Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
DHA

Denizli'ye gelen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Futbol Federasyonu'na, yaptığı naklen yayın ihalesindeki bedeli yayıncı kuruluştan dolar olarak değil, TL olarak alması yönünde sözleşmeyi güncelleme çağrısı yaptı.

Merkez Bankası'nın para satarak piyasaya müdahalesini doğru bulmadığını belirten Zeybekci, 0.50 baz puan faiz artırımını da, Nasıl ki, son 8 ayda 2.5 puan aşağıya getirmeyi başardıysa, bununla ilgili bağımsız bir karar aldıysa son adımıyla da maksimum 0.50 puanlık müdahaleyle de tamamen bağımsız kendi almış olduğu bir karardır. Yani 2.5 düşürürken aferin, 0.50 artırırken kötü Merkez Bankası demeyeceğim. Bu anlamda bağımsız karar alma yetkisini ben onaylıyorum dedi.

BAKAN'DAN TFF'YE ÇAĞRI

Eximbank kredilerinin döviz bazındaki dönüşlerinin TL olarak yapılabilmesi imkanının sağlanmasının son derece önemli bir gelişme olduğunu, devletin TL'leşmesi, milli parayı istisnasız kullanması, hiçbir devlet kurumunun satın almalarda ve ihalelerde başka para birimlerini kullanmaması hassasiyetini benimsemek gerektiğini söyleyen Zeybekci, Türkiye Futbol Federasyonu'na da yayın ihalesinin bedelini TL olarak alması çağrısı yaptı.

Zeybekci, Futbol Federasyonu yaptığı ihalede buradan açıkça çağrıda bulunuyorum. Eğer bu sözleşme imzalanmadıysa bunun tekrar gözden geçirilerek TL olarak Futbol Federasyonu tarafından yayıncı kuruluşa 'Gel bu sözleşmeyi TL olarak yapalım, bana döviz getirme' diyecek bir şekilde dönüştürülmesinin de bence Türkiye'deki bu söylemi, bizim eğilimlerimize de destek verme anlamında cüzi bile olsa, sembolik de olsa önemli olduğunu düşünüyorum dedi.

Maliye Bakanı Naci Ağbal, Varlık barışı uygulamasından yararlanarak, yurt dışındaki varlıklarını Türkiye'ye getirmek isteyen yatırımcıların tebliğ düzenlemesi yapılmasını istediklerini belirterek, "Yapmış olduğumuz ikincil düzenleme taslağını kamuoyu ile paylaştıktan sonra son şeklini verip Resmi Gazete'de yayımlayacağız." dedi.

Ağbal, Maliye Bakanlığının 2017 yılı bütçesinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Komisyon üyelerinin soru ve eleştirilerini yanıtladı.

Kamu alımlarında yerli üretimin bir kaldıraç olarak kullanılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ağbal, Kamu İhale Kanunu'nda bu konuda kapsamlı bir düzenleme yapılmasının önemine işaret etti.

Bu kapsamda ilgili bütün kurumların bir araya gelerek kalkınma ve yerli üretimi sağlayacak çerçeve düzenleme yaptıklarını dile getiren Ağbal, şunları söyledi:

"Bu düzenleme asla herhangi bir kişiyi, grubu özel olarak kamu ihaleleri sistemi dışında, rekabetin olmadığı bir ortamda yarışma içine sokma niyetinde değil ama cazibe merkezleri programı kapsamındaki 23 ilde eğer üretimi artırmak istiyorsak ihale sistemi içinde imkanlar üretebiliriz. Bunlardan bir tanesi belirli mal ve hizmetlerin sadece burada yapılan üretimden tedarik edilmesi. Yani burada üretim yapan işletmelerin katılacağı ihalelerin yapılması. İkinci olarak da Türkiye'nin farklı yerlerinde üretim yapan işletmeler ihaleye katılsa bile program kapsamındaki illerde üretim yapan işletmelere yüzde 15 oranında maliyet avantajının sağlanması."

