Siyaset Çınarı Ecevit'in yükselişi....
CHP'ye kaydoldu. Yerel bir gazete "misafir kalem" diye davet etti. ABD'ye uçmaya hazırlanıyordu.
Ecevit, CHP'ye kaydolduktan kısa bir süre sonra ABD'ye uçmaya hazırlanıyordu. Yerel bir gazete 'misafir kalem' olarak Ecevit'i davet etmişti. Orada bulunduğu sürede ırkçılık karşıtı yazılarını bin bir güçlükle yayınlatmış, Türkiye üzerine konferanslar vermişti. Dönüşünde Ulus'un vefat eden yazı işleri müdürü Cemal Sağlam'ın koltuğuna oturdu. 1957 yılının başında bir kez daha ABD'ye gitti. Rockefeller Bursu ile Harvard Üniversitesi'nin Sosyal Psikoloji ve Ortadoğu Tarihi kurslarına devam ediyordu. Eşi Rahşan bu kez yanındaydı.
İSMET İNÖNÜ KİMDİR BU BÜLENT, BİR DURSUN
Türkiye'deki gelişmeleri yakından izleyen Ecevit, erken seçimin ilan edilmesiyle, "gazeteme daha faydalı olabilirim umuduyla" Türkiye'ye dönmeye karar vermişti. Ancak, ABD'deyken CHP Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu'na gönderdiği kart sayesinde, vekil olacağını ise henüz hesaplamıyordu. Kamil Kırıkoğlu, Bülent'in kartını eşine teslim etmiş ve "Seçim sırasında hatırlat" demişti.
Kırıkoğlu'nun önerisini, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek de destekleyince İsmet Paşa'nın "Kimdir bu Bülent, hele bir dursun" itirazlarına rağmen, Ecevit milletvekili listesine girmişti. DP'nin gerileyerek de olsa zaferle çıktığı 1957 seçimlerinde, Ecevit de Ankara Milletvekili olarak Meclis'e girdi.
Bir yandan da Ulus gazetesindeki yazılarını sürdüren Ecevit, 1958 yılı başında kurulan Partide genel sekreterliğe bağlı araştırmalar yapacak büroda görev aldı.
12 Ocak 1959 günü toplanan CHP 14. Olağan Kurultayı'nda Parti Meclisi'ne giren isimler arasında Bülent Ecevit de vardı.
ECEVİT İSMET İNÖNÜ'NÜN EVİNDE
27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye tank sesleriyle uyandı. Ecevit, o sabah İsmet İnönü'nün evindeydi. Kendi ifadesine göre Paşa, o sabah olan bitenden huzursuzdu. Ecevit ise 27 Mayıs'ı bir 'halk hareketi' olarak görüyordu.
İlerleyen günlerde darbenin ardından ülkeyi yönetin Milli Birlik komitesi ile CHP arasında "ülke ve kültür birliği projesi" nedeniyle bir tartışma yaşandı. MBK, projenin uygulanmasını istiyordu, CHP Parti Meclisi ise buna karşı bir kampanya açmaya karar verdi. Ulus gazetesi de kampanyada yer aldı, görev Ecevit'indi.
Kampanya meyvesini verdi, 13 Kasım'da Milli Birlik Komitesi'nin dağıtıldığını ve yeni bir komitenin oluşturulduğunu duyuruyordu. Ecevit'in eleştirdiği aralarında Alpaslan Türkeş'in de bulunduğu "radikal kanat" görevlerinden uzaklaştırılmıştı.
Yeniden şekillenen MBK, Meclis'in oluşturulmasına karar verdi. İlk toplantısını 6 Ocak 1961'de yapan Kurucu Meclis'in görevi yeni Anayasa'yı yapmaktı. Ecevit de aralarındaydı. Anayasa, darbenin birinci yıldönümünde kabul edildi. 12 Haziran'da da siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verildi. Seçimler 15 Ekim 1961'de yapılacaktı.
36 YAŞINDA BAKAN OLDU
Siyasi parti liderleri 31 Ağustos'ta askerlerin gözetiminde biraya geldiler ve 27 Mayıs'ın amaçlarını sorgulamayacakları, Atatürk reformlarını koruyacakları, İslam'ı siyasi amaçlarla istismar etmeyecekleri ve Yassıada Mahkemeleri'nin kararlarını seçim propagandası yapmayacaklarına söz verdiler.
