Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Esaslı zaaflardan bir demet

        KEREM AKÇA /HABERTURK.COM

        keremakca@haberturk.com

        DVD’si çıkan dört filmi değerlendirdim. Bunlardan özellikle 2014 yapımı üçü günümüz sinemasında çokça rastladığımız sorunları barındıran çalışmalar…

        Söyle, Ne Zaman?”: Konusuz kalma sendromu

        Sekiz yıllık yönetmenlik kariyerine Slamdance’de Jüri Büyük Ödülü, Sundance’de Jüri Özel Ödülü ve iki Bağımsız Ruh Ödülü sıkıştırmak kolay iş değil. Lynn Shelton; Andrew Bujalski, Duplass Kardeşler ve Joe Swanberg ile birlikte mumblecore akımının en aktif ve sevilen ismi. ‘Ultra bağımsız’ dururken, gerçeklikten, doğaçlamalardan ve ilişkilerden beslenen bir dilin sahibi. Dar alana sıkıştıran düşük çözünürlüklü video/dijital kamera, onda ‘natüralist’ yaşam kesitlerine alan açıyor.

        Özellikle “Humpday” (2009) ve “Your Sister’s Sister”da (2011) kapalı mekanda ilişkilerin evrelerine dair ahlaki açmazları masaya yatırmıştı Shelton. İlkinde ‘sanat için seks cinsel tercihleri değiştirebilir mi?’, ikincisinde ‘sevgilinin kız kardeşiyle yatar mısın?’ sorusu aslında ilginç enstantaneler yarattı. Her iki eserde de başroldeki Mark Duplass kilit bir şahsiyetti.

        Açıkçası Shelton, ondan bağımsız hareket ettiğinden bu yana ‘huysuz yasak ilişki prototipi’nden uzak kaldı. “Touchy Feely”deki (2013) masaj terapisti öyküsünde bir ruhsuzluk vardı. “Söyle, Ne Zaman?”da (“Laggies”, 2014) ise ilk kez senaryosunu yazmadığı bir işe ‘memur’ olarak geliyor. Bu sayede dar alana sıkıştıran, geniş açı objektifleri reddeden, renkleri işlenmemiş görsel yapı sahiciliğini kaybediyor. Onun doğaçlamaya, diyaloglara, oyuncu yönetimine odaklı yaklaşımı; Keira Knightley, Chloë Grace Moretz, Sam Rockwell gibi oyuncuların star egosuna kalıyor.

        Aslında 35mm çekilen filmde palet tercihi olarak doğal/mat renklerden beslenen görsel yapı korunuyor. 1.85:1 formatı da… Memuriyet yaptığı eserde Shelton bu açıdan fazla açılmamış. Yapımcısına tamamen teslim olmamış. Ama burada ‘çocuk kalan kadının aşkı’ gibi bir şeyi incelerken ‘sıra dışı dostluk’ hiç çekici durmuyor. 20’li yaşlar ile 10’lu yaşların buluşması doğru dramatik çatışmalar bulamıyor. Shelton günümüz ilişkileriyle ilgili sorular sormasının ardından hikayesiz kalmış sanki. Böylece bir erkek ile iki kadının arasındaki iletişimde, zoraki ‘romantik-komedi’ye açılma ve mutlu son kullanma manasız hale gelebiliyor. İki arada bir derede kalan “Söyle, Ne Zaman?”, hem yapımcısına hem de sinema sanatına zarar veriyor.

        FİLMİN NOTU: 3.5

        Hayatımın Şansı”: Ağlatma kuralı samimi mi?

        Felçli Philippe ile siyahi asistanı Magalie’nin ‘kalp çarpıntısı’ yaratan dostluğu, “Can Dostum” (“Intouchables”, 2011) adlı gişe rekortmeni bir film doğurmuştu. Aslında o eserin arkasındaki Olivier Nakache-Eric Toledano ikilisi, “Arkadaş Kalalım” (“Je Préfère Qu'on Reste Amis”, 2005) ile de hissettirdikleri gibi alışık oldukları bir formüle el atmışlardı. Zıt kutupların dostluğu, altı senede komediden melodrama kaymıştı.

        Senarist-yönetmenler bu kez bir Senegalli göçmenin peşine takılıyorlar. “Hayatımın Şansı” (“Samba”, 2014), “Can Dostum”un Driss’i Omar Sy’in yanına Charlotte Gainsbourg ve Tahar Rahim’i ekliyor. Emekçi bir fabrika işçisinin hayata tutunma çabasına, aşk ve dostlukla çare arıyor.

        Açıkçası ‘eşcinsel’ imalarını da sayarsak kontrolden çıkmış bir dramatik yapı var. Tahar Rahim’in ilişkiye malzeme olma adına yaptığı şebeklikler oyuncunun karizmasını yerle bir ediyor. Gainsbourg ise sanki önce acımayla gelen bir dostluk, ardından bir aşka yelken açıyor. Bu kez ortada ağlatma ihtimali taşıyan bir fiziksel zaaf ya da hastalık yok.

        Delphine Coulin’in romanından uyarlanan filmin birden fazla finali ise kararsızlığı vurguluyor. Rahim ile Gainsbourg’un varlığı belki de bu duruma yol açıyor. Ama “Hayatımın Şansı”, “Can Dostum”dan sinemasal açıdan daha iyi, siyasi açıdan daha doğru bir film. Kaydırmalı bir uzun planla başlayan eser, Stéphane Fontaine’in sinematografisiyle bir güç kazanıyor.

        Ama bizde ‘göbek dansı’ olabilecek Samba adlı gülünç ve egzotik ana karakter ismiyle alay konusu olabilecek bir önermeye sahip. Kurgunun katkısına karşın “Can Dostum”daki milat öncesinden kalma ırkçılık, küçük duruma düşürme canlanmıyor. Ama bu kez yamama gözüken yan hikaye ve karakterleri nerede arayıp bulacağımızı şaşırıyoruz.

        Toledo-Nakache ikilisi, Fransa’nın Çağan Irmak’ı olarak dalga geçilmeye mahkum. Mizah de kullanan melodram damarlarıyla aslında ‘sadece kitle sineması yapıyorlar’ tanımını hak ediyorlar. Bayat tür sineması örnekleri vermeyi sürdürecek gibiler…

        FİLMİN NOTU: 3.5

        Harp İlahı”: Kirli Ortaçağ temsili

        11. yüzyılda Normandiya’da geçen destansı şövalye filmi, sadece başrol oyuncusu ve yönetmeniyle bile ilgiyi hak ediyor. “Harp İlahı” (“The War Lord”, 1965), ‘kılıç ve sandalet filmi’ türevi savaş sahneleriyle bir ihtişama sahip... Şövalyelik müessesesinin kirliliğini, şiddet algısını koyu renklerle karşımıza çıkarıyor. Hiçbir şeyi abartmıyor. “Cesur Yürek” (“Braveheart”, 1995) yoluna sapıp kahramanlık naraları atmıyor.

        Bunun üzerine aşk ve çekişme de ekleyip iktidar mücadelesine dil uzatınca aslında oyalamak kolaylaşıyor. Franklin J. Shaffner’ın önceki yüzyıllar temsili beklenenin çok uzağında burada. Asla bir “Ben-Hur” (1956) kıvamında değil. Bu durum da Norman şövalyesi Chrysagon de la Cruex’nün Druid kasabasını korurken Bors ile çekişmesini anlamlı hale getiriyor.

        Leslie Stevens’ın oyunundan uyarlanan Ortaçağ fonlu eser ‘tiyatro’ havasını da hissettiriyor. Heston, Oscar aldıktan beş sene sonra böyle bir filmde oynamasına karşın, taktığı kafasını kavrayan perukla Peter Sellers havası estiriyor. Bütünden kopuk hareket ediyor. Schaffner ise başarılı seçim filmi “The Best Man” (1964) ile bilimkurgu başyapıtı “Maymunlar Cehennemi” (“Planet of the Apes”, 1968) arasındaki bir köprü olarak burayı memuriyetle kapatıyor sanki.

        Temiz ama dönemiyle hatırlanıp ‘şövalye filmleri’ arasında anılacak bir iş “Harp İlahı”. Çayırdan çıkan kahraman yorumuyla da belki Marksist kesimleri avucunun içine alıp ayağa kaldıracaktır. Ama Schaffner’ın kariyerinde alt sıralarda memurluk yaptığı eserlerden biri olarak konumlandırılması gayet doğal. Bir “Maymunlar Cehennemi”, bir “Kelebek” (“Papillon”, 1973), bir “Vahşetin Çocukları” (“The Boys from Brazil”, 1978), bir “General Patton” (“Patton”, 1970) beklememek lazım. Heston’ın projenin başına David Lean’i getirmek için uğraşması boşuna değil…

        FİLMİN NOTU: 5.8

        Arabani”: Politik mesele yeterli mi?

        İsrailli Araplar ile Dürzi halkı, konuşurken Arabani dilini kullanır. Bu lehçe, İbranice ile Arapça karışımıdır. Aslında dinlerken de çok farkına varılmaz. Ali Adwan burada kökten dinci bir etnik grubun keskin kurallarının yol açtığı kutuplaşma, çaresizlik ve aile dramını merceğine alıyor. Koyu Müslüman, Koyu Hıristiyan olmakla bağdaştırabilecek bir ‘kurallar silsilesi’ ile etrafımızı sarıyor.

        Arabani”de Yahudi bir kadınla evlendiği için 20 sene köyünden uzak kalan Joseph’in öyküsünü izliyoruz. 14 ve 16 yaşındaki çocuklarının başörtülü ve tutucu anneye kabul ettirilme çabası çok trajik. Açıkçası bu etnik düzen kurma kavgası, bizim kültürümüzle de akraba…

        Ama yönetmen burada bu meseleyi temele yerleştirip kamerayı bırakmış. Gözlemciliğe bel bağlayan ve sallanan kamera, cinema vérité’nin en ilkel haline başvuruyor. Böylece kapkaranlık sinematografi, inadına az ışıkla sarılıyor. Ne olduğunu görmediğimiz dramatik dönüşler, kötü oyuncularla taçlandırılıyor. Böylece çatışmaların dahi umurunuzda olmadığı süreç İsrail sinemasının ilkelliğini ortaya koyuyor.

        Arabani”, ‘siyasi meselem varsa film çekmeye gerek yok’ ekolünün filmlerinden. Tam bir üçüncü dünya ülkesi resmi sunuyor. Fakat İsrail’de İsrail-Filistin çatışmasının ötesinde bambaşka etnik ve dini problemlerin olabileceğine dikkat çekiyor.

        FİLMİN NOTU: 2.1

        KEREM AKÇA’NIN TÜRKİYE’DE YENİ PİYASAYA ÇIKAN DVD’LERDEN ÖNERİLERİ

        1-Sen Aydınlatırsın Geceyi

        2-Prenses Kaguya Masalı

        3-Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi

        4-39 Adım (39 Steps)

        5-Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı

        6-Hobbit: Beş Ordunun Savaşı (The Hobbit: The Battle of Five Armies)

        7-Nebraska

        8-Oz Efsanesi (Legend of Oz: Dorothy’s Return)

        9-Hayatın Kendisi (Life Itself)

        10-Leviathan

        11-Camp X-Ray

        12-Kocan Kadar Konuş

        13-Robin Hood’un Son Macerası (The Last of Robin Hood)

        14-Şeytanın Kapısında

        15-Karışık Kaset

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