VARLIK BARIŞI BAŞVURUSU SON GÜN

Varlık barışına ilişkin soruları da yanıtlayan Ağbal, başvuru süresinin 31 Aralık'ta sona ereceğini hatırlattı.

Ağbal, konuyla ilgili yoğun bir tanıtım çalışmasına başlayacaklarını bildirerek, "Özellikle yurt dışındaki varlıklarını Türkiye'ye getirmek isteyen yatırımcılarımız bir tebliğ düzenlemesinin yapılmasını istiyor. Bu konuda ilgili kuruluşlar, bankalar, finans kuruluşları, yatırımcılarla, danışmanlık şirketleri ile yoğun görüşmelerimiz oldu. Bu kapsamda yapmış olduğumuz ikincil düzenleme taslağını kamuoyu ile paylaştıktan sonra son şeklini verip Resmi Gazete'de yayımlayacağız." diye konuştu.

Ağbal, sosyal güvenlik prim yapılandırmasından elde edilen gelirlere dair de bilgi veren Ağbal, 22 Kasım itibarıyla yapılandırma sonrası borç tutarının Sosyal Güvenlik Kurumu için 32 milyar lira olduğunu ifade etti.

"Bakanlık olarak 10 yıllık karnemiz orta"
Yakın bir zamanda kamu mali yönetimine ilişkin idari kapasiteyi güçlendirecek büyük bir eğitim merkezini hizmete açacaklarını bildiren Ağbal, "Burada binlerce kamu çalışanı, mali konularda görev alan arkadaşlarımızı eğitimlere alacağız, uzaktan eğitim yöntemlerini kullanacağız. Sayıştay Başkanlığımızla bu merkezi ortak kullanmayı planlıyorum." diye konuştu.

Siyasi irade olarak saydamlığı ve hesap verebilirliği artırma noktasında iradelerinin tam olduğunun altını çizen Ağbal, şu ifadeleri kullandı:

"Bu konuda atmamız gereken her türlü yasal ve idari tedbirleri aldık, almaya da devam edeceğiz, bunları güçlendireceğiz. Burada önemli olan ne? İşin idare, bürokrasi tarafında farkındalık üretmek, bu konularda idari kapasiteyi geliştirmek, Sayıştayın denetim kapasite ve kabiliyetini geliştirmek, Maliye Bakanlığı ile Sayıştay Başkanlığının sistem üzerinde gözetim, denetim ve izleme fonksiyonunu ortak bir çerçevede geliştirmek. Bunları inşallah hep beraber yapacağız ama 10 yıllık karnemize baktığımız zaman hem kamu idareleri hem Maliye Bakanlığı olarak karneye ben de orta veriyorum, pekiyi veremiyorum."

"DOLAYSIZ VERGİLER HALA DÜŞÜK" 

Ağbal, dolaysız vergilere ilişkin soruları da yanıtlayarak, Türkiye'de sosyal güvenlik primleri dahil vergi gelirlerinin toplam milli gelir içindeki payının OECD ortalamalarının altında olduğunu belirtti.

Bu kapsamda vergi adaleti noktasında Türkiye'nin katedeceği çok mesafe olduğunu ifade eden Ağbal, "Her ne kadar son yıllarda kayıtdışı ekonomiyi azaltsak bile dolaysız vergiler hala düşük düzeylerde." dedi.

Küresel krizden sonra global vergi rekabetinin çok daha ön plana çıktığını anlatan Ağbal, AB ile ABD arasındaki ekonomik kavganın merkezinde vergi rekabetinin bulunduğunun altını çizdi.

Sosyal güvenlik harcamaları konusundaki eleştirileri de cevaplandıran Ağbal, SGK'nın bütçesinin yıldan yıla arttığını söyledi.