15 Eylül'de Yassıada Mahkemesi kararları açıklandı: Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilecekti. Karar, 16 ve 17 Eylül'de infaz edildi.
Böylesi bir ortamda girilen 1961 milletvekili seçimlerinde hiçbir parti tek başına iktidar olacak kadar oy alamadı. Oyların yüzde 36.7'sini alan CHP, Adalet Partisi ile koalisyon kurdu. İnönü başbakanlığındaki hükümette, Ecevit Çalışma Bakanlığı'na getirildi. Bakanlık koltuğundaki Ecevit, 36 yaşındaydı.
20 Kasım 1961'de kurulan koalisyon hükümeti, 1 Haziran 1962'ye kadar işbaşında kaldı. Yaklaşık bir ay süren kriz döneminde, aralarında Ecevit'in de olduğu çoğunluk, CHP'nin hükümette yer almasına karşı çıkıyordu. Ancak İnönü, 25 Haziran'da CKMP ve YTP'yle birlikte hükümeti kurdu. Ecevit yine Çalışma Bakanı koltuğuna oturdu.
16 Kasım 1963'te yapılan ara seçimlerden Adalet Partisi birinci parti olarak çıktı. Seçimde oy kaybına uğrayan CKMP ve YTP hükümetten çekildi. Bu gelişmeler sırasında Başkan J.F. Kenedy'nin ölümü nedeniyle ABD'de bulunan İnönü, yurda döndükten sonra 2 Aralık'ta istifasını verdi. AP hükümeti kuramayınca görev yeniden İnönü'nün oldu. Diğer partilerle yaptığı görüşmeler sonuçsuz kalınca İnönü, bağımsızların desteğiyle 25 Aralık'ta üçüncü koalisyon hükümetin kurdu. Ecevit üçüncü kez Çalışma Bakanı'ydı.
TİP CHP'Yİ ZORLUYORDU
Parti içindeki muhalefetin güçlenmesine neden olan bu gelişmeler, aynı zamanda CHP'nin 1960'lar Türkiyesi'nde sarsılarak değişmesinin de zeminini oluşturuyordu. Değişim, parti içinde muhalefet, giderek hizip hareketleri, ihraçlar, toplu istifalar olarak baş gösteririyordu.
Dışarıda ise 1961 Anayası'nın sağladığı 'özgürlük' ortamının da etkisiyle yoksul kesimlerin ekonomik ve sosyal hak talepleri; TİP'in somut önerilerinin yaygın bir şekilde taban bulması; Amerika'ya duyulan güvenin sarsılması, CHP'yi saf belirlemeye zorluyordu.
1965'lere gelindiğinde CHP ile 'sosyal demokrat' kavramı yan yana ifade edilir olmuştu. 1965 genel seçimlerinin hemen öncesinde 29 Temmuz 1965'te Genel Başkan İsmet İnönü, CHP'nin çizgisinin 'ortanın solu' olduğunu ilk kez dillendiriyordu. İnönü, "CHP, bünyesi itibariyle devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir anlayıştadır. 1923'deki harap ülkede devletçilik nasıl tek, eşi ve yardımcısı olmayan bir kalkınma çaresi idiyse, bugün de ekonomik hayatımızın temel bir unsurudur" diyordu. Artık CHP'li yöneticiler, 'sosyal adalet', 'devrimcilik', 'devletçilik' kavramlarını sıkça kullanır olmuşlardı. Bir dönemeci geçen ve artık 'ortanın solu' olan CHP, 1965 seçimleri için hazırlanan bildirgelerde, "ekonomik bağımsızlık, dış ticaret, petrol, madenler, yabancı sermaye" konularında beklenmedik cesarette politikalar savunmaktadır.
ORTANIN SOLU
Ancak muhalefet CHP'deki değişimi sessizce izlemekle yetinmeyecektir. Sağ partiler, CHP'nin aşırı solcu, komünist olduğu yolundaki propagandalar ve 'ortanın solu Moskova yolu' gibi sloganlarla bir kampanyaya girişmiş, İnönü de 'ortanın solu'nu anlattığı konuşmalarında dolaylı olarak bunlara yanıt vermiştir:
"Devlet de, Anayasa da, CHP de ortanın solundadır... Okuduğum CHP seçim bildirgesi değildir, Anayasa'dır."
