Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Bölgesel jeopolitik dinamikler ışığında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "İsrail'e de gireriz" mesajı

        Güç gösterisi ve "Mavi Vatan" tartışmaları

        Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklaması, CHP milletvekili ve eski büyükelçi Namık Tan tarafından başlatılan "Mavi Vatan masaldır" tartışmasına bir yanıt niteliği taşıyor. Tan'ın eleştirilerine karşı bir güç gösterisi olarak da yorumlamak mümkün. Erdoğan söz konusu çıkışında Türkiye'nin askeri ve teknolojik kapasitesini vurgularken, Türkiye'nin Karabağ ve Libya operasyonlarına benzer bir yaklaşım sergileyebileceğini ifade etti.

        Peki, Türkiye’nin birçok yerde askeri operasyonu olmuşken neden özellikle bu ikisini zikretti? Zira bu iki operasyon, Türkiye'nin askeri ve teknik desteğinin etkinliğini kanıtlamış olup benzer bir desteğin İsrail-Filistin çatışmasında da sağlanabileceğini ima ediyor.

        REKLAM

        Karabağ ve Libya operasyonlarının ortak özellikleri

        Karabağ ve Libya operasyonlarının ortak özelliği, geniş çaplı askeri çıkarma yerine yoğun teknolojik ve askeri destek sağlanması. Özellikle insansız hava araçları (SİHA) ile sağlanan üstünlük, bu operasyonların başarısında kritik rol oynadı. Erdoğan'ın açıklamasında Kıbrıs ve Afrin yerine Karabağ ve Libya'yı örnek göstermesi, olası bir askeri çıkarma yerine teknik ve askeri destek sağlanacağını ima ediyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin SİHA teknolojisindeki üstünlüğü ve bu teknolojiyi etkin kullanma kapasitesi ön plana çıkıyor.

        Filistin içindeki güç dengeleri

        Filistin iç siyaseti de başka birçok ülke gibi rakip unsurlara gebe. Türkiye, Mahmud Abbas'ı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail destekli Muhammed Dahlan'a karşı güçlendirmeye çalışıyor. Hamas'ın zayıfladığı bir dönemde, Abbas'ın meşruiyeti koruyucu bir unsur olarak görülüyor. Dahlan, BAE ve İsrail'in desteğini almış bir figür olarak öne çıksa da Abbas halen meşru bir lider olarak tanınıyor ve Türkiye, bu meşruiyeti destekleyerek Orta Doğu'da ABD'nin alternatifi ya da eş değeri olarak kendisini konumlandırıyor.

        REKLAM

        Abbas ve Dahlan: Filistin'deki iç mücadele

        Mahmud Abbas, Filistin Yönetimi'nin uzun süredir liderliğini yapmakta ve uluslararası alanda meşru bir figür. Geçtiğimiz günlerde Pekin’de gerçekleşen görüşmeler sonrasında bu meşruiyet, Filistinli diğer grupların da onayıyla tasdiklenmiş oldu. Ancak, Abbas'ın 88 yaşında olması ve bir halefinin olmaması, Filistin'deki iç güç mücadelesinin daha da karmaşık hale getiriyor. Örneğin, Abbas'ın ardından gelecek liderlik mücadelesinde, İran ve Suudi Arabistan'ın etkili olması bekleniyor. Suudi Arabistan ve BAE, Dahlan veya benzeri bir figürü desteklerken, Türkiye bu denkleme müdahil olarak kendine yer edinmeye çalışıyor.

        Türkiye'nin alternatif platform stratejisi

        Türkiye, ABD Kongresi'nin Netanyahu'yu çağırmasına karşılık olarak TBMM'nin Abbas'ı davet etmesiyle, kendisini ABD'ye alternatif bir platform olarak da gösteriyor aslında. Bu davet, Filistinlilere "ABD Kongresi sizi konuşturmuyorsa, TBMM konuşturur" mesajını içeriyor. Abbas'a yapılan davetin zamanlaması, Türkiye'nin Orta Doğu'da etkisini artırma stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor.

        REKLAM

        ABD-Türkiye etki mücadelesi

        Türkiye'nin ABD ile giriştiği “etki mücadelesi”, Orta Doğu'daki politikaların şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. ABD Kongresi'nin Netanyahu'yu çağırması, İsrail'e verilen desteğin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Türkiye ise, TBMM üzerinden Abbas'ı davet ederek, Filistinlilere alternatif bir destek platformu sunmayı hedefliyor. Filistin’e alan açarken Ankara kendine de etkinliğini artırabileceği bir alan yaratıyor. Ortadoğu’nun göbeğinde ülkeyi bu kadar derinden etkileyebilen bir meselede ABD etkisini dengelemeyi amaçlıyor.