Sosyal güvenlik açıklarına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Ağbal, "Bu noktada bakıldığı zaman özellikle SGK'ya yönelik açık finansmanının milli gelire oranı aşağıya geliyor ama rakam olarak baktığımız zaman yukarı çıkıyor." ifadelerini kullandı.

Özellikle AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında emekli aylıklarının geçim şartlarına oranla son derece yetersiz kaldığını ifade eden Ağbal, 2009 sonrasında sosyal güvenlik harcamalarını tetikleyen önemli unsurlardan bir tanesinin emekli aylıklarına yapılan artışlar olduğunun altını çizdi.

PEŞKEŞ ÇEKME TARTIŞMASI

CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu'nun 678 sayılı KHK'da yapılan düzenlemeyle tersane işletmecisi bazı firmalara ecrimisil ödemeleri konusundaki "peşkeş" iddiasına yanıt veren Ağbal, Meclisten geçen 6456 sayılı kanunla 3 Nisan 2013 tarihinde tersanelerin irtifa hakkı sistemini değiştirdiklerini hatırlattı.

Bu kapsamda daha önce maktu bir kira bedeli ile ciro üzerinden pay alındığını belirten Ağbal, şunları kaydetti:

"2013 yılında bu sistemi kaldırdık. Sadece ciro üzerinden binde 1 kira alma sistemini getirdik. Fakat o dönemde bu kanun çıkmış olmasına rağmen Maliye Bakanlığı da içinde olmak üzere Maliye ve Ulaştırma bakanlıkları bu yönetmeliği çok geç çıkardılar. Bana göre tersaneler haklı olarak geldiler ve müracaat ettiler. Dediler ki 'Biz 3 Nisan 2013 tarihi itibarıyla bu kanun hükümlerinden yararlanmak istiyoruz.' Yönetmelik çıkmadığı için bu talepler bekletildi."

Yönetmeliğin yayımlanmasının ardından yönetmeliğin yayımlandığı tarih ile kanunun yayımlandığı tarih arasındaki uygulamalar ilişkin tartışma yaşandığını anlatan Ağbal, şöyle devam etti:

"Vatandaşlar bu dönem için ecrimisil ödeyecekler mi yoksa kanun 2013 nisan ayında çıkmış, bu vatandaşın hakkı bu tarih itibarıyla verilecek mi? Bizim değerlendirmemize göre bir kanunla bir yasal hak verilmişse bu herkes için bir kazanılmış haktır. Bir idarenin yönetmeliği kendisinin geç çıkarmış olmasından dolayı kanunla verilen hiçbir hak geri alınamaz. Böyle bir yönetmeliğin çıkabilmesi için Sayıştay Başkanlığından görüş alınması gerekiyor. Sayıştay Başkanlığı talebi haklı görüyor ama yönetmelik düzenlemesinin yeterli olmayacağını, mutlaka yasal düzenleme yapılması gerektiğini bildirdi. Benim kanaatim bir yönetmelikle düzenleneceği yönündedir. Çünkü kanunla verilen hakkı siz idare olarak idari düzenleme ile geri alamazsınız. Anılan KHK ile yapılan düzenlemede Sayıştayın söylediği hususu yerine getirmek üzere 3 Nisan 2013 tarihinden sonra yapılan başvurulara kanunun aslında bana göre vermiş olduğu hakkı vermiş olduk. Dolayısıyla kimseye devletin ve milletin bir kuruş parasını asla peşkeş çekmedik, çekmemiz de mümkün değil."

Ağbal'ın düzenlemenin bir "peşkeş çekme" anlamı taşımadığını ifadesi üzerine Kuşoğlu, "Söylerim" dedi. Bunun üzerine Ağbal, "Söyleyemezsiniz. Buna katılmam. Dersiniz ki 'Hesap verin'. Dinlemeden, anlamadan 'Peşkeş çekti' derseniz ben bunu kabul etmem." yanıtını verdi.