CHP, ürkek, çekingen 'ortanın solu' anlayışıyla girdiği 1965 seçimlerinde tam anlamıyla hezimete uğradı. DP'nin mirasını sahiplenen AP, seçimlerden açık ara bir zaferle çıkıyor, Türkiye'de yeni bir dönem başlıyordu. Batı basının manşetleri durumu çok iyi özetliyordu: "Menderes hayaletinin zaferi", "Millet hala DP'ye sadık".
GÜNAH KEÇİSİ
'Ortanın solu' kavramı parti içinde günah keçisi ilan edildi. İnönü ve Ecevit farklı yorumlarla bu kavramı dillendirmekte ısrar etseler de sistemli saldırılar karşısında, partide Ecevit dışında hiçbir parti yöneticisi bu kavramı ağzına alamaz oldu. 'Ortanın solu'nu savunmakta ısrar eden Bülent Ecevit, saldırıların boy hedefiydi artık. Ciddi fikir çatışmalarına, ayrılıklarına sahne olan CHP'de ilk kez 'ortanın solunda olanlar, olmayanlar", "sağcılar-solcular" ayrımı yapılır olmuştu. Bu dönem, Ecevit'i Genel Sekreterliğe götürecek yolu da açan gelişmelere gebeydi.
18 Ekim 1966'da toplanan Kurultay, tekmeli, yumruklu, kıyasıya bir söz düellosuna sahne olmuş, alkışlanan adam ise Ecevit olmuştu.
CUMHURİYET'E ANLATTI
Genel Sekreterliğin en güçlü adayı Bülent Ecevit'tir. Ancak, İnönü bu fikre sıcak bakmıyordu. Ecevit, yıllar sonra Cumhuriyet gazetesinde şöyle anlatacaktı:
"Çetin bir mücadeleden sonra, küçük bir farkla da olsa 18. Kurultay'ı kazandık, 1966 güzünde... Fakat İnönü ona rağmen, bu mücadeleyi kazanan ekibin adayı olarak, benim Genel Sekreterliğimi erken buluyordu. Sayın Kemal Satır'ın Genel Sekreter olmasını istiyordu. Ben, gerçi, bu hareketin önderliği mücadelesine kendime rağmen sürüklenmiştim. Fakat, bir kez görevi kabul ettikten sonra, onun bütün sorumluluğunu yüklenmek ve o görevi sonuna kadar götürmek isterim. Bu durumda, bana güvenen, umut bağlayan arkadaşlarımın, beni uyarmalarına, bana ısrarda bulunmalarına gerek kalmadan yeni Parti Meclisi toplantısından önceki gece yarısı, Rahmetli İnönü'ye gittim. Ve, kendisine Genel Sekreterlikten başka görev kabul edemeyeceğimi söyledim. Öyle zannediyorum ki, İnönü, benden ilk defa karşılaştığı bu davranış karşısında itiraz edemedi."
PARTİ İÇİ MÜCADELE VE ECEVİT İKİNCİ ADAM
Ecevit'in CHP'de ikinci adamlığının tescillenmesi, parti içindeki ideolojik mücadelenin de alttan alta yürütülmesini beraberinde getirdi. 1969 seçimlerinde yüzde 46.6 oy oranıyla galip gelen AP'nin karşısında, yüzde 27.4 oy oranıyla CHP yine hezimete uğramıştı. Seçim sonuçları artık, parti içindeki mücadelenin iyice su yüzüne çıkmasına neden oldu. Artık parti içi mücadele alevlenmiş ve açıktan yürütülür olmuştu. Demirel hükümeti yönetimindeki ülke ise hızla 12 Mart'a doğru yol alıyordu. Bir yandan parti içi muhalefetle mücadele yürüten Ecevit, bir yandan da yaklaşan darbeyi sezmiş ve 20. Kurultay'ı izleyen günlerde 1970 Ağustosu'nda şunları söylemişti:
BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA
"Türkiye'de bir dikta tehlikesi vardır ve bu ancak ordudan gelebilir. Bu, örneğin Yunanistan'daki gibi, yabancıların oyunu olur. Demokratik rejimde bile çok güçlü olan ekonomik çevreler, askeri diktada, daha da güçlenirler. Bir askeri müdahale mümkün gözükmektedir. Fakat, bu, ancak egemen zümrelerin yararına olur."
