Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, günlerdir beklenen ‘adaylık’ açıklamasını nihayet dün yaptı. “Geniş bir mutabakat söz konusu olursa üstüme düşeni yapmaktan çekinmeyeceğimi söylemişimdir. Temel Bey’in yaptığı görüşmeler neticesinde böyle bir mutabakatın olmadığı görülmüştür. Böylece adaylığımla ilgili bir süreç artık söz konusu değildir” dedi. Gül aday olmadı ama yine de bu süreç AK Parti içinde nasıl yankılandı?

Hareket içinde ‘Gülcüler-Erdoğancılar’ ayrışması yaşandı mı? Gül’e karşı büyük bir kırgınlık var mı? Bu noktaya nasıl gelindi? Ne oldu da Abdullah Gül, kurucusu olduğu partiye karşı eleştirel bir kampın olası adayı olarak dillendirildi? Gazete Habertürk'ten Kübra Par, tüm bu soruları kuruluşundan bu yana AK Parti’nin önemli isimleri arasında yer alan Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’e sordu...

- Mehmet Ali Bey, Abdullah Gül dünkü açıklamasında aday olmayacağını çünkü muhalefet blokunda geniş çaplı bir mutabakatın oluşmadığını söyledi. AK Parti’nin kurucu isimlerinden biri olarak son birkaç haftadır Gül’ün adaylığı etrafında yaşanan tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

Bakın, bu hafta 27’Nisan’ın yıldönümündeyiz. 27 Nisan, hem AK Parti’nin siyasi tarihinde hem de ülkemizin tarihinde önemli bir kırılma noktasıdır. 24 Nisan 2007’de de o zamanki Başbakan’ımız, şimdiki Cumhurbaşkanı’mız, parti grubunda çıktı ve “Abdullah kardeşimiz Cumhurbaşkanı adayımızdır” diye takdim etti. 27 Nisan gecesinde Silahlı Kuvvetler, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı çıkan bir bildiri yayınladı. Buna karşı ertesi gün AK Parti, Genelkurmay’ın böyle bir açıklama yapamayacağını, çünkü Başbakanlık’a bağlı bir kurum olduğunu ve onun görevi olmadığını ifade eden çok sert bir açıklama yayınladı. O sırada ben de Başbakan Yardımcısı’ydım. Sayın Abdullah Gül ile biz demokrasi mücadelesini birlikte verdik. E-muhtıranın üzerinden 11 yıl geçmiş. Böyle bir haftada Abdullah Bey’in isminin vesayet odaklarına karşı mücadelede önemli bir kişilik olarak anılmasını ve bugünü onunla birlikte paylaşmayı arzu ederdim. Birlikte demokrasi mücadelesi verdiğimiz kişinin 11 yıl sonra, ‘Erdoğan’sız ve AK Parti’siz bir Türkiye’ projesinin içerisinde yer almış olmasından, eski bir arkadaşı olarak son derece üzüntülüyüm. 

- Abdullah Gül’e kırgın mısınız?

Üzüntülüyüm. Biz bugün Abdullah Bey ile beraber olup e-muhtıraya karşı AK Parti’nin millet, demokrasi ve milli irade adına gösterdiği tavrı bir kez daha milletimizle paylaşabilirdik. Böyle bir günde Abdullah Bey’i yanımızda göremiyoruz; e-muhtıracıların safında görünen bir Abdullah Gül görüntüsü var. Ben bundan üzüntü duyuyorum. Dünkü konuşmasında “27-28 Nisan’da, biz AK Parti olarak benim adaylığıma karşı çıkanlara gerekli cevabı vermiştik. Genel Başkanım Sayın Erdoğan ve AK Parti benim arkamda durmuştu ve beni Cumhurbaşkanı seçmişti” diye bunları hatırlamasını, milletle paylaşmasını beklerdim.

