Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Keşfet Sahipleri yılda 33 bin ağaç dikmeli

        Gündelik hayatımızda en çok ilgilendiğimiz konuların başında hava durumu geliyor. Bilindiği üzere hava durumu; güneş ışığı miktarı, sıcaklık, nem ve rüzgâr gibi çevresel faktörler aracılığıyla beyin kimyasını, uyku düzenini ve günlük davranışları doğrudan etkileyerek insan psikolojisinde değişiklikler oluşturuyor.

        Değişen hava sıcaklıklarına uyum sağlama sürecimizle beraber bedenimiz ve psikolojimiz bu süreçte farklı tepkiler verebiliyor. Bu tepkiler; depresyon, öfke, iştah problemleri, duygusal dalgalanmalar, motivasyon düşüşü, yorgunluk, isteksizlik ve uyku düzeninde bozulma biçiminde kendini gösteriyor. Tüm bu değişimler genellikle ani sıcaklık dalgalanmalarının yaşandığı kısa vadeli süreçlerde ortaya çıkıyor.

        Peki uzun vadede değişen, yani bedenimiz ve psikolojimiz iklim değişikliğine nasıl tepkiler verecek?

        Araştırmalara göre ister büyük bir şehirde yaşasın isterse kırsalda, iklim değişikliğinin olumsuzlukları insanlar üzerinde fiziksel ve psikolojik olarak benzer etkiler bırakıyor. Aynı şekilde artan kronik sıcaklıklar, kuraklık tehdidi ve çevre kaygısı; bireylerde geleceğe yönelik belirsizlik hissini tetikleyerek uzun vadede iklim kaygısı ve kronik tükenmişlik sendromunu kalıcı hale getirebiliyor.

        Bu nedenle iklim krizi küresel ölçekte her daim gündemde kalmaya devam ediyor. 23 Eylül'de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, iklim eylemini hızlandırmak ve adil bir enerji geçişini ilerletmek için hükümet, iş dünyası, finans, sivil toplum ve diğer sektörlerden liderleri bir araya getirdi. Liderler, kanıtlanmış çözümlerin daha hızlı uygulanması, temiz enerjiye geçiş, iklim finansmanının artırılması, daha güçlü direnç, insanları ve geçim kaynaklarını korumak için yenilenmiş uluslararası iş birliği çağrısında bulundu. Aynı şekilde küresel sermayenin ve uluslararası finans kuruluşlarının yeşil dönüşüm projelerine sağlayacağı fonlar, sadece ekolojik bir zorunluluk değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirliğin de ana şartı haline geliyor.

        İKLİM KRİZİNİN NEDENLERİ

        İNSAN KAYNAKLI ETMENLER

        • Fosil Yakıtların Kullanımı

        • Ormansızlaşma

        • Sanayi

        DOĞAL ETMENLER

        • Volkanik Patlamalar

        • Güneş Aktivitelerindeki Değişimler

        Volkanik patlamalar, atmosfere kül ve gaz salınmasıyla iklim değişimlerine kısa vadede etkide bulunabilir. Güncel ısınma hızının ise güneş döngüleriyle açıklanamayacak kadar fazla olmasından dolayı iklim değişikliğinin nedeni temel olarak insan kaynaklı etmenlerden oluşuyor.

        Hafta içinde iki ünlünün özel jeti gündeme geldi.

        Biri dünyanın en zengin şarkıcısı olan Taylor Swift'in 3 motorlu 16 yolcu kapasiteli özel jeti. Swift, neredeyse gün aşırı olmak üzere özel jetini yılda 170 kez kullanıyormuş.

        Diğer ünlü ise Cristiano Ronaldo...

        Portekiz Millî Takımı'nın Teknik Direktörü Jorge Jesus'un basın toplantısında kendisi hakkında yaptığı yorumlara kızıp Portekiz Millî Takımı kampını terk ederken Ronaldo, 2 motorlu 14 yolcu kapasiteli özel jetinin havalanmaya hazır olması için pilotlarına talimat verdi. Ünlü futbolcunun özel jetini yılda kaç kez kullandığına yönelik bir veri olmasa da maç takviminden dolayı ne sıklıkla uçtuğunu tahmin etmek zor değil.