Ecevit'in öngördüğü darbe 12 Mart 1971'de gelir. Toplumun çoğunluğu tarafından Demirel hükümetine karşı, dolayısıyla solcu-ilerici olarak algılanan Muhtıra, pek çok yanılgıyı aynı zamanda da ayrışmayı beraberinde getirecekti. Muhtıranın ardından Demirel Hükümeti istifa etmiş, darbeden birkaç gün sonra istifa ettirilerek 'tarafsızlaştırılan' Nihat Erim, asker tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmişti. Bu, parti içi çatışmalarda bardağı taşıran son damlaydı.
GENEL SEKRETER KALAMAM
21 Mart'taki CHP grubunda hükümete katılıp katılmama konusu konuşulacaktır. Daha 10 yıl önce, "Nihat, müşkül anında ülkeyi terk edecek karakterdedir" diyen İnönü, Erim hükümetine katılmak ve desteklemek gerektiğini savunuyordu, Ecevit ise böyle bir karar alınırsa istifa edeceğini duyurmuştu. Ecevit, yönetiminde bir gün önce yapılan MYK toplantısında hükümete katılmama, güven oylamasında CHP'li parlamenterleri serbest bırakma kararı alınmıştı ama İnönü, hükümete destek için gruptan bağlayıcı karar istiyordu. Artık ipler kopmuştu. Ecevit, İnönü'ye istifa mektubunu gönderdi.
"Sayın İsmet İnönü
CHP Genel Başkanı
Sayın Genel Başkanım,
Demokratik rejim için ve CHP için çok hayati saydığım bir konuda görüş ayrılığına düşmüş bulunuyoruz.
Bu kadar önemli bir konuda sizin görüşünüze katılmadan Genel Sekreterlik görevini yürütmeye hakkım olamazdı.
Onun için CHP Genel Sekreterliği'nden ayrılıyorum.
Bugüne kadar, eşsiz önderliğinizle bana yol gösterdiniz, değeri biçilmez desteğinizle bana güç kattınız.
Size sonsuz şükran ve minnet duygularımı yaşadıkça içimde taşıyacağım.
Yürekten saygılarımı sunarım.
Bülent Ecevit"
Ecevit ve Merkez Yönetim Kurulu'nun gerekçeli istifasından sonra İnönü, 21 Mart akşamı toplanan CHP ortak grubunda Erim'i öven ve hükümete bakan verileceğini duyuran bir konuşma yaptı. İnönü'nün "Aksi halde kumandanlar idareye el koyacaklarını söylüyorlar..." diye biten konuşması beklenen etkiyi yapmış, gruptan Erim hükümetine destek kararı çıkmıştı. Ancak Parti Meclisi'nde Ecevit'in tartışmasız üstünlüğü sürüyordu.
BIRAKIN GİTSİN
İnönü, Ecevit'in 'ruhi ve hissi nedenlerle istifa ettiğini' iddia etmiş, 'bırakın gitsin' demişti. 25 Mart 1971'de örgüte gönderdiği bir genelgede de "Parti içindeki bunalımın bittiğini ilan ediyorum" diyordu.
Nitekim Ecevit de "Paşam ben sizin karşınıza çıkmak için değil, sizin karşınızdan çekilmek için istifa ettim" demişti ama, Ecevit'e rağmen 'Milli Şef'e karşı gemiler yakılmıştı bir kere, geri dönüş yoktu...
Erim Hükümeti'nin kuruluşundan itibaren yapılan CHP kongrelerinin çoğunluğunu Ecevitçiler kazanmıştı. Bunun anlamı, Parti Meclisi'nde kaba hesapla en az 230 Ecevitçi delegenin oy kullanması demekti. İnönü'ye ise Ecevitçilerin politikalarının parti politikasına dönüşmesine seyirci kalmak düşüyordu. Ama İnönü, bunun yerine tüzük dışına çıkmayı göze aldı. Nüfuzunu kullanarak bu il örgütlerini feshettirmeyi ve partilerin kadın ve gençlik kollarının oy hakkını kaldıran yasa değişikliğine destek vermeyi tercih etti.