- Peki Gül’ün muhalefetin adayı olabileceğinin düşünüldüğü sürece nasıl gelindi?

Sayın Gül, parlamenter sistemin daha doğru olacağını yakın çevresine ifade etmiş. Bu konunun henüz yasalaşmadığı ama görüşülüp konuşulduğu zamanlarda, ben Meclis Başkanı’ydım, Abdullah Bey de Cumhurbaşkanı’mızdı. Ayda bir kendisinin davetiyle görüşürdük. Bu ve buna benzer konular gündeme geldiğinde farklı düşündüğünü o zaman hissetmiştim. Nitekim referandumda da “Hayır” oyu kullanmış olabileceğini söyleyenler var. Buradan hareketle muhalefetin de “Mademki aynı düşünüyoruz, siz Cumhurbaşkanı adayı olursanız destekleriz ve yeniden bir Anayasa değişikliği yaparak eski sisteme geçeriz” demiş olabileceğini tahmin ediyorum. Ne olursa olsun, bu konu millete gitmiştir. “Parlamenter sistem devam mı etmeli, yoksa Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine mi geçilmeli?” diye millete soruldu. Millet de yüzde 51 küsur oyla yeni sistemi onayladığını söyledi. Millet yeni bir sistemi benimsedikten sonra yapılması gereken şey milletin iradesine rıza göstermektir. Hâlâ milletle cebelleşmenin, “Millet böyle dedi ama ben bunu kabul etmiyorum” şeklinde birtakım çıkışlar yapmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Kendisiyle hukukumuz eskidir. Bizden çok ayrı bir noktada bulunuyor olmasından, eski bir arkadaşı olarak üzüntü duyuyorum. Cumhurbaşkanlığı görevi bittikten sonra gelip birlikte kurduğumuz partiye üye olmasını arzu ederdim. Kendisine bakışım hâlâ böyledir. 

GÜL’E KIRGINLIK GEÇER Mİ?

- Gül aday olmadığını açıkladı ama AK Parti ve Erdoğan ile yollarının ayrıldığını söyleyebilir miyiz? Bu kırgınlık geçer mi?

Geçmesini temenni ederim.

- Zor mu?

Hayat geçici, dünya fani, kardeşlik bakidir.

‘SAADET 24 HAZİRAN’DA GÖRECEK’

- Saadet Partisi’nin bugün AK Parti karşıtı kampta olmasına ne diyorsunuz?

Sayın Karamollaoğlu, AK Parti karşısındaki muhalefetin adeta öncülüğünü yaptı. Bunun kendilerine neye mal olduğunu 24 Haziran akşamı sandıklar açıldığında görecekler. Çünkü çok zikzak çizdiler. Özellikle CHP ile yakın bir diyalog içerisinde oldular. Bu kadar çaba sarf ettikten sonra da ellerinde hiçbir şey yok.

‘ERDOĞAN’IN YANINDAYIM, ÇÜNKÜ O TÜRKİYE’NİN TÜRKİYE’DEN YÖNETİLMESİNİ İSTİYOR’

- AK Parti’den Gül’e gidip “Çık, arkandayız” diyenlerin de olduğu iddia edildi. Mehmet Ali Şahin, bu ayrışmada neden özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında durmayı tercih etti?