        Taylor Swift'in serveti 2 milyar, Cristiano Ronaldo'nun serveti ise 1,5 milyar dolar. Ne Swift'e ne de Ronaldo'ya "Özel jetinin yerine tarifeli uçak kullan" diyecek değiliz. Servet onların, keyif onların...

        Ne var ki;

        İklim krizinin insan kaynaklı etmenleri arasında özel jetlerin ürettiği sera gazı bir hayli büyük rol oynuyor. Özel jetler, ticari uçuşlara oranla saatlik bazda çok daha yüksek karbon salımı yapıyor. Ortalama bir özel jetin tek bir uçuşu 4,46 ton CO₂ yayıyor.

        Uluslararası Temiz Ulaşım Konseyi'nin verilerine göre, özel jetler dünya genelinde yılda yaklaşık 15,6 milyon ila 19,5 milyon ton (Ortalaması 17,5 milyon ton) sera gazı üretiyor.

        Küresel çapta yaklaşık 24 bin özel jet olduğuna göre ürettikleri sera gazının iklim krizinde ne kadar büyük pay sahibi oldukları gözler önüne seriliyor.

        ÖZEL JET SAHİPLERİNİN AĞAÇ DİKMESİ YASALLAŞTIRILMALI

        Dünyada özel jet sahiplerinin yasayla yürütülen bir ağaç dikme sorumluluğu bulunmuyor.

        Oysa bulunmalı...

        Çünkü 17,5 milyon ton sera gazını bir yılda absorbe etmek için yaklaşık 800 milyon ağaç gerekiyor. Her özel jet sahibi yılda 33 bin ağacın dikilmesini sağlarsa özel jetlerinin ürettiği sera gazı absorbe olur.

        33 bin ağacın dikim masrafı ise dikilecek alan ve fidan türüne göre 30 bin dolar ila 132 bin dolar arasında değişiyor. Bu paralar, özel jet sahipleri için devede kulak bile değil.

        Tabii kimsenin günahını almayalım. Belki de ağaç dikme ve ormanları koruma çalışmalarına katılanlar oluyordur. Örneğin Cristiano Ronaldo, 2013'te Endonezya'daki Mangrov Ormanları'nı Koruma Forumu'nun çevre elçisi olmasının yanı sıra ağaç dikilmesine yönelik yüklü miktarlarda bağış yapması da birkaç kez kamuoyuna yansımıştı.

        YILDA NE KADAR ÖZEL JET ÜRETİLİP SATILIYOR ?

        • 2023: 730

        • 2024: 764

        • 2025: 854

        Her yıl üretilip satılan özel jetlerin sayısı, dikkat çekici yükseklikte bulunmaya devam ediyor.

        KÜRESEL ORTALAMA SICAKLIK 25 YILDA 0,7 °C ARTTI

        İklim krizini sayısal verilerle ifade edince alınacak önlemler için bir hayli hızlı davranılması gerektiği ortaya çıkıyor.

        1901–2000 arasında küresel ortalama sıcaklık 13,9 °C idi.

        2001-2025 arasında ise küresel ortalama sıcaklık, 0,7 °C artışla 14,6 °C'ye yükseldi.

        Sadece son 5 yıl içinde İsviçre'deki buzul hacmi yaklaşık yüzde 20 oranında azaldı.

        İklim değişikliğini ülkemize indirgeyecek olursak durumun hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz. Ülkemizde 1970-1980 dönemiyle 2014-2025 dönemi arasında 'En Yüksek Sıcaklık Ortalaması', 'En Düşük Sıcaklık Ortalaması' ve 'Ortalama Sıcaklık' kategorilerindeki artış, bir hayli çarpıcı seviyelerde bulunuyor. Sıcaklık artışları, ülkemizin içinde bulunduğu ısınma krizinin boyutlarını rakamsal olarak gözler önüne seriyor.

        1970-1980 dönemiyle 2014-2025 dönemi arasındaki 'En Yüksek Sıcaklık Ortalaması'nın artışı tam 2 °C olarak gerçekleşti.

        TÜRKİYE'NİN EN YÜKSEK SICAKLIK ORTALAMALARI (°C)

        • 1970-1980: 18,6

        • 1981-1991: 18,5

        • 1992-2002: 19,0

        • 2003-2013: 19,6

        • 2014-2025: 20,6

        1970-1980 dönemiyle 2014-2025 dönemi arasındaki 'En Düşük Sıcaklık Ortalaması'nın artışı ise 1,7 °C olarak gerçekleşti.

        TÜRKİYE'NİN EN DÜŞÜK SICAKLIK ORTALAMALARI (°C)

        • 1970-1980: 7,4

        • 1981-1991: 7,4

        • 1992-2002: 7,7

        • 2003-2013: 8,2

        • 2014-2025: 9,1

        1970-1980 dönemiyle 2014-2025 dönemi arasındaki 'Ortalama Sıcaklık'a bakacak olursak artışın 1,7 °C olduğu görülüyor.

        TÜRKİYE'NİN ORTALAMA SICAKLIKLARI (°C)

        • 1970-1980: 12,7

        • 1981-1991: 12,7

        • 1992-2002: 13,1

        • 2003-2013: 13,6

        • 2014-2025: 14,4

        İklim değişikliğinin vahim sonuçlarını en çok dile getiren ülkelerin başında bulunan Türkiye, 9-20 Kasım 2026 arasında Antalya'da düzenlenecek olan COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. COP31 İklim Zirvesi küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek amacıyla 2015'te kabul edilen, yasal olarak bağlayıcı uluslararası bir iklim antlaşması olan Paris Antlaşması'nın uygulanmasını hızlandırmak ve iklim finansmanını ölçeklendirmek için kritik önem taşıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, iklim krizine bağlı vahim sonuçların ortaya çıkmaması adına iş birliğine dayalı, adil ve sürdürülebilir küresel bir iklim geleceği için yüksek perdeden çağrıda bulunacak.

        Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, COP31 İklim Zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada; "İklim değişikliği hızlanırken paylaşılan sorumluluğumuz daha da netleşiyor. Türkiye, müzakereden uygulamaya geçişte dönüm noktasında Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapmaktan onur duyuyor. Tüm Tarafları iş birliğini güçlendirmeye ve taahhütleri somut eyleme dönüştürmeye davet ediyoruz" ifadesiyle iklim kriziyle mücadele etmek için ülkelerin iş birliğini güçlendirmesinin elzem olduğunu dile getirdi.

        COP NEDİR?

        1992'de kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında her yıl düzenlenen en üst düzey küresel iklim zirvesidir. Dünyanın dört bir yanından devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, bilim insanları, iş dünyası liderleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren COP, iklim değişikliğiyle mücadelede ortak eylemi müzakere etmek ve ilerletmek için birincil platformdur.

        Konu iklim olunca Habertürk TV Meteoroloji Mühendisi Hüseyin Öztel'in iklim değişikliğinin sonuçları üzerine görüşlerine başvurdum. Öztel, iklim değişikliğinin ekonomiye olan zararlarından, insanların fizyoloji ve psikolojisine kadar olumsuz sonuçlarına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

        "TÜRKİYE KIRILGAN ÜLKELER ARASINDA YER ALIYOR"

        Gündelik hayatımızı etkileyen, içinde yaşadığımız ve dünya yüzeyinin tamamına temas eden, ısı alış-verişinde bulunan atmosferimiz, bugün daha sıcak, daha fazla su buharı içeriyor ve bu ısı enerjisi ile su buharı, yeryüzüne daha şiddetli hava olayları getiriyor, yaşanan afetlerin boyutları yıllar içerisinde artıyor. 'Sağlık Meteorolojisi', meteoroloji biliminde önemli bir alt başlıktır ve bugün sıcaklık değişimleri, daha da önemlisi havanın basınç değişimleri insanları ve tüm canlılarla tarımı yakından ilgilendiriyor. Hava basıncı genel olarak yağışlı günlerde azalır, güneşli ve durağan rüzgarların olduğu günlerde artar.

        "BARAJLARIN DAHA HIZLI SU KAYBETMESİNE YOL AÇIYOR"

        Basınç değişimlerine ayak uydurmaya çalışan vücut iç basıncımız (kan basıncı), basınç değişimi meteorolojik olarak çok hızlı gerçekleşiyorsa zorlanır. Sıcak ve soğuk cephe geçişlerinde basınç önce hızla azalıp, ardından yükselebilir. 10-12 milibar'lık bir değişim 24 saatte gerçekleşiyorsa kendimizi halsiz, kemiklerimizi sızlıyor gibi hissedebiliriz. Örneğin lodostan esen rüzgârlı günlerde, ilk gün başımız ağrırken ikinci gün ağrı hafifler hatta tamamen geçebilir. Yüksek basınç alanları, hava kirliliği demektir ve ülkemizde kış kuraklığının temel sebebidir. Psikolojik olarak etkileri olabilen, soluduğumuz havanın kalitesi bugün sadece büyük şehirlerde değil, Anadolu'da da yer yer çok kötü durumda olabiliyor. Termik santraller, sanayi tesislerinin yoğunluğu ve madenler başta olmak üzere, hava kalitesini düşüren yerel faktörler var. Yüksek basınç alanları bu kirleticilerin atmosferde aynı alanda daha uzun süre kalmasını sağlıyor. Havanın yukarı seviyelerine doğru yükselip, saçılarak seyrelmesi gereken partiküller, bunun yerine şehirlerin üzerinde günlerce ağır ağır geziniyor. Ayrıca hava değişimine ve yağış oluşumuna izin vermediği için uzun süreli yüksek basınç alanları toprağın kurumasına, barajların daha hızlı su kaybetmesine yol açıyor.

        "EKONOMİYİ DE ETKİLİYOR"

        İklim değişikliği bu yüksek basınçlı günlerin sayısını ülkemizde artırabilir ve daha şiddetli sıcak hava dalgalarına yol açabilir. Avrupa'da ders konusu olacak bir yaz mevsimi yaşandı, Türkiye'de ise Rusya ve Ukrayna-Balkanlar rotasıyla gelen mevsime göre normal ve serin havalar yaşandı. Dünyanın her yeri aynı anda sıcak ya da aynı anda soğuk olamıyor, kutupsal soğuklar aslında bu duruma alışık olmayan güney enlemlerindeki ülkeler için oldukça hasar verici olabiliyor. Tarımsal don olayı tüm Avrupa'da ve Türkiye'de ekonomiyi de etkiliyor.

        "İNSANLARIN PSİKOLOJİK OLARAK BUNA DAYANMASI GÜÇLEŞEBİLİR"

        Tüm bu süreç içinde, hem emek hem de ekonomik kayıp yaşayan üretici insanların psikolojik olarak buna dayanması güçleşebilir. Dünya sıcaklık ortalamasının yükselmesi, sadece daha sıcak bir dünyamız olacağı anlamına gelmiyor. Sıcak hava ekvator ve çevresindeki enlemlerden hızla kuzeye, kutuplara doğru yöneliyor. Kuzey Avrupa ile Rusya arasında aşırı sıcak bir hava oluyor. Fakat o sıcak o güçte kuzeye çıktığında, yerine kuzeyden de güneye kutupsal soğuk hızla yolculuk ediyor. Türkiye, özellikle bahar aylarında bu soğukların rotasındaki bir ülke olarak aşırı değerlere, örneğin Konya ovasında -25°C'lere hazır değil. Bu ayrıca eğitim, ulaşım ve sosyal hayatı etkileyerek hareketliliği sınırlıyor. Gelecekte daha şiddetli sıcak ve soğuk hava dalgaları yaşamamız muhtemeldir ve uzun vadeli modellerde Türkiye genel olarak iklimsel değişikliklere karşı en kırılgan ülkeler arasında yer almaktadır.

        Gereksiz bir tartışma daha
        Gereksiz bir tartışma daha Haberi Görüntüle
        REKLAM
        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