İnönü'ye yanıt parti içinden geldi; Ecevit'in istifasından sonra, İnönü'ye rağmen Genel Sekreterlik görevine getirilen ve Ecevitçiliğiyle tanınan Şeref Bakşık'ın istifası 'parti içi savaş'ın da resmi ilanı gibiydi.
GEÇİCİ ATEŞKES...
Artık mücadelenin açıktan yürütülmesi gereken günler gelmiştir. İnönü'ye göre, "İnönü'ye saygı perdesi oyunların üzerine düşürülmüştür. Ecevit'in ihtilafı İnönü'yledir. Bu perdenin kaldırılması ve oyunun örtüsüz oynanması zamanı gelmiştir." İnönü'nü bu çağrısından sonra Ecevit, "Perdeyi Kaldırıyorum" başlıklı bir broşür yazmaya girişir.
Ancak bu sırada dışarıdan CHP'ye yönelen bir tehdit, bir süre için kılıçların kınlarına sokulmasına neden olacaktır. Ankara sıkıyönetim savcısı Baki Tuğ, DEV-GENÇ iddianamesinde CHP'yi ağır bir dille suçlamış, parti için soruşturma açılması için girişim başlatmıştır. İddianamede, "solun üçüncü sızma yolu da CHP'nin araladığı ortanın solu kapısıdır" denilmektedir.
Bir süreliğine tek yumruk olan CHP'den bu iddialara çok sert yanıt gelecek, savcıların bu tavrı "tecavüz" olarak nitelenecektir.
İnönü ile Ecevit'i yakınlaştıran bir diğer olay ise Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarıdır. İdamların önlenmesi için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak isteyen İnönü, ret cevabı alınca Parti Meclisi'nden medet umar. İnönü, bu sırada Ecevit'e "Yanımda olacaksın, bu meseleyi birlikte çözeceğiz, aramızdaki bütün anlaşmazlık ve dargınlıkları kaldırıyorum" diyecektir. Ecevitçilerin ağırlığındaki PM, İnönü'ye 'evet' der ve idamların önlenmesi için Anayasa Mahkemesi'ne CHP olarak başvurulur.
ECEVİT'İN ELİNDE OYUNCAK OLDUNUZ
İnönü sözünü tutar, "Merkez Yönetim Kurulu'yla olan anlaşmazlığımı çözümlenmiş sayıyorum" diyerek bu durumu partiye de deklare eder. Ancak bu yumuşama havası kısa sürecektir.
O güne kadar il ve ilçe kongrelerini her türlü engellemeye karşın birer birer kazanan Ecevitçiler giderek güçlenmektedir, eğer Hazirandaki olağan kongre beklenecek olursa, Ecevitçiler partiyi kesin ve tartışmasız ele geçirecektir. İnönü, "5. Olağanüstü Kurultay'ın, 5 Mayıs 1972 günü ve 20. Kurultay delegeleriyle toplanacağını" ilan eder. İnönü, "Kurultay'ı tüzüğe göre toplayacağım. Kurultay'ı kimlerin yöneteceğini de tek tek kendim belirleyeceğim. Amacınızı seziyorum. Ecevit'in elinde oyuncak haline geldiniz. Size güvenim olmadığını daha önce söylemiştim. Bu Kurultay'da çıkacağım, eski yeni bütün şikayetlerimi anlatacağım. Siz genel başkanınıza karşısınız. Bu meseleyi burada kapanmış sayıyorum dediğim zaman herşeyi bitti zannettiniz. Neler yaptığınızı teker teker Kurultay'da söyleceğim. Yumuşak olmaya çalıştım ama, size anlatamadım" diyordu.
İNÖNÜ ELDEN GİDİYOR...