Bunun üzerine Kuşoğlu'nun "Allah korkusu var bizde" sözlerine karşılık olarak Ağbal, "Allah korkusu olsa önce bir Müslüman bir Müslüma'na zanda bulunmadan önce savunmasını alır." karşılığını verdi.

Ağbal, Kuşoğlu'na yönelik olarak, "Böyle duygusal davranarak mesnedi olmayan şeyler üzerinden siyaset yapmak anlayışı kaliteli bir siyaset değildir. Lütfen siyasetin seviyesini düşürmeyelim." ifadelerini kullandı.

Kuşoğlu'nun düzenlemeden yararlanan firmaların isimlerini istemesi üzerine Ağbal, "Siz bizi gizli saklı iş yapan adamlar mı sanıyorsunuz? Hepsini veririz. Verince ne olacak? Hiç gizleyecek, saklayacak bir işimiz yok. Hepsinin hesabını tek tek veririz." diye konuştu.

Ağbal'ın "Firmaların isimlerini açıklayınca özür dileyecek misiniz?" sorusu üzerine Kuşoğlu, "Tabii" yanıtını verdi.

"Yapılandırmada son rakam 64 milyar lira"
Bütçe dengesi konusunda yıl sonu için dediklerinin gerçekleşeceğini belirten Ağbal, bütçenin iki yakasının bir arada olduğunun altını çizdi.

Yapılandırma ile ilgili 15,9 milyon liralık kampanya gideri olduğunu anlatan Ağbal, "Yapılandırmada son rakam 64 milyar liraydı. Pazartesi günü inşallah son rakamları söyleyeceğiz. Önceki yapılandırmalara göre başvuru sayısı ve tutarı son derece yüksek." dedi.

Bakan Ağbal, gazilerin ÖTV'siz araç alımlarına yönelik bir çalışmalarının bulunmadığını sözlerine ekledi.

Ağbal, konuşmasının sonunda katkı veren Komisyon üyelerine teşekkür etti.

Otomotiv endüstrisinin beklediği vergi artışı, beklenmedik biçimde yine habersiz geldi. 2015’te 17 milyar TL ÖTV ödeyen sektörün en erken 2017 yılında beklediği, Maliye Bakanlığı’nın ise motor hacmi ve fiyatla birlikte emisyon oranlarını da gözeterek belirleyeceğini açıkladığı Özel Tüketim Vergisi oranları 1.6 litre ve altı araçlar için yüzde 45’ten 60’a, 1.6 - 2.0 litre arası araçlar için yüzde 90’dan 110’a, 2.0 litre ve üstü araçlar içinse yüzde 145’ten 160 çıktı. Ancak Özel Tüketim Vergisi tavanı olarak da tanımlanabilecek olan bu oranlar, farklı fiyat kategorisindeki araçlara farklı oranlarda yansıyacak. Buna göre çıplak fiyatı 40 bin TL’nin altında olan araçların ÖTV’si önceden olduğu gibi yüzde 45 kaldı, yani bu araçların anahtar teslim fiyatları değişmedi. Otomobil Distribütörleri Derneği’nin verilerine göre bu sınıfa giren araçlar, toplam pazarın yüzde 45’ini oluşturuyor. Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın açıkladığı rakamlara göreyse bu bölümdeki araçlar, ÖTV tavanı yüzde 60 olan sınıfın yüzde 42’sini oluşturuyor. Çıplak fiyatı 40 bin 1 ile 70 bin TL arasında olan ve yüzde 50’lik ÖTV diliminde olan araçların toplam pazardaki ağırlığı ODD verilerine göre yüzde 40. Bu sınıfta yer alan araçların yüzde 45’ten 50’ye yükselen ÖTV’yle anahtar teslimi fiyatlarına yansıyacak olan fiyat artışı ise yüzde 3.5 civarında oldu

