HABERTURK.COM

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, 2019'un son Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Kalın, gündemin sıcak konusu olan Libya'daki gelişmelerle ilgili olarak şunları kaydetti: 

"Libya'da Hafter güçlerinin saldırıları devam ediyor. Farklı ülkeler farklı şekilde meşru hükümeti hedef alan kanada askeri, siyasi ve parasal destek vermeye devam ediyor. Bildiğiniz gibi Berlin süreci devam ediyor şu anda. Sorunun askeri yöntemlere başvurulmadan çözülmesi için bir süreç yürütülüyor. Biz de bu sürecin bir parçasıyız. BM çatısı altında sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla Ocak ayında bir zirve öngörülüyor. Hafter'e daha fazla silah göndermek, para göndermek öncelikle bu süreci sabote etmek demektir. Uluslararası toplumun Hafter'e net bir mesaj vermesi gerekiyor. Bu saldırılarını durdurması gerekiyor. Aksi halde çok daha kanlı bir savaşın yaşanması kaçınılmaz hale gelecektir. Bu zor günlerde Libya halkını kendi başına bırakamayız. Biz Libya meşru hükümetiyle iki tane anlaşma imzaladık. Bu iki anlaşmadan büyük rahatsızlık duyan çevreler var. Üçüncü ülkelere tehdit teşkil etmeyen bir anlaşmadan bahsediyoruz. Kopartılan gürültüye baktığınızda, 'Türkiye Libya'ya girecek, işgal edecek' gibi haksız iddiaların ortaya atıldığını görüyoruz. Bunların hangi çevrelerden geldiğini tahmin etmek zor değil"

Kalın Türkiye ile Libya'nın yaptığı anlaşmayla ilgili olarak da şu ifadeleri kullandı: "Burada Türkiye kadar Libya tarafı da kazançlıdır. Doğu Akdeniz'de yapılacak sismik araştırmalar, bulunan enerji kaynakların çıkartılması, işletilmesiyle ilgili Libya ile son derece şeffaf bir anlaşma yaptık. Doğu Akdeniz'de başka ülkeler Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye'yi dışarıda bırakıp projeler geliştirdiğinde bunlara kimse tepki vermiyor. Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi hesaba katmayan hiçbir anlaşmanın hayata geçmesi mümkün değildir. Bizim Libya ile son 10 yıl içinde yaptığımız anlaşmalarının mütemmim cüzüdür.

Açıklamalarında Suriye meselesi ve İdlib'teki gelişmelere değinen Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Bölgemizdeki terör tehdidinin devam ettiğini, özellikle Suriye sahasında karşımızda çıkan çeşitli sınamalar karşısında attığımız adımların netice verdiğini söylemek isterim. Özellikle Suriye ve Libya'daki konular gündemimizi yoğun bir şekilde işgal etmeye devam ediyor. Bu çerçevede İçişleri, Milli Savunma, Enerji Bakanlığımızın sunumları oldu. Cumhurbaşkanımızın da yoğun trafiği içerisinde son dönemde yaptığı bir dizi ziyaret oldu. En son Cenevre'de Küresel Göçmenlikle ilgili bir toplantıya katıldık. Bugün de sayın Boris Johnson ile sayın Cumhurbaşkanımızın telefon görüşmesi gerçekleşti. İkili ilişkilerimiz bağlamında bundan sonra atacağımız adımlar konusunda görüş teatisinde bulundular.

"İDLİB'TE SALDIRILARIN DURMASI TEMEL BEKLENTİMİZDİR"

Özellikle Suriye'de, Fırat'ın Doğusu'nda ve İdlib'te yaşananlar kabine toplantısında ele alındı. Öncelikle İdlib'deki durum kritik bir şekilde devam ediyor. Geçen yıl 4 ülke ile varılan mutabakat vardı. Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında İstanbul'da bir İdlib Mutabakatı anlaşması yapılmıştı. Bu geçtiğimiz yıl içinde büyük oranda uygulandı. Ara ara rejimin ihlalleri yaşandı. Adımlar atılmaya devam edildi. Bizim orada 12 noktada gözlem noktalarımız var ve askerlerimiz var. Oradaki sivillerin güvenliğini sağlamak için tedbirler alıyorlar. Son haftalarda İdlib'te rejim ihlallerinin arttığını görüyoruz. Bu konuda Rusya'ya görüşlerimizi ilettik. Bugüne kadar somut adım atılmadı. Dün bir heyetimiz Moskova'daydı, görüşmeleri yaptılar. Çatışmaların durdurulması, yani rejimin saldırıların durdurulması konusunda bir çaba içerisinde olacaklarını ilettiler. Rus tarafından temel beklentimiz çatışmaların durdurulmasıdır.

