Mısır vakası
Mısır'da beklenti yeni bir şiddet dalgasının kabarması.
DIŞ HABERLER SERVİSİ / Soli ÖZEL
Haftaya salı Muhammed Buazizi‘nin kendini yakmasının ikinci yılı dolmuş olacak. Buazizi’nin kendini yakmasıyla fitillenen başkaldırının sonuçları ise olumlu ve olumsuz yönleriyle sürüyor. Daha uzunca bir süre de çalkantının süreceği belli. Kısacası Ortadoğu yeniden şekilleniyor, iç düzenini değiştirmeye, sınırlarını korumaya, yeni iktidar yapılarını kurmaya çalışıyor. Kısacası fokur fokur fokur kaynıyor.
Mısır’da beklenti yeni bir şiddet dalgasının kabarması. Onca yıl zulmü altında ezildiği silahlı kuvvetler ve güvenlik güçleriyle güzel bir uyum yakalayan Müslüman Kardeşler iktidarı demokratik bir çerçeve içinde yeniden örgütlemeye pek meraklı gözükmüyor. Aslında bu olup bitenler devrim veya devrim benzeri gelişmelerin ardından beklenmesi gereken gelişmeler.
Stephen Walt, klasik eseri Devrim ve Savaş’ta şu noktanın altını çizer: “(Devrim sonrasında) Yeni bir düzen kurulana kadar kimse dışlanma tehlikesinden azade değildir. Bu nedenle de kendi konumunu güçlendirmek için her şeyi yapma güdüsü güçlüdür. Kazananların parsanın tümünü toplaması kaybedenlerin ise her şeyi kaybetme ihtimali kuşku ve güvensizliği artırır.
Darbe ve komplo korkusu azar. Toplumun yönetiminde hangi yeni kuralların ve kurumların geçerli olacağı konusunda mutabakata varmak zorlu ve uzun bir süreçtir.”
Mısır’da, Tunus’ta ve daha elverişssiz koşullarda Libya’da yaşanan budur. Mursi’nin yangından mal kaçırırcasına anayasayı hazırlaması, sonradan vazgeçse de kendisine olağanüstü yetkiler veren bir kararname çıkarması bu iktidar kavgasının bir tezahürüdür. Ne var ki Walt’ın altını çizdiği gibi kaybedenlerin de kaybedecek o kadar şeyi vardır ki, şiddetle direnmemeleri eşyanın tabiatına aykırıdır. Mısır’da demokratlarla eski rejim artıklarının bir kısmını bir araya getiren dürtü budur.
Gene aynı nedenle Mursi orduyla en azından şimdilik sulh oldu. Yargıya hükmedebilmek için bu kuruma saldırdı. Anayasada 60 yıldır ülkenin yönetiminden sorumlu olan ordunun hemen hiçbir imtiyazına, ekonomideki yerine dokunmadı. Mübarek döneminin zenginlerini Çin’e yanında götürdü. IMF ile anlaşmak için gerekli tedbirleri almaya çalışıyor. Ama halkın tepkisinden korktuğu için alkol ve sigaraya bindirdiği korkunç vergileri geri almak zorunda kaldı. Nihayet dış politikasıyla uluslararası sistemi ve özellikle ABD’yi rahatsız etmeyeceğini de alabildiğine açık bir şekilde ortaya koydu.
Hesabı tek bozan Mısır’daki değişimi tetikleyen, bu uğurda büyük riskler alan kitlenin kolay boyun eğmemesi ve cesaretle mücadelesini sürdürmesi. Ne var ki bu toplumsal muhalefet, ilk seçimlere kıyasla daha iyi örgütlenmişse de hâlâ yeni bir düzen kurmanın gerektirdiği siyasi akla ve reflekslere sahip değil. Militanlıktan, siyasi pazarlıklara ağırlık koyacak türden bir strateji üretme noktasına gelemiyor. Bu durumda örgütlü güç Müslüman Kardeşler, siyasete tüm ağırlığını koyabiliyor.
Önümüzdeki dönemde bu kavga sürecektir. Mursi elinde muhalefete göre daha fazla siyasal koz bulunduruyor. Gene de gücünü abarttığı takdirde uygulayacağı politikalarla, baskıcılıkla, dini baskıcılığın bir unsuru olarak kullanmasıyla hızla ülkede şiddet ortamının yaygınlaşmasına yol açabilir. Nitekim Mursi’nin firavunlaşamasına yönelik muhalefet yalnızca Kahire ile sınırlı değil. Müslüman Kardeşler’e yakın Asyut gibi kentlerde de diktatörlük hevesine karşı direniş güçlü.
Mursi ve Müslüman Kardeşler onlarca yıl muhalefette kalıp itilip kakıldıktan sonra iktidara geldiler. Otoriter rejimle olan mücadelelerinde tıpkı kendilerini ezenler gibi otoriter siyasi kalıplar geliştirdiler. Bugünün Mısır’ı özgürlük, vatandaşlık, haysiyet arayışı içinde bir Mısır. Bunu görmeyip özgürlükleri bastırarak, eski otoriter kalıplara bu kez dinci bir hayat görüşü çerçevesinde dönmek tarihin akışına da uygun olmayacaktır.