PAZARIN % 45’İ ARTIŞTAN ETKİLENMEDİ

Ağırlıklı olarak crossover’ların ve küçük motorlu lüks markaların oluşturduğu çıplak fiyatı 70 bin 1 TL’nin üzerinde, motor hacimleri ise 1.6 litrenin altında olan araçların ÖTV oranları ise, bu sınıfın üst limiti olan yüzde 60’a yükseldi. ODD verilerine göre pazarda satılan 100 aracın yaklaşık 15’ini oluşturan bu araçların anahtar teslim fiyatları yeni vergi oranlarıyla yüzde 10.3 civarında yükseldi. Pazarın yaklaşık yüzde 95’ini oluşturan 1.6 litre ve altı motor hacmine sahip araçların yarısına yakını ÖTV artışından etkilenmezken, diğer yarısının anahtar teslim fiyatları yüzde 3.4 ila 10.3 oranında arttı.

OYNAK KUR, VERGİ DİLİMİNİ HER AN DEĞİŞTİREBİLECEK

ÖTV’nin, sektöre bir hazırlık süresi verilmeden artırılması, kurdaki artışı hazmetmeye çalışan otomotiv sektörünü zor durumda bıraktı. Sektör değişime ‘resmen’ tepki vermese de, özel konuşmalarda özellikle kurun agresif yükseldiği bir dönemde gelen ‘baskın’ ÖTV artışı sektörü rahatsız etti. Renault Mais Genel Müdürü Berk Çağdaş, sektöre hazırlık yapacak zaman verilmediğini belirttiği açıklamasında, “Bazı segmentlerde vergi düşüşü bekliyorduk bu da gerçekleşmedi” dedi.

LÜKSTEN ORTA SEGMENTE DOĞRU GEÇİŞ YAŞANIR

Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış AŞ CEO’su Ali Haydar Bozkurt ise “Aralıkta fiyatlarda kurdan kaynaklanan, bir miktar fiyat artışı zaten yapılacaktı. Üzerine ÖTV de gelince ortaya farklı bir sahne çıkmış oldu. ‘Keşke bu dönem olmasaydı’ dediğimiz bir gelişme” diye konuştu. Yeni ÖTV oranları ve kurlardaki artış ile birlikte lüks segmentteki modellerden orta segmentlere doğru bir yönelme yaşanması bekleniyor. “Kur artışının fiyatlara aynı oranda yansıtılmaması yıl sonuna kadar bir miktar avantaj sağlayacaktır” diyen Ali Haydar Bozkurt, “2017 Ocak fiyatları arasında, kurlar bu seyrinde devam ederse, yüzde 8-10’a varan oranlarda bir fiyat farkı olacağını şimdiden söyleyebiliriz. Yeni vergi düzenlemesinin yönetilmesi zor olabilecek tarafı ise, fiyata dayalı bir sistem olması. Önümüzdeki aylarda olası kur artışları nedeniyle fiyatlardaki artışlar, vergi dilimlerinde devamlı bir değişime yol açabilecektir. Bu değişiklikler her ay vergi dairelerine ve otomobil firmalarına sistemlerini yeniden güncelleme anlamında iş yükü getirecektir” diye konuştu.

BÜYÜK İNDİRİM ALAN FİLOCULARA YARAYACAK

Fiyat listelerine bakınca, perakende müşterisine sunulan araçlar arasında, baz donanım seviyesinde bile 40 bin TL’nin altında çıplak fiyatı olan araç sayısının ne kadar az olduğu dikkat çekiyor. Çünkü pazarın yüzde 45’ini oluşturduğu söylenen bu gruptaki otomobiller ağırlıklı olarak filo kiralamacılarına satılıyor. Perakende müşterisinin 41 bin TL çıplak fiyatla satın alabildiği bir otomobili, filo müşterisi 37-38 bin TL’lere, hatta bazı markalarda çok daha azına satın alabiliyor. Önceden sadece fiyat perakende tüketicisinin aleyhineyken, yeni durumda hem fiyat hem de ÖTV perakende müşterisinin aleyhine çalışacak.

Hakan ÖZENEN / GAZETE HABERTÜRK