"RUS TARAFINA HATIRLATMAKTA FAYDA GÖRÜYORUZ"

Siyasi süreci tamamen sabote edecek sonuçları olacaktır. Bu hususun altını özellikle çizmek istiyoruz. İdlib'deki sorun sadece Türkiye'nin sorunu değildir. Mutabakatın korunması, sivillerin korunması ve siyasi sürecin hayata geçirilmesi konusunda gerekli adımları atmalarını, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelerini söylemeye devam edeceğiz. Bu konuda Rus tarafının sorumluluğunun olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz. Terörist faaliyetler bazen sivillere dönük saldırılar şeklinde oluyor. Terörist örgüt ana kimliğini değiştirmedi bundan sonra da değiştirmeyecek. Zaman zaman bize gelip, 'PYD'yi PKK'dan ayrıştıralım' tekliflerle geldiler. Biz bunun mümkün olmayacağını ifade ettik. Daha dün bir saldırı oldu, bu görüşümüzün ne kadar haklı olduğunu teyit etti.

"ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA BİRTAKIM KRİTİK GÖRÜŞMELER OLACAK"

Bu terör örgütüyle girilen her türlü angajman teröre verilmiş doğrudan veya dolaylı destektir. Bizim sınırlarımıza dönük hareketlilik olursa Türkiye olarak bunların karşısında duracağımızı net bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Suriye'de yaklaşık 9 yıldır devam eden savaş sona erecekse, burada herkesin terörle mücadele konusunda net bir tavrının olması lazım. Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda tavizsiz bir tavır içerisinde olmamız gerekiyor. Bu mesele göç meselesi olsun, siyasi sürecin ilerletilmesi olsun sadece Türkiye'nin sorumluluğunda olan mesele değildir. Bu süreçte kendi küçük, milli hesaplarından önce Suriye halkını öne koymalıdır. Önümüzdeki haftalarda bu konularda birtakım kritik görüşmeler, görüşmeler, ziyaretler de olacak.

"BU İKİ ANLAŞMADAN RAHATSIZLIK DUYAN ÇEVRELER VAR"

Libya'da Hafter güçlerinin saldırıları devam ediyor. Farklı ülkeler farklı şekilde meşru hükümeti hedef alan kanada askeri, siyasi ve parasal destek vermeye devam ediyor. Bildiğiniz gibi Berlin süreci devam ediyor şu anda. Sorunun askeri yöntemlere başvurulmadan çözülmesi için bir süreç yürütülüyor. Biz de bu sürecin bir parçasıyız. BM çatısı altında sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımıyla Ocak ayında bir zirve öngörülüyor. Hafter'e daha fazla silah göndermek, para göndermek öncelikle bu süreci sabote etmek demektir. Uluslararası toplumun Hafter'e net bir mesaj vermesi gerekiyor. Bu saldırılarını durdurması gerekiyor. Aksi halde çok daha kanlı bir savaşın yaşanması kaçınılmaz hale gelecektir. Bu zor günlerde Libya halkını kendi başına bırakamayız. Biz Libya meşru hükümetiyle iki tane anlaşma imzaladık. Bu iki anlaşmadan büyük rahatsızlık duyan çevreler var. Üçüncü ülkelere tehdit teşkil etmeyen bir anlaşmadan bahsediyoruz. Kopartılan gürültüye baktığınızda, 'Türkiye Libya'ya girecek, işgal edecek' gibi haksız iddiaların ortaya atıldığını görüyoruz. Bunların hangi çevrelerden geldiğini tahmin etmek zor değil.

"TÜRKİYE'Yİ HESABA KATMAYAN ANLAŞMA HAYATA GEÇEMEZ"

Burada Türkiye kadar Libya tarafı da kazançlıdır. Doğu Akdeniz'de yapılacak sismik araştırmalar, bulunan enerji kaynakların çıkartılması, işletilmesiyle ilgili Libya ile son derece şeffaf bir anlaşma yaptık. Doğu Akdeniz'de başka ülkeler Mısır, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye'yi dışarıda bırakıp projeler geliştirdiğinde bunlara kimse tepki vermiyor. Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi hesaba katmayan hiçbir anlaşmanın hayata geçmesi mümkün değildir. Bizim Libya ile son 10 yıl içinde yaptığımız anlaşmalarının mütemmim cüzüdür.

