Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Levent Özçelik, HT Cumartesi'de büyüleyici bir geçmişe sahip olan İznik'i kaleme aldı. İznik burası, 1495-1718 arası Osmanlı çini sanatının merkezi... Çini aslında İznik’te çok daha eski; ilk seramik ta MÖ 7000’e tarihli. Üğücek Höyük, Karacakaya, Abdülvahap Tepesi ve Müşüküle Köyü kazıları bunun en büyük delili. Bu kendi küçük geçmişi büyük ilçenin tarihi ise MÖ 316’ya kadar uzanıyor. Dünyaca ünlü antik coğrafyacı Strabon’a göre şehir, MÖ 316’da, Büyük İskender’in generallerinden Antigonus tarafından bulundu. Diğer bir general Lisimakos ise şehri aldı ve ona karısının adını verdi: ‘Nicea’. Onun ölümünden sonra İznik, Bizanslılar, Romalılar, Gothlar ve tekrar Romalılar tarafından ele geçirildi.

Konstantin İmparatoru’nun MS 313’te Hıristiyanlığa geçmesiyle önemli bir dini merkez oldu. İznik tarihi boyunca üç kez başkentlik yaptı; Selçuklu Sultanı Kutalmışoğlu’nun başkent yaptığı kent Haçlı Ordusu’nca alınıp Bizanslılara verilinceye kadar başkent olarak kaldı. 1105’te yeniden Bizans’ın eline geçti Bizans’ın başkenti oldu. Osman Bey’in oğlu Orhan Bey, 1331’de Bizanslılardan aldığı İznik’i, Osmanlı Beyliği’nin merkezi yaptı. Yani şimdilerde “küçük” dediğimiz bu ilçe, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş planlarının yapıldığı başkent oldu.

Dört kapılı bir şehir İznik; Yenişehir, Lefke, İstanbul Kapıları ayakta ama Göl Kapısı bugüne gelememiş. Lefke Kapısı’ndan geçer geçmez karşınıza İznik Mezarlığı çıkacak. Çiçeklerle süslü bu tertemiz mezarlık sonrası hem İznik’e yukarıdan bakabilmek hem de Abdullah Dede türbesini ziyaret etmek için yukarı çıkıyoruz. Birkaç kilometrelik bol virajlı yoldan sonra Abdullah Dede, asıl adıyla Sancaktar Abdülvahap Efendi’nin türbesine geliyoruz. Türbenin çevresi kıpkırmızı, dileği olan Türk bayrağını kapıp gelmiş ve bahçesine gömmüş. Tepede kendimize oturacak bir yer buluyoruz hemen. İşte aşağıda İznik! Hemen hemen tamamı bugüne ulaşabilen surların içinde bir küçük kasaba.

İZNİK GÖLÜ VE ÇEVRESİ

İznik sadece zengin bir tarihe değil aynı zamanda güzel bir doğaya da sahip. Ulu çınarların, salkım söğütlerin, akasyaların çevrelediği göl kıyısında yürümek büyük keyif. Gölün güney kıyıları kumsal olduğu için plaj olarak daha çok tercih ediliyor. Güney kıyılarında görülmeye değer bir dizi köy de sizi bekliyor. Gürle bu köyler arasında en önemlisi. Gürle tepesine sırtını vermiş köyde, sadece minaresi ayakta kalmış 600 yıllık Orhan Bey Camii bulunuyor. Gürle Tepesi, köyden 1282 metre yukarıda.

Köylüler trekking ve yamaç paraşütü türü aktiviteler için bölgenin uygun olduğunu söylüyor. Ancak tepeye çıkmak o kadar da kolay değil. Göl manzaralı 17 km’lik bir yol sonrası Sansarak Köyü’ne ulaşıyorsunuz. Denizden yüksekliği 1000 metre olan köy, tıpkı İznik çevresindeki diğer köyler gibi yüzlerce yıllık bir tarihe sahip. Parke taşlı sokakları, ahşap evleri, meydanı ve tam ortasından geçen deresiyle Sansarak Köyü görülmeye değer. Doğa tutkunları köyün 2 km. uzağındaki Sansarak Kanyonu’nu mutlaka keşfetmeliler. Bir doğa harikası olan kanyonun derinliklerine yürümek mümkün.

BUNLARI UNUTMAYIN!

- İznik’te, genç yaşlı herkes bisiklete biniyor. Siz de göl kıyısında bisiklete binmeden sakın dönmeyin. 

- Günbatımını göl kıyısından izleyin. Güneşin göl üzerinde yaptığı ışık oyunları gerçekten muhteşem. 

- Kahvaltınızı çarşının içindeki çay bahçelerinden birinde yapın. İyi demlenmiş çay ve poğaçayla, ağaçların altında kahvaltı etmek nefis oluyor. 

- İznik’i kuşbakışı görmek için, Abdülvahap Efendi Türbesi’nin bulunduğu tepeye çıkın.

İZNİK MÜZESİ MUTLAKA GÖRÜLMELİ

Lefke Kapısı tarafındaki Nilüfer Hatun İmareti 1338’de inşa edilmiş. Osmanlı sultanlarına ait ilk imaret ve bugün müze olarak kullanılıyor. Müzede, 15. ve 16. yüzyıla ait eserleri, Eros’u, tanrıça kabartmalarını, yılanbaşlı medusalarla süslü Roma Lahdi’ni ve Bizans, Osmanlı sırlı kapları, el yazması Kuran’ları, kül ve sikke kapları, MÖ 6000’lerden kalma bir çiftçi köyünden cam, taş, toprak gereç ve süs eşyası buluntularını görebilirsiniz.

ÇİNİNİN PEŞİ SIRA...

Süleyman Paşa Medresesi her daim hareketli... Seramik tabaklarda birbirine çok benzeyen ama hepsi birbirinden farklı hikâyeler yazılıyor; çiçekler açıyor, renkler cümbüş yapıyor. Medresenin dört bir yanındaki çini atölyelerinde müthiş bir aşk yaşanıyor! 1330’larda yapılan Süleyman Paşa Medresesi yakın bir geçmişe kadar viran bir haldeymiş, şu anda ise ilçede sayıları gittikçe artan yeni kuşak çinicilerin toplandığı bir mekân konumunda.

NE YENİR?

İznik Gölü’nden çıkan sazan ve yayın balıkları çok lezzetli. Göl manzaralı lokantalarda yiyebilirsiniz.