Bu hareketi Tayyip Erdoğan ile birlikte başlattık. AK Parti’yi birlikte kurduk. Milletimiz de bize inandı, güvendi ve 2002 seçimlerinde bizi iktidara taşıdı. O tarihten bu yana Türkiye’de her alanda önemli gelişmeler oldu. Zaten iyi şeyler yapmasak millet her seçimde bizi iktidara getirmezdi. Kara kaşımıza kara gözümüze âşık değiller, yaptıklarımıza bakıyorlar. Bunları biz Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gerçekleştirdik. Erdoğan, Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesini ve kendi ayakları üzerinde durmasını istiyor. Türkiye’nin başka ülkelere bağımlı olmasını istemiyor. Savunma sanayimizi daha da güçlendirmek istiyor. Şu an kendi denizaltımızı yapıyoruz. İnşallah kendi uçağımızı da yapacağız. Yani savunma sanayiini çok güçlendiren, bizi dışarıya bağımlılıktan kurtaracak bir süreç var. Türkiye’ye bu kadar hizmet etmiş, Cumhuriyet’in 100’üncü yılına doğru giderken hedefleri olan, hatta 2071 gibi çocuklarımıza hedefler koyan bir liderin Türkiye için gerekli olduğuna inanıyorum. Tayyip Erdoğan gibi liderler kolay yetişmez. Türkiye son 100 yıl içerisinde bana göre 3 önemli lider yetiştirmiştir. Bunlardan bir tanesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk, diğeri rahmetli Özal, üçüncüsü de Recep Tayyip Erdoğan’dır. O nedenle Tayyip Erdoğan’ın yanındayım.

- Peki, parti içinde ‘Gülcüler- Erdoğancılar’ ayrışması var mı?

Gül’e sempati duyan arkadaşımız olabilir. Ben de Gül’ü seviyorum; ama yanımızdaki Gül’ü seviyorum.

- Bir dönem Başbakan Yardımcılığı yapmıştınız. Daha sonra bakan ya da genel başkan yardımcısı olamamanız, “Yoksa Mehmet Ali Şahin de Gül kanadına mı yakın? Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan ile araları açık mı?” gibi yorumlara neden oldu. Mehmet Ali Şahin’in Erdoğan’a daha eleştirel bir pozisyona geçtiği bir dönem oldu mu?

Genel başkan yardımcılığı yapıp partideki 2 numaralı koltukta bulundum. Tayyip Erdoğan’ın da Davutoğlu’nun da genel başkan yardımcılığını yaptım. Partide alınan kararlarda, eğriye eğri doğruya doğru diyen bir insanım. Bir yanlış görürsem onu söylerim. Bu yanlışları söylememden dolayı birileri üzülecekse bile söylerim. Tayyip Erdoğan ile ilgili kendi kapalı toplantılarımızda bir şeyin şöyle olursa daha uygun olacağını söylemişsem, bu Tayyip Erdoğan’a karşı olmak değil, onu sevmekten kaynaklanır. Bunu söylemişimdir, belki dışarıya farklı yansımıştır.

- Eski Başbakan Davutoğlu’nun Abdullah Gül ile görüştükten bir süre sonra çıkıp “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, hepimizin adayıdır” demesini nasıl yorumladınız?

Şu kritik geçiş döneminde böyle bir açıklama yapmasını da önemsediğimi ifade etmek isterim.

- Benzer şekilde Bülent Arınç da “Ben asla Erdoğan ve AK Parti karşıtı bir hareket içinde olmam” dedi. AK Parti’nin duayen isimleri böyle bir ayrışma noktasında neden Gül’ü değil de Erdoğan’ı tercih ettiler?

Gül, Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkarak “Ben yeni bir hareket başlatıyorum” demedi. “Sanki bir hizip başı gibi görüntüsü var. Böyle bir görüntü vermemelidir” demiştim. Son dönemde de böyle bir görüntü oluşmuştu...

‘KİMSEYİ PARTİDEN KOVMUŞ DEĞİLİZ’

- Geçtiğimiz yıllarda Hüseyin Çelik, “Kurucuların yüzde 98’i sistematik bir şekilde dışlandı” diye sitem etmişti. AK Parti’nin yola çıktığı isimler ile bugünkü kadrolar arasında neden ayrışma oldu?