"BU ADIMLAR TÜRKİYE AÇISINDAN TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR"

Türkiye Cumhuriyeti tarihini bilen herkes görecektir. Türkiye'nin güvenliği Misak-ı Milli sınırlarının çok ötesinde başlar. Libya'da olup bitenler, Suriye'de, Irak'ta, Balkanlar'da, İran'da, Afganistan'da olup bitenler bizi ilgilendirir. Attığımız adımları emperyalist güdülerle atmıyoruz. Sürekli karşı tarafla görüşerek, eşit aktör muamelesi yaparak ilişkiler geliştiriyoruz. Burada da sahada ve masada güçlü olmak Türkiye açısından bir tercih değil zorunluluktur. Libya ve Suriye'deki gelişmeleri yakın bir şekilde gelişmeleri devam edeceğiz.

"BİZ LİBYA HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

3600 Ek Gösterge konusunda bugünkü toplantı bu konu gündemimizde yoktu. Tezkere meselesi Meclis'in uhdesinde olan bir konu. Başka ülkelere de asker gönderme konusunda Meclis'in yetkilendirme yapması gerekiyor. Sıcak gelişmelerle ilgili tezkere ihtiyacı olabilir. Tezkereyle ilgili benim bir şey söylemem doğru olmaz, Meclis'in yetkisindedir. Biz prensip olarak meşru, uluslararası toplumun tanıdığı Libya hükümetinin ve halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Libya'da iç çatışmalar devam ederken Kaddafi döneminde hemen sonrasında birçok tahliye hareketi yaptık, yaralıları getirdik. Bizim geçmişe sari ilişkilerimiz var. Yıllarca Türk firmaları orada müteahhitlik hizmetine imza atmış oldular. Şu anda mevcut şartları dikkate aldığımız zaman, devlet otoritesinin tam manasında kurulmadığı ortamda bile ekonomik ilişkiler devam ediyor.

"DEĞERLİ KONUT VERGİSİYLE İLGİLİ YENİDEN ÇALIŞMA YAPILACAK"

Değerli konut vergisiyle ilgili olarak önümüzdeki günlerde çalışma yapılacak. 1 yıllık erteleme sözkonusu olabilir. Yapılacak çalışma tekemmül ettirildikten sonra Cumhurbaşkanımıza arzedilecek. Gelen değerlendirmeleri, eleştirileri, çağrıları dikkate aldığımızı ifade etmek isteriz.

"TÜRKİYE'Yİ BU TEHDİTLERLE KORKUTAMAYACAKLARDIR"

Sayın Trump, Türkiye'yi Amerika'nın kaybetmemesi gerektiğin bilen bir lider. Tasarıya baktığınız zaman kendi içinde bütünlüğü olmayan merkezinde Türkiye karşıtlığı olan bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Buraya baktığınızda artık meselenin S-400 meselesi olmadığı konunun başka yere kaydırıldığı görüyor. Tasarının Türk-Amerikan ilişkilerine faydası olmadığını ifade etmek istiyoruz. Kendilerini sürekli bilgilendiriyoruz. Gerek oradaki lobi piar şirketlerimiz. Malesef orada Türkiye karşıtlığı yüzünden Amerikan iç siyasetinde bir alan oluşmuş. Bazı kongre üyelerinin Trump'la yürüttüğü kavganın malzemesi olmuş. Sayın Trump'ın Türkiye'nin önemini takdir eden bir durumda olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. En son Japonya'da G-20 toplantısında kameralar önünde bu yaptırımların faydası olmadığını açıkça ifade etti. Ancak bu görüşünü ne kadar hayata geçirebilecek, ne kadar engelleyebilecek göreceğiz. Buradan kongreye çağrı yapmak isterim, yaptırım diliyle Türkiye'ye karşı olmalarının hiç kimseye faydası olmaz. Türkiye'yi tırnak içinde yola getirme gibi beyhude bir çalışma içerisinde olmasınlar. Türkiye'yi bu tür yaptırım, tehditlerle korkutamayacaklarını bilmeleri gerekir.

"BÖYLESİ BİR ÖNŞARTI KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR"

Patriotları alma konusunda Türkiye uzun yıllar çaba sarfetti. Bunun sorumlusu Amerikan tarafıdır. Geçen yıl tekrar gündeme geldiğinde bize gelen teklif bizim için tatminkâr teklif değildi. Orada bile ön şart koştular, 'S-400'leri elinizden çıkartmadan size Patriot satmayız' dediler. Böylesi bir önşartı kabullenmemiz mümkün değildir. Türkiye alternatifsiz değildir.

"RUSYA, BAE VE MISIR HAFTER'E TANK VE TOP VERİYOR"

Rus tarafının İdlib'deki çatışmanın, rejim saldırılarını durdurma yönünde bir çabaya gireceğini bekliyoruz. Geçtiğimiz Nisan ayında Hafter ve Sarraj tarafı Abu Dabi'de bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmayı yok sayan Hafter saldırılara başladı. Nisan ayında yapılan mutabakatı hiçe sayan Hafter hala Trablus'a saldırmaya devam ediyor. Kimse Hafter'i durdurma yönünde somut adım atmıyor. Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır tankları, topları Hafter'e vermek suretiyle açıkça bir taraf olduklarını ifade ediyorlar. BM'nin nezdinde yürütülen müzakereleri sabote etmektir bu.

"LİBYA'DA ÖNCELİKLE ÇABAMIZ ÇATIŞMALARIN DURDURULMASI"

Bu süreç böyle devam ederken Rusya dahil olmak üzere Hafter'e askeri desteğin verilmesi sürece katkı sunmamaktır. Bizim beklentimiz, çabamız özellikle Libya'da çatışmaların durması, herkesin pozisyonuna geri dönmesi ve siyasi müzekarenin yolunun açılmasıdır.

"ASGARİ ÜCRETTE ORTAK NOKTA BULUNACAK"

Asgari ücret konusu gündeme gelmedi. Çalışma Bakanlığımız bir çalışma yapıyor. Diğer tarafların da değerlendirmeleri alınmak suretiyle bir noktaya gelecek. Tabii ki Cumhurbaşkanımızın da değerlendirilmesi olacak. Herkesin kabul edeceği bir orta yol bulunması konusunda çalışma devam ediyor.

"KANAL İSTANBUL BELEDİYE DEĞİL DEVLET PROJESİDİR"

Kanal İstanbul yeni bir konu değil. Yıllardır gündemde olan, Cumhurbaşkanımızın 'çılgın proje' diye isimlendirdiği proje. Daha önce de konuşuldu. Ön çalışma yapılmış idi. Muhalefet partisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendi yetkilerindeymiş gibi 'bu işi yaptırmayız' diye çıktılar. Bu herşeyden önce devlet projesidir. Bununla ilgili değerlendirmeler yapıldı, yapılmaya da devam edecek. ÇED raporu, finansal durumu incelendi. İstanbul'un gelişmesi açısından büyük katkılar sağlayacağı açık görülüyor. En önemlisi İstanbul Boğazı'nı rahatlatacak bir projedir. İstanbul nüfusunun özellikle suriçi ve civarındaki yoğunlaşmayı şehrin diğer tarafına geçilecek yaşam alanları açılacak. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Çalışma Bakanımız da bu konuda tek taraflı yetkinin İBB'de olmadığını açıkladı. Son tahlilde İstanbul'da yapıldığı için tabii ki İstanbul'daki paydaşlar da sürecin parçası olacak. Türkiye için bu yapılabilir projedir. Bunu 'yaptırmayız' gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok anlamlı gelmiyor. Biz en sıkıntılı günlerimizde 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra üçüncü köprüyü açtık, havalimanını yaptık. Bu tür büyük projeler fantastik değil yapılabilir şeyler. Daha geniş ufuktan bakmak gerekiyor. Geçmişte de yaptırmayız, ettirmeyiz yaklaşımların netice vermediğini gördük. Cumhurbaşkanımız bu projeye İstanbul için, Türkiye için her birey için inanıyor. Bu süreç devam edecek, tekrar ifade edeyim, Kanal İstanbul bir siyasi partinin ya da belediyenin projesi değil, devlet projesidir.

"KANAL İSTANBUL MONTRÖ'YÜ ORTADAN KALDIRACAK PROJE DEĞİL"

Kanal İstanbul Montrö'yü mülga edecek, ortadan kaldıracak bir proje değildir. Boğazlar Türkiye'nin yetkisi içerisinde Montrö Boğazlar Anlaşması içerisinde bizim coğrafyamızdır. Rusya'nın Haseke'de YPG-PYD terör örgütüyle angajmana girdiğini duyduk, Rus tarafına bunu ilettik. YPG ve PYD'yi anlaştığımız 30 kilometrelik hattın dışına çıkarma dışında yapılan angajmanlar teröre destek vermektir. Bu konuda Rus tarafına sözlerini yerine getirme çağrımızı yineliyoruz. Suriye'nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği açısından bu terör örgütünün tamamen nötralize edilmesi gerekiyor. Müttefiklerden beklentimiz terör örgütüne yeni imkan ve fırsat alanları açmaktan kaçınmalarıdır.