CHP'li delegeler, 5 Mayıs 1972 sabahına büyük bir gerilim içinde uyanmıştır. Beş gün önce Kızıldere baskını yapılmış, arkasından bir uçak Sofya'ya kaçırılmış, bir gün önce de Jandarma Genel Komutanı bir suikast sonucu yaralanmıştır. Ordu teyakkuzdadır. Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamı an meselesidir. Ülkedeki gerilim, Kurultay salonundaki delegeleri de etkilemişti...
İnönü'nün kalp krizi geçirdiği haberi bomba gibi düşer Kongre salonuna... Kurultay bir gün ertelenmiştir...
Öğleye doğru büyük bir gazetenin birinci sayfasında İnönü'nün hasta yatağındaki fotoğrafı sekiz sütuna manşettir. 'İnönü elden gidiyor' havasını besleyen son vuruş, ertesi günü İnönü'nün doktor ve hemşireler arasında kurultay salonuna girmesiyle sahnelenir. Sonradan ortaya çıkar ki İnönü'nün o fotoğrafı çok önceleri, uyurken çekilmiştir...
YA BEN YA BÜLENT
Açılış konuşması için kürsüye gelen İnönü, son kozunu oynuyordu, açıkça "ya ben ya Bülent" demekten çekinmeyecekti.
Karşılıklı tehditlerle, meydan okumalarla süren Kongre'de söz, en çok tartışılan adama, Ecevit'te geldiğinde soluklar tutulur. Eski Genel Sekreter'in İnönü'ye yanıtı şöyledir:
"Aslında sorun, CHP'yi eski yörüngesine veya yeni yörüngesine oturtma sorunun da ötesindedir. Hatta sorun 'ya ben, ya Bülent' sorununun da ötesindedir. Tekrar söylüyorum, asıl öncelikle ölçülmesi gereken şudur: CHP'de buyruk mu işleyecek, hukuk mu işleyecektir? Buna karar vereceğiz. (...) Daha açık söylüyorum, vereceğiniz karar şudur: Demokratik bir partinin kanunlara saygılı özgür üyeleri mi olacağız, kapıkulları mı olacağız. Karar sizindir."
Parti Meclisi, 507'ye karşı 709 oyla Kurultay'dan güvenoyu alacaktır. Tercih, Bülent Ecevit'ten yanadır.
İNÖNÜ DÖNEMİNİN SONU
İnönü'ye istifa yolu görünmüştür. İstifa mektubu son derece soğuk ve kısadır:
"CHP Merkez Yönetim Kurulu Başkanlığı'na,
CHP Beşinci Olağanüstü Kurultayı'nın 7 Mayıs 1972 toplantısında verdiği karar sonucu olarak, CHP Genel Başkanlığından çekildim.
Tüzüğün 28. maddesinin gerektirdiği işlemin kurulunuzca yapılması için saygılarımla arz ederim.
İsmet İnönü"
Bu satırlar, CHP'de 33 yıl, 4 ay, 11 gün süren İnönü döneminin sona erişini yeni bir dönemin Ecevit döneminin başladığını ilan ediyordu.
ŞEF PARTİSİ'NDEN HALK PARTİSİ'NE
İnönü, Yalova'da dinlenmeye çekilmiştir. Ancak İnönücüler iktidarı kolay teslim etmek niyetinde değildir. İnönü'nün genel başkanlık teklifini kabul etmeyeceği konusunda herkes hemfikir olduğu halde, İnönücüler, hiç olmazsa Ecevit'in başkanlığını töhmet altında bırakmanın yollarını arar. İnönü taraftarları, Ecevit'in genel başkanlığına engel olmak için 'ihtiyati tedbir' için mahkemeye dahi başvurur. Ancak çabaları sonuçsuz kalacak, 14 Mayıs'ta genel başkanlık seçimi için toplanan Kurultay'dan Ecevit Genel Başkan olarak çıkacaktır. 51 il başkanınca ortak aday gösterilen Ecevit, 913 delegeden 826'sının oyuyla Atatürk ve İnönü'den sonra CHP'nin üçüncü genel başkanıdır artık.
Ertesi günkü gazete manşetleri CHP'de Ecevit dönemini şu başlıkla duyuruyordu:
"Şef Partisi'nden Halk Partisi'ne..."
Derleyen: Meral ASLANKAYA-HÜRRİYET