İlk ayrılanlardan bir tanesi Abdüllatif Şener’dir. Bizden ayrıldı ve parti kurdu. O sırada erken seçime gidiliyordu. Listede yer almayan bir milletvekili arkadaşım bana gelip “Biraz önce Abdüllatif Bey’e de uğradım. ‘Milletvekili adayı olmadığına üzülme, hatta sevin. Çünkü bunlar gidici’ dedi” şeklinde bir açıklamada bulundu. Ben de “Böyle şeylere inanma, Abdüllatif böyle şeyler söylemez” dedim. Ama daha sonra, “Bunlar darbeyle gidecekler, gerekirse kapatılacaklar” diye şeyler söylemiş. Demek ki AK Parti hakkında o sırada oluşturulan birtakım kumpasların içerisindeydi veya bunlardan haberdardı. Kendiliğinden gitti, biz kovmadık. Hüseyin Çelik, kendisi aday olmadı. En son Afyon’da eski arkadaşlarımızla bir araya geldik. Orada Hüseyin Çelik de vardı. Dolayısıyla, bizden bir arkadaşımız ayrılmışsa, o kendi tercihiyle ayrılmıştır. Kimseyi partiden kovmuş değiliz. Partiyi kuranlar olarak büyük çoğunlukla yine birlikte hareket ediyoruz.

- AK Parti’nin bir kuruluş felsefesi vardı. AB konusunda önemli adımlar atan, demokratikleşmeye önem veren, Batı ve ABD ile ilişkileri iyi bir parti imajı çiziyordunuz. Bugün ise “AK Parti zaman içinde otoriterleşti” eleştirileri var. Partiden ayrılan bu isimlerle ayrışmanın nedeni, baştaki AK Parti ile şimdiki AK Parti arasında olabilir mi?

Hayır, bunun sebebi farklı. Özellikle 2011 seçimlerinden sonra AK Parti’nin ve lideri Tayyip Erdoğan’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Gezi eylemleri, Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti’yi iktidardan sokak eylemleri sonucunda uzaklaştırmak için başlatılmıştır. Bülent Arınç Bey, o dönem Taksim eylemlerini düzenleyenlerden bir grubu Başbakanlık’a davet etti. “Üçüncü köprü inşaatını, üçüncü havaalanı inşaatını durduracaksınız” dediler. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir kişi böyle bir talepte bulunabilir mi? Bu talebi ortaya koyanlar, Türkiye’nin daha fazla gelişmesini istemeyen birtakım kişilerin sözcülüğünü yapıyorlardı. İş yeşili, doğayı korumakla başladı ama maksadın ne olduğu sonradan anlaşıldı. Bununla yıkamadılar. Daha sonra devlet içerisinde yapılanan FETÖ’nün 17-25 Aralık yargı darbesi girişimiyle karşılaştık. En önemlisi de 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe girişimiydi. Türkiye’nin başında başka birileri olsaydı, bu darbe girişimi başarıya ulaşabilirdi. Ama Tayyip Erdoğan’ın dirayeti sayesinde bu darbe girişimi de sonuçsuz kaldı. Bunları yaşamış olan bir iktidarın, yola çıkarken gözettiği demokrasi, özgürlük değerlerini devam ettirebilmesi, en azından ilk çıktığı zamanki gibi devam ettirebilmesi beklenebilir mi? Olağanüstü bir durumla karşı karşıyayız. Fakat Cumhurbaşkanı’mız, en son grup konuşmasında “24 Haziran’dan sonra daha fazla demokrasi, özgürlük, zenginlik” vaat etti. Türkiye, bu olağanüstü süreçleri geride bırakacaktır ve Türkiye, AK Parti iktidara ilk geldiğinde nasıl “Daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha hukuka uygun bir devlet” demişse, bu olağanüstü şartlar ortadan kalktıktan sonra yeniden buralara dönecektir.

- Bu, Mehmet Ali Şahin’in şahsi temennisi mi, yoksa bunu inanarak mı söylüyorsunuz?

Tabii ki inanarak söylüyorum. Cumhurbaşkanı’mız grup konuşmasında bunu boşuna söylememiştir.