İBB'ye ait özel halk otobüslerinden biri, belki de uzun zamandır İstanbul'da yaşanan en büyük toplu taşıma faciasına imza atmaktan kıl payı kurtuldu.
Gerçi kurtuldu çok da doğru kelime olmayabilir.
O an yani otobüsün göle doğru yuvarlandığı anda araçta bulunan ve yaralanan 30 kişi için hiç de kıl payı kurtulma hikâyesi değildir yaşanan.
OYSA NE SEVİNMİŞTİM
Nasıl korktuklarını ve ömür boyu bu ölüme yaklaştıkları anı unutmayacaklarını tahmin edebiliyorsunuzdur herhalde.
Hele olay sonrasında otobüsün lastiklerinin kış lastiği olmadığının ve dişlerinin de bırakın karı, asfaltta bile tutunma sıkıntısı yaşatacak düzeyde yıpranmış olduğunu öğrenmek, sadece o an otobüste olanları değil hepimizi endişelendiren bir gelişme.
Çünkü üzerinde o yol şartlarında güvenli seyir için gerekli ekipman bulunmayan bu otobüs kayarken herhangi birimiz içinde ya da otomobilimizle bu aracın menzilinde bulunuyor olabilirdik.
Yine bu trafik olayının olduğu gün başka bir haber de Bolu Dağı'ndan geldi.
Takla atmış bir otobüs ve onun artık kaç yıldır değiştirilmediyse dümdüz hale gelmiş lastiğinin fotoğrafları vardı.
Oysa ne sevinmiştim kış lastiği yönetmeliği çıktığında.
Gerçi özel araçlar kapsam dışı bırakılmıştı ama olsun, en azından toplu taşıma araçları, koca kamyonlar daha güvenli hale gelecekti.
Ama sonra ortaya çıktı ki ne bu uygulamanın denetim mekanizması doğru kurulmuş, ne de bu yönetmeliği yayınlamadan aylar önce ülkemizde lastik üreten veya ithal eden lastik firmalarıyla fikir alışverişinde bulunulmuş.
Çünkü ne lastiği trafikte denetleyen var, ne de piyasada bu araç sayısına yetecek miktarda kış lastiği.
CANLARA YAZIK
Hep yazmışımdır, trafikte alkol kontrolü kadar gözle otomobil aydınlatma ve lastiklerinin kontrolünün ciddiye alınmamasının ne kadar hayati olduğunu.
Umudum bu yönetmelik sonrası hiç değilse bir süre lastik denetimlerinin artması yönündeydi ama olmadı.
Sadece kışın da değil, yazın da araçların lastikleri kontrol edilmiyor.
Araç muayenesine ödünç yeni lastikle girip muayeneden geçen insanları hepimiz biliyoruz.
Buna kişisel vurdumduymazlıklarımız da eklenince karda ayaklarını havaya kaldırıp kuyruğunu titreten otobüs fotoğrafları sürpriz olmuyor da kaybettiğimiz canlara yazık olmuyor mu?
BENCE SENARYOLAR ÇEKİLMEDEN RTÜK'E ONAYLATILMALI(!)
DANIŞTAY, RTÜK'ün Aşk-ı Memnu dizisine verdiği "5 dakika 30 saniyelik sevişme sahnesi uzun ve ahlaka aykırıdır" cezasını haklı bulmuş.
Diziyi yayınlayan Kanal D'nin temyiz için başvurduğu Danıştay böylece RTÜK'e onlarca sansürvari yetkisinin yanı sıra ilginç bir hak daha vermiş oldu.
Bundan böyle RTÜK, ceza kriterleri içine "Bu sahne fazla uzun olmuş" cümlesini de ekleyebilecek.
Yani doğrudan yayının üretim anlayışına müdahil olabilecek.
TOPLUMUN GERİSİNDELER
Bu tartışma öyle ilginç bir yere konuşlanmış durumda ki bu ceza karşısında artık alenen sansüre dönüşen denetim ve itiraz için başvurulan makamların muhafazakâr bakışlarının objektif karar alınmasına engel olmasından çok "Televizyonda sevişme sahnelerinin süresine kısıtlama getirilsin mi getirilmesin mi" fikrini tartışıyor gibi oluyorsunuz.
Ki bunu sulandırmak isteyenler muhakkak buraya çekeceklerdir bu konuyu.
Oysa bu yeni karar sonrası oluşan içtihatla RTÜK elinde kronometreyle dolaşacak ve şöyle cümleler duyacağız: "Arkadaş hiç 2 dakika 18 saniye sevişme olur mu? Sevişmenin makbulü kısacık sürenidir."
Yasalar gayet net.
Ve RTÜK, kendi görev ve yetkilerinin tanımlandığı yönetmelikle zaten çok güçlü bir konumda.
Cezalar, kanalların reklam payı oranında kesildiği için zaten hiçbir kanal yöneticisi bu tarz risklere girmek istemiyor.
Üstelik yine biliyoruz ki bu ülkenin dizi yapımcıları kanallardan daha da korkaklar.
Toplumun önünde gitmeyi bırakın iki adım gerisinden geliyorlar.
Topluma hâkim havayı koklayıp iyice emin olduktan sonra yapımlarını şekillendiriyorlar.
Yani zaten sektörde RTÜK'ün muhafazakâr bakış açısının tersine korkunç şeyler filan olmuyor.
Ancak belli ki devlete bu kadarı yetmiyor.
Dahasını istiyor.
Daha müdahil olmak, dibine kadar karışmak, hatta televizyon kumandasını mümkünse elimizden alıp sadece kendi istediği yayın ve kanalları izlememizi istiyor.
Şimdi riskli sahnelere süre açısından da ceza verebilme yetkisi artık bu bakış açısının daniskasıdır.
KURUL OLUŞTURULSUN
Bence yol yakınken bir de RTÜK senaryo ve proje değerlendirme kurulu kurulsun.
Yapımcılar, akıllarına yeni bir proje fikri geldiğinde RTÜK'ün söz konusu kurullarında uzun tartışmalara katılsınlar.
Senaristlerin de hazır bulunacağı bu toplantılarda RTÜK, karakterlerin yazılmasından senaryonun denetlenmesine tek yetkili olsun.
Belli ki ancak böyle içleri rahatlayacak televizyonda gördüğü her şeyden kıllanan, biz izleyiciyi televizyonda gördüğü her sahne sonrası yoldan çıkan ar damarı çatlamış insanlar zanneden zihniyetin.
Bu arada farkında mısınız tüm dertler aşkla, sevişmekle.
Kurtlar Vadisi şiddetine çıt yok!