        İsrail'in Lübnan planları ve Trump etkisi

        İsrail, Hizbullah'ın askeri kapasitesini azaltmak amacıyla Lübnan'a yönelik geniş çaplı hava operasyonları ve hedef odaklı kara operasyonları planlıyor. Kuzey İsrail'in şu an boşalmış olması, İsrail'in bu fırsatı değerlendirerek Hizbullah sorununu çözme isteğini pekiştiriyor. İsrail, ABD'deki yönetim değişikliğinden önce bu operasyonu tamamlamak istiyor, zira Trump göreve geldikten sonra savaş istemeyen bir politika izlemesi kuvvetle muhtemel.

        REKLAM

        Hizbullah ve İsrail: Kuzey İsrail'in boşalması

        Hizbullah'ın askeri ve füze kapasitesi, İsrail için sürekli bir tehdit oluşturuyor. Bu vesileyle İsrail, kuzey bölgelerinde yaşayan halkın göç etmesi nedeniyle, Hizbullah'a karşı geniş çaplı bir operasyon başlatmak için uygun bir zamanlama görüyor. Bu operasyonlar, geniş çaplı hava saldırıları ve hedef odaklı kara operasyonları şeklinde planlanıyor. İsrail, bu süreçte kayıplarını minimize etmek amacıyla hava üstünlüğünü kullanmayı hedefliyor. Bu nedenle kara operasyonun sınırları belirlenmeye çalışılıyor.

        Trump'ın göreve gelirse ve İsrail'in stratejisi

        Donald Trump'ın ABD Başkanı olarak tekrar göreve gelmesi ihtimaline karşı, İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonlarını hızlandırma stratejisi dikkat çekici. Trump'ın söylemleri, savaş istemeyen bir politika izlemeye yönelik olup, İsrail'in bu dönemde operasyonlarını tamamlaması gerekliliğini ortaya koyuyor. Trump, kampanyasını "Ben iktidardayken savaş çıkmaz" üzerine kurarak, görev süresi boyunca savaşların önlenmesine vurgu yapıyor. Bu nedenle, Netenyahu’nun Trump göreve gelmeden önce Lübnan'daki operasyonlarını tamamlamak istiyor. Ancak bu durum savaşı bölgesel bir çatışma alanına da dönüştürme ihtimali çok yüksek.

        REKLAM

        Durzi toplumunun önemi

        Geçtiğimiz günlerde Golan Tepelerinde bulunan Mecdal Şems’teki saldırıyı Hizbullah’a atfeden İsrail, Lübnan ve Suriye'deki Durzi toplumunun desteğini kritik bir unsur olarak görüyor. Mecd el-Şems gibi bölgelerde yaşayan Durziler, Suriye destekçisi olup, İsrail ile uyumlu bir siyaset izlemiyor. Daha güneyde Hayfa tarafında olan Durziler ise İsrail yanlısıdır. İsrail için bu saldırıyı kullanmak ve Lübnan/Esad ile Durziler arasına sınır çekmek çok stratejik hamle olarak görülüyor. İsrail, Durzilerin desteğini kazanıp sınır güvenliğini sağlama stratejisinin bir parçası olarak bu toplumu önemli bir müttefik olarak görüyor. İsrail, kendini Durzilerin ait olduğu ve iyi muamele gördüğü tek devlet olarak göstermeyi önemsiyor. Durzilerin tarafsızlığını kazanabilmek bile İsrail sınır güvenliği açısından stratejik planlaması için çok stratejik hamle olarak görülüyor.

        Sonuç:

        Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamaları, Türkiye'nin bölgesel stratejilerini, Filistin'deki güç dengelerini ve Orta Doğu'daki jeopolitik hedeflerini yansıtıyor. Türkiye, askeri ve teknolojik kapasitesini vurgulayarak, bölgedeki etkinliğini artırmayı ve alternatif bir güç merkezi olarak kendisini konumlandırmayı hedefliyor. Bu süreçte, Filistinli lider Mahmud Abbas'ı destekleyerek, BAE ve İsrail'in etkisini dengelemeye çalışıyor. İsrail'in Lübnan planları ve Durzi toplumunun önemi de, bölgedeki güç dengelerinin nasıl şekillendiğini gösteriyor. Bu bağlamda, Erdoğan'ın açıklamaları ve bölgesel stratejileri, Orta Doğu'daki jeopolitik dengelerin nasıl evrileceği konusunda önemli ipuçları sunuyor. Arap Baharı’ydı, milyonlarca mülteciydi, oydu buydu derken Türkiye’nin bu stratejik alanı gözetmesi kadar doğal bir şey olamaz.

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