ayrılmamakla suçlayarak en sonunda da 'cadı avı yaparak kadınları yakacağını' söyleyerek asıl ayrımcılığı yapan Ankara Barosudur."

Çelik, kutsala saygısızlık yapanın, demokrasinin ve hukuk devletinin en temel ilkeleriyle mücadele edenin Ankara Barosu olduğunu ifade ederek, "Bugün aslında herkes için bir fırsat olabilirdi. Baronun bu açıklamayı kim yapmışsa bu baronun yönetimi içerisindeki daha geniş daireler, bu yönetimin iş başına gelmesine destek vermiş kesimler, 'böyle bir ayıp bir hukuk kurumuna yakışmaz' diyerek, buna tepki gösterebilirlerdi." değerlendirmesinde bulundu.

- "Faşizm tarihine geçebilecek bir açıklamaya imza atmıştır"

Çelik, "Hukuk Türkiye'de çok çeşitli sınamalardan geçmiştir. 12 Eylülde'ki darbede en önce Anayasa Mahkemesi Başkanı gidip darbecilere teslim olmuştu. Korumakla görevli olduğu Anayasa ortadan kaldırılmıştı." diye konuştu.

Yargı camiasının 15 Temmuz darbe girişimine karşı duruşunu Türk hukuk tarihi açısından bir "övünç kaynağı" olarak niteleyen Çelik, 15 Temmuz'da hakimler, savcılar ve diğer bütün hukuk insanlarının topyekün darbe girişimine direndiğinin altını çizdi. Çelik, şunları kaydetti:

"Hukuki açıdan geldiğimiz aşamada son derece şerefli bir sayfaya imza atmışken bugün Ankara Barosu maalesef gericiliğin sembolü olarak, en temel değerleri ihlal ederek, bugün bahsettiğimiz ancak ve ancak hukuk tarihine değil, hukuku katletme ve faşizm tarihine geçebilecek bir açıklamaya imza atmıştır.

Bu açıklamayı ülkemizdeki Hristiyan vatandaşlarımıza dönük yapsalar da en şiddetli tepkiyi gösteririz, Yahudi vatandaşlarımıza ya da diğer inançlardan vatandaşlarımıza da yapsalar en şiddetli tepkiyi gösteririz. Çünkü bu açıklama Diyanet İşleri Başkanının şahsına dönük bir saldırı, Diyanet kurumuna dönük bir saldırı olarak gözükse de demokrasinin en temel ilkesi olan inanç hürriyetini ortadan kaldırmaya dönük bir teşebbüstür. Bunu gördüğümüz için buna en geniş çerçeveden bu tepkiyi veriyoruz. Sivil özgürlüklere, inanç hürriyetine, demokratik hak ve özgürlüklere son 10 yılda yapılan en militan, en saldırgan, en çirkin saldırılardan bir tanesi maalesef Ankara Barosundan gelmiştir. Aslında üzülmesi gereken son derece vahim bir durumdur. Fakat üzüntü belirtmek yerine halen ikinci açıklamalarıyla faşizm görüntüsünü kurtarmaya çalışan ama faşizm mahiyeti konusunda aynı yerde duran bir yaklaşım içindeler."

(Bitti)