HZ. PRYGAMBER'İN, GÜLENİN ELİNDEN TUTUP SAHEBENİN İÇİNE KATTIĞI İDDİASI

Bir önceki alıntıda Hz. Peygamber’e alnını öptüren Gülen, burada ise Hz. Peygamber’in
elinden tutup kendisini sahabenin içine kattığını âdeti olduğu üzere rüya üzerinden
aktarmaktadır:

“Bizim gibiler hakikatte öyle şeyler görmezler, ama rüyada
görebilirler. Gördüm ki ben, Efendimiz elimden tuttu benim.
Mina’da dolaştırdı, Müzdelife’de dolaştırdı, Arafat’ta dolaştırdı.
Getirdi sahabenin içine kattı. Sonra da hepimizi Kâbe’nin içine
doldurdu. Ne güzel şeyler. Ben buna başka bir yorum, başka bir
mahmil aramalıyım. Acaba Kâbe’nin içine girmem nedir? Yani
te’vil-i ehadis açısından bu bir sukût mudur? Yani bir düşme
midir? Belki de öyledir. Mesela hadis-i şeriflerde, eğer Kâbe’ye
yaklaşma, Kâbe’nin içine girme Allah’la münasebet şeyiyse bu,
demek ki ben bir fakirliğe düşeceğim, bunun manası bu olmalı
veya ben bir belaya maruz kalacağım. Çünkü Allah’a yakın olan
belaya maruz kalır. Diyelim ki Efendimiz iltifat etti. Öyleyse ben
bir fakr-u zarurete düşeceğim. Sürüm sürüm olacağım demektir.
İnsan başka bir mahmil bulmalıdır. Onları katiyen bir paye gibi
görmemeli. Bu meselenin bir yanı. Fakat burada istisnai bir durum
var. Bu türlü durumlar başkalarına aitse şayet, başkaları anlatıyorsa
ben böyle bir şey gördüm veya siz başkaları hakkında görüyorsanız
onlar hakkında hüsn-ü zan etmek lazım. Allah-u a’lem, ya iyidir
bu insan, ya iyiliğe çağrılıyor veya iyiliğe namzet gibi görülüyor.
Onun tabiatı da bu meseleleri dinlemeye müsaitse ona anlatmak
lazım…” (15-Sesli Sohbetler-2\Bamteli_11-20 (Bamteli) 14_01-Peygamberane tavır ve
eneden kaçma. dk. 03.15-05.00)

Bazı yazı ve konuşmalarında Hz. Peygamber’i uyanıkken gördüğünü, cemaatini teftişe
geldiğini, onunla konuştuğunu ve yakaza halindeyken verdiği komuta uyup vaaz ettiğini
söylemekteyken burada “Bizim gibiler hakikatte öyle şeyler görmezler” diyen Gü-
len, hem kendisini yalanlamakta hem de sahte bir tevazu tavrı sergilemektedir.
Gülen’in rüya ile amel etmesi ve çevresine bu yönde telkinlerde bulunması başta bağ-
lıları olmak üzere saf ve bilgisiz bazı insanların, rüyayı bilgi kaynağı olarak kabul etmelerine
ve ona aşırı bir önem vermelerine sebep olmuştur. Gülen, bazı yazılarında rüya
ile amel edilemeyeceğini söylediği halde gerek kendisinin gerekse bağlılarının rüyayı
dinî bir referans gibi kullandıkları görülmektedir.

Burada da kendisine bir paye çıkarmak amacıyla, doğruluğu objektif olarak ispat edilemeyecek bir bilgi ile Hz. Peygamber,Kâbe, sahabe-i kirâm, Mina ve Müzdelife gibi dinî değerleri istismar etmektedir.

GÜLEN’İN KENDİSİNİ TAKDİM ŞEKLİ

Elinizdeki bu çalışmada defaatle vurgulandığı gibi, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in
Sünneti, İslam’da dinî bilginin yegâne kaynağı ve meşruiyet ölçüsüdür. Dolayı-
sıyla peygamber dışında hiç kimsenin yanılmazlık niteliği olmadığı için kişilerin görüş ve
yorumlarının geçerliliği bu iki kaynakla uyumlu olmasına bağlıdır. İlim ölçüleri içerisinde
İslam’ın temel bilgi kaynaklarına dayanmadan insanlar üzerinde keramet, rüya, ilham
ve benzeri yollarla otorite kurmaya çalışanların, İslam adına verdikleri hükümlerin hiç-
bir geçerliliği yoktur.

Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise “Kâbe’nin içine girme Allah’la
münasebet şeyiyse bu” ifadesidir. Bu ifadede İslam inancı bakımından iki sapkınlık
söz konusudur:

1. Allah’ın sanki Kâbe’nin içinde olduğunun ifade edilmiş olması,

2. Allah ile münasebetin olabileceği iması.

Yüce Allah zaman ve mekândan münezzehtir. Kâbe ya da benzeri bir mekânın veya
binanın içinde bulunduğu iddiası Allah’a mekân izafe etmek olur ki, bu İslam inancı bakımından
mücessime ve müşebbihe anlayışlarını çağrıştırır. Allah ile ilişki veya münasebet
hususunda da aynı durum söz konusudur. İslam âlimleri tarih boyunca bu şekildeki
sapık düşüncelerle mücadele etmişlerdir. Nitekim İsra ve Miracın anlatımında dahi zaman
ve mekân söz konusu edilmez. (Ebû’l-Muîn en-Nesefî, Tabsıratü’l-edille, I, 551-552, 571; İbn
Ebi’l-İzz, Şehu’l-akideti’t-Tahaviyye, s. 155; Ali el-Karî, Şerhu’l-fıkhi’l-ekber, s. 185.)
Öte yandan Gülen’in anlatımındaki İslam inancına taban tabana zıt bu ifadeler, bu rü-
yanın ya yalan olduğunu ya da şeytanın kendisi ile oynadığını gösterir. Şayet anlatılan
rüya yalan ise, burada Hz. Peygamber adına yalan söylemek gibi bir sahtekârlık söz
konusudur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) yalan rüya anlatılmasını şiddetle kınadığı
gibi kendisi adına yalan söyleyeni de cehennem ile tehdit etmiştir. Eğer bu rüya yalan
değilse, bu durumda şeytanın oyuncağı olmuş bir kişilik ile karşı karşıyayız demektir.

Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) İslam inancına ve dinî hükümlere ters düşen kötü rü-
yaları “şeytanın uykusunda insanla oynaması” olarak nitelemiş, bunların anlatılmasını
kesin bir dille yasaklamış ve yorum taleplerini de geri çevirmiştir.