Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Diyanet İşleri Başkanlığı “15 Temmuz Darbe Girişimi ve Din İstismarına Karşı Birlik, Dayanışma ve Gelecek Perspektifi” başlıklı tek gündem maddesiyle 3-4 Ağustos 2016 tarihlerinde olağanüstü toplanmıştır. Şûrada kendisine tevdi edilen görev doğrultusunda Din İşleri Yüksek Kurulu daha önce başlattığı incelemelerine hız vererek, FETÖ/PDY’nin (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel DevletYapılanması) din anlayışını bizzat kendi kaynaklarından tespit etmek üzere çalışmalarını sürdürmüştür. Bu kapsamda örgüt elebaşının Türkçe olarak basılmış olan 80 kitabı incelenmiş, 40 bin dakikayı bulan (yaklaşık 670 saat) sesli ve görüntülü konuşması dinlenmiştir.  Bu çalışma halkımızı bilgilendirmek ve din üzerinden yapılabilecek istismarlara karşı
bilinç oluşturmak amacıyla oluşturulmuştur. 

1. Bölüm Gülen'in Kendini Takdim Şekli ve Allah İle Görüşme İddiaları 5. ve 6. bendleri 

5. “SEMANIN İLTİFATINI KETMEDEMEZDİM”

25.03.1990 tarihinde İzmir Şadırvan Camii’nde yaptığı konuşmasında Gülen, Allah’la özel bir ilişki ve iletişim içerisinde olduğu iddialarına bir yenisini daha eklemekte ve müntesiplerine yönelik semanın ve Resûlullah’ın iltifatlarını doğrudan alabildiğini şu sözlerle iddia etmektedir: “Size bir müşahede arz edeyim: Böyle şeyleri cami kürsüsünden arz etmeyi önceleri düşünmüyordum. Ama size semanın iltifatını, Resûlullah’ın iltifatını ketmedemezdim.” (Şadirvan-4 (Iman ve Aksiyon), dk. 29:10). “Semanın iltifatı” ile Yüce Allah’ın veya meleklerin iltifatı kastedilmektedir. Hem Yüce Allah’ın ve meleklerin hem de Resûlullah’ın iltifatının bilinebilmesi, onlarla bir şekilde görüşerek ve irtibat kurarak olabilir. Bu sözleri ile o, hitap ettiği kitle nezdinde kendisini çok yüce bir konuma yerleştirmeye çalışmaktadır. Artık o kitle onu Allah, melekler ve Hz. Peygamber’le görüşen bir kişi olarak görmeye başlamaktadır. Dolayısıyla onun bu sözlerine inanan insanlar, her söylediğinin kesin bir şekilde doğru olacağını peşinen kabullenmiş olmaktadır. Hâlbuki peygamberler dışında herhangi bir kişinin böyle bir konumda olamayacağı açıktır. Şurası muhakkak ki bu sözlerle hitap edilen cemaat kandırılmakta ve aldatılmaktadır. Bu tür ifadelerle kitlelere hitap etmek, dinî bakımdan başlı başına bir sorundur. Nitekim Kur’an-ı Kerim, geçmiş bazı milletlerin benzer bir söylemle Allah’ın iltifatına mazhar oldukları iddialarını sert bir dille eleştirmiştir. (Mâide, 5/18) Sonuç olarak böyle bir söylem, İslam itikadı ile asla bağdaşmamaktadır.

6. ALLAH ADINA KONUŞMAK VE ALLAH'IN TECELLİ ETMESİ

09.07.1979 tarihinde İzmir Hisar Camii’ndeki konuşmasında hadsizliğini daha da ileriye taşıyarak Allah adına konuştuğu ve Yüce Allah’ın, bağlıları huzurunda mütecellî olduğu hezeyanında bulunmaktadır: “Ben şimdi tepeden tırnağa his kesilmiş doğrudan doğruya O’nun rahmeti adına konuşuyorum. Şu anda adeta gazabını unuttum gibi. Rahman ve Rahim gözümün önünü doldurdu. Bismillahirrahmanirrahim adeta beni çepeçevre sardı. Allah, Rahman Rahim huzurunuzda mütecellî…” (1979-07-09_Gonul Dunyamizdan-02 - Muhabbet fedailerinin özellikleri - Beraat Gecesi (İzmir-Hisar Camii), dk. 38 vd.)

Yukarıdaki pasajdan anlaşıldığına göre:

1. Gülen, Allah adına konuşmaktadır.

2. Allah’ın zatını görmektedir.

3. Allah, konuştuğu toplulukta tecellî etmekte yani apaçık görünmektedir.

Bir kimse Yüce Allah’ın rahmetinin genişliğini ve herkesi kapsadığını elbette anlatabilir. Ancak hiç kimsenin Allah’ın rahmeti adına konuşma hakkı yoktur. Çünkü bir kişi Allah’ın rahmeti adına konuşmaya cüret ettiğinde sanki söylediği her şey Allah’ın sözü gibi algılanmaya başlar. Dolayısıyla Gülen, “Onun rahmeti adına konuşuyorum.” sö- züyle otoritesinin tartışılmazlığı noktasında müntesiplerine mesaj vermektedir.

Allah’ın, duyu organları ile algılanabildiği neticesini veren, “Rahman ve Rahim gözümün önünü doldurdu.” ifadesi tecsim/Allah’a cismanî özellikler nispet etme ve teşbih/Allah’ı yarattıklarına benzetme inancına kapı aralama ve Allah’a mekân izafe etme anlamına gelir. Her iki iddianın da İslam inancında yeri yoktur. Nitekim bu görüşleri savunan Müşebbihe ve Mücessime gibi gruplar tarih boyunca sapkın olarak nitelendirilmişlerdir. Öte yandan İslam akaidine göre Allah’ın zatı tüm idraklerin üzerindedir. Zira âyet-i kerimede Yüce Allah, “İnsanların ilmi O’nu kapsayamaz/kuşatamaz.” (Tâhâ, 20/110) buyurmaktadır. Mütecellî kelimesi, “meydana çıkan”, “görünür duruma gelen”, “açık seçik görülen” gibi anlamlara gelmektedir. Bu itibarla konuşmada yer alan “Allah, Rahman, Rahim huzurunuzda mütecellî” sözünün ne derece vahim olduğu açıktır. Gülen, Allah’ın kendi cemaati huzurunda tecellî ettiğinden söz ederek kendini âdeta Hz. Musa’dan daha üstün bir konuma çıkarmaktadır. Nitekim Hz. Musa’nın isteği üzerine Yüce Allah’ın dağa tecellîsini anlatan âyet-i kerime böyle bir sahnenin mümkün olamayacağını açıkça ortayakoymaktadır: “Musa, belirlediğimiz yere (Tûr’a) gelip Rabbi de ona konuşunca, ‘Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım.’ dedi. Allah da, ‘Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin.’ dedi. Rabbi dağa tecellî edince onu darmadağın ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılınca, ‘Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah’ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim.’ dedi.” (A’râf, 7/143). Âyette ifade edildiği üzere, “Allah dağa tecellî edince” dağ paramparça olmuş, Hz. Musa’da bu durum karşısında bayılıp kalmıştır. İlginçtir ki Allah Gülen’in meclisine tecellî ettiğinde (!) ise Gülen konuşmasına devam edebilmekte ve etrafındakiler ise hiçbir şeye şahit olmamaktadır... Bu kesin bilgiler ışığında Allah Teâlâ’nın vaaz edilen yere tecellî etmesi şeklindeki bir hezeyanın, İslam itikadı bakımından kabul edilebilir bir tarafının olmadığı